Yeni evlendiğimde börek çörek yapmayı bilmezdim. Bizim evde anca misafire pişerdi öyle şeyler. Annemin de klasik bir menüsü vardır zaten: teflonda börek, düdüklüde pandispanya, bir de mercimekli köfte.

Evlendiğimde ilk misafirlerim çocukluk arkadaşlarımdı. Pasta, börek yapayım dedim. Tarif de bilmem. İnternetten buldum şahane bir kek tarifi, Portakalağacı‘ndandı büyük ihtimalle, geçtim hemen başına. Aman Allah’ım benim kekin resimdekiyle hiç bir ilgisi olmadı. Bildiğin bisküvinin kalınlığından biraz hallice. Çıtır çıtır şekeri de ağza geliyor. Bir de tepsinin dibine yapıştı çıkmıyor. Üstü de yandı. Börek desen cık cık hamur oldu, için bulanmadan yutman mümkün değil. Üstelik onu da kazıman gerekiyor tepsiden. Üç parça halinde anca çıkıyor.

Başlarında anıra anıra ağlarken ben arkadaşlarım geldi. O kadar moralim bozulmuştu ki. Onlar da dört dörtlük ev hanımlarıdır ha. Rezil oldum. Onlar bile şok oldular gördüklerine. “Nasıl becerdin?” dediler. Anlattım. Güldüler. Biri kekin başına geçti öteki böreğin. Bir yandan yaptılar bir yandan anlattılar:

Efendim, kek kabarsın diye yumurta ılık olurmuş mesela. Ben direk buzdolabından kullandım. Sonra şekerle iyi çırpmak gerekirmiş yumurtayı. Ben yirmi saniye bile çırpmadım. Sıkıldım, yeter dedim. Sonra keki ılık fırına verip en az yirmi dakika hiç açmamak lazımmış. Bendeniz salak hem soğuk fırına koydum hem de her beş dakikada bir açtım. İlkinde kakao koymayı unutmuşum. Açıp kakao koyup karıştırdım. Sonra aklıma geldi bir kez daha açıp bir de ceviz ekledim. Sonra da açıp açıp pişti mi diye baktım. Böreğin de üzerine sürülen yumurtasını tepsiye değdirmemek lazımmış, yapışırmış. He bir de tabi içi kuru olmasın diye tarife bir bardak süt daha eklemeye gerek yokmuş. Püf noktalarıymış bunlar. Öyle her tarifte yazmaya gerek yokmuş, herkes bilirmiş zaten.

Öf ben ne bileyim ya. “Bunlar evlenmeden önce öğrenilir kızım, ananın evinde yakacaktın, dökecektin, kocanın evine hazır gelecektin,” dediler. Onu bekleseydik o hooo. İlk bulduğum ciddi alıcıya atladım ben. Neyse diyeceğim o ki o gün hayatımdaki en büyük kek, börek dersini aldım. Daha sonraki seferlerde biraz daha iyi yaptım ama yine de ortaya övünülecek bir şey çıkaramadım.

Bebeler doğduğundan beri ne kek yaptım ne börek. “Çocuklar sever, pişirsene” diyorlar. Tabi bekara karı boşaması kolay. Kimse demiyor iki bebeyle nasıl yapacaksın. Bebelerle yemekleri nasıl yaptığımı anlatmıştım. Ne yalan söyleyeyim, karnımızı doyurduğumuza şükrediyoruz. Fazlaca bir beklentimiz yok. Bebelerin kek, börek ihtiyacını da sağ olsun parktaki hanımlardan karşılıyordum. Ya da bir arkadaşta misafir olduğunu duyunca akşam ya da ertesi gün artıkları sıyırmak için bebelerle uğruyorduk. Onlar doğalı evde hiç kek pişirmemiştim.

Geçen gün oğlanla kız nereden estiyse “Annea, kek” diye eteğime yapıştılar. Kıyamadım. Başına geçmeye korktum ama nasıl olsa hayat normalleşti artık, eskisi gibi olmaz dedim. Hem tuvalet eğitimini de ertelememiz şerefine bir kokteyl vermek istiyordum zaten. Hani bloglara koyarlar ya temalı günler, efendim, tema diş bulguru olur, bebeli pastalar, dişli kurabiyeler, peçeteler… İşte benimki de çiş olsun dedim. Dişleri çıktığında bir şey yapamadım ama en azından çişi erteleme partisi vereyim.

Hemen başına geçtim. Bebeler bir bölüm Keloğlan izlerken hızlı hızlı kek yapmaya başladım. Önce eski pasta defterimi buldum. En zor kısmı buydu, kabul ediyorum. Sonra içinden bir tarif seçtim. Bir ölçü çok olur diye ikiye böldüm tarifi. Hani kadınlar tarif verirken derler ya “Ay aslı şöyleydi ama ben şöyle yaptım.” İşte o bilmişlikle yapmak istedim. Nereden baksan son 2,5 senede mola vermiş olduğuma bakma on seneye yaklaştı ev hanımlığım. Bilirim artık böyle şeyleri. Ahan da işte sonuç:

Kız bile şaşırdı keki görünce. “Anne bunun dili mi çıkmış?” dedi. Ben de konsepte uygun olsun diye “Yok çişi çıkmış,” dedim. Beğendiler tabi! Ama tabi çocuk oldukları için. Analarının tarifi bile doğru düzgün okumayı beceremeyip “1 su bardağı sütü” salak gibi 1 bardak süt, 1 bardak su anladığından, iş işten geçtikten sonra yanlış anladığını anladığından, hamuru kurtarmak için önce ölçü hesabı yapmaya çalışıp sonra matematiği yetersiz kalınca kafasına göre içine un boca ettiğinden. Sonra da “E şekeri az oldu” deyip fırına vermeden hemen önce şeker ekleyip tek tek karıştırdığından haberleri yok tabi. Varsın olmasın. Bayıldılar valla. Sözü Portakalağacı Hatice gibi bitireceğim: “Ayy anında tükendi, resmi zor çektim.”

Çiş partimizden

 

Paylaş: