Evet, biliyorum, yazının ilk bölümü yok. Ama yakında olacak inşallah. 😉

İşin aslı milyonlarca yıldır şu yazıyı yazmaya çalışıyorum. Kaç senedir kullandığım defterlerin hepsinde bu yazı için notlar almışım. Gel gör ki bir türlü toparlayıp yazamamışım. Çünkü çok kapsamlı!

20160128_122400

Konuyu her zamanki gibi yine tarihsel süreç içerisinde işleyecektim ama ay içinden çıkamadım. Parçalara ayırmaya karar verdim. Anlatmaya da ortasından başladım. İlk fırsatta başını ve sonunu da yazacağım inşallah. 😉

Ben kendimi bildim bileli evden çalışıyorum. Havalı adıyla home-office. Malumunuz tercümanım, bilgisayarımı nereye koysam ofis ilan edebilirim. Bebelerle birlikte hayatımda hemen hemen her şey değişti ama -inanmayacaksınız eminim- bebeler doğduktan sonra çalışmayı bırakmadım. Evet, çok zaman aldığı için artık çeviri yapamıyordum ama kitap yazmaya devam ediyordum. Öyle ki çocukların ilk senesinde bir kitap bile çıkardım. İlk bir buçuk yaşa kadar çocuklara tek bakmadım. O dönemde günde bir – iki saat odaya kapanıp yazı yazabiliyordum.

Ama bu lüksüm uzun sürmedi. Çocuklara tek başıma bakmaya başladığımda henüz iki yaşında yoklardı. Bir de iş stresi yaşayıp kafayı oynatmamak için işe ara verdim. Yazma hevesimi blogla bastırıyordum. Hamakta iki çocuk sallarken ortalarında bloga yazı girmeye çalıştığımı ya da birini emzirip ötekini ayağımda sallarken tek elle klavyeyi tıkırdattığımı çok bilirim.

Blog büyük bir tatmin sağlasa da yine de çalışmayı özlemiştim. Çocukların sık sık “Di mi anne babamın işi var, senin işin yok” demelerine de ayrıca gıcık oluyordum. “Hayır, benim de işim var. Sadece sizin için ara verdim. Ben yazarım,” diyordum. “Aa adını mı yazıyorsun anne,” diyorlardı. Hııı hıı. :/

Hele bir gün beni öyle bir zortlattılar ki hiç unutmam. Çocuklar bir şey arıyordu. Nerede olduğunu sordular. Ben de çalışma odamda dedim. İkisi de almak için koşarak odadan çıktılar, sonra yine koşarak geri yanıma döndüler. Şaşkın şaşkın “O oda hangi oda anne?” dediler. “E çalıştığım oda.” İkisi de birbirine baktı. Sonra kızın kafasında ampul yandı. “Haaa şu çamaşır astığın oda mı?” Hıı hıı. :/ “Yani ütü yaptığın oda mı?” Hıı hıı. :/ “Orası senin çalışma odan mı?” “:(( Hıı hıı :/ “Kardeşiim duydun mu oyuncak odamız annemizin çalışma odasıymış!” :/

Resmen çalışMA diyor. :/

Resmen çalışMA diyor. :/

Kendime azıcık bir hava, bir tutam karizma katmak istemiştim ama gördüğünüz gibi bebeler alıp yere çaldılar beni. Anladım ki çalışma odam da tıpkı hayatım gibi çoktan istila edilmişti. Bu böyle gitmez dedim ve hırslanıp tekrar işe dönmeye karar verdim. İşe dönecektim dönmesine de iki küçük bebeyle nasıl olacaktı o iş? Herkes kreşe gönder baskısı yapıyordu ama istemedim. Daha küçüklerdi.

O dönem evde çalışan anne yazılarına baktım diğer kadınlar nasıl yapıyor bu işi diye. Kocaları çocukları devralmıyorsa, analar genellikle üç zaman diliminde çalışıyorlardı: çocuklar uyurken, oynarken ya da TV izlerken.

– Bebelerim uyumuyordu. Biri uyursa öteki mutlaka ayakta oluyordu. Gece onlardan önce ben devriliyordum. Sabah da onlardan önce kalkmak mümkün değildi, zaten güneşten önce uyanıyorlardı. O yüzden bu maddeyi çizdim.

– Birbirlerine zarar verirler diye yalnız bırakamadığım için “oynarlarken” kısmı da mümkün değildi. Aynı odada olduğumuzda da dan dundan kafamı bir türlü toparlayamıyordum. Ayrıca tepeme tırmanıyorlardı. Oyalansınlar da biraz sesleri kesilsin diye bir ara her şeyi ortaya döküyordum. 15 dakika kafamdan inmeleri karşılığında en az iki saat ortalığı toplamam gerekiyordu.  Bu maddeyi de içim kan ağlayarak çizdim. Zira sinirimi bozmaktan başka bir işe yaramıyordu.

– TV izletmiyordum. Nah bu da gitti.

Gördüğünüz gibi bebelerle bir başımayken çalışma şansım hiç yoktu. Ben de günde bir iki saat gelecek, onları oynatacak bir abla buldum. Abla harikaydı, çok şekerdi, bebelerle güzel ilgileniyordu ama benim bebelerim çalışmak için odaya girdiğim an sanki onları cami avlusuna terk etmişim gibi kapımın önünde ağlaşıyordu. Hadi ola ki abla kandırdı bebeleri içeri götürdü, iki dakikada bir kapıyı çalıp “Anneaaa bişey sorcaaaam, işin ne zaman bitecek?” diyorlardı. Ya da toyletten bağırıyorlardı: “Anneaaa bittiiiiii!” :/

Baktım böyle olmayacak, her gün bir zırıltı, bir gürültü, saatte elli kere yerimden kalkıyorum, yarım saat doğru düzgün çalışamıyorum, bir gün karşıma aldım bebeleri, konuştum: “Bakın yavrularım, çalışmam lazım. Siz biraz ablanızla bu odada oturun, ben de çalışıp para kazanayım. Sonra da paraları birlikte çatır çutur yiyelim,” dedim. “İyi de para yenmez ki anne,” dedi kız. Hmm haklı velet. “Tamam, parayı yemeyelim, ama parayı istediğimiz şeylere harcayalım. Mesela oyuncak alalım, lunaparka gidelim, iskender yiyelim, nam nam naaam, midem şimdiden salgı yaptı vallahi.” “Olmaz,” dedi oğlan. “Ben onları istemiyorum. Ben seni istiyorum anne. Çalışma, bizimle ol.” :/

Çocuğun bu lafı üzerine vicdanım param parça oldu, kafamı taştan taşa vurdum, sürüm sürüm süründüm mü? Ne yalan söyleyeyim, nayır! Bebe ve ev odaklı yaşamaktan o kadar bunalmıştım ki hiç oralı olamadım. Bir de zaten uzaya gitmiyordum. Ayol iki metre ileride, sağdaki odadayım. VE SADECE İKİ SAAT İÇİN! Onda da en az beş kez çenelerini dinliyor, üç kez popo siliyorum. Bu kadar ya yapışılmaz ki anaya! Tamam, sayelerinde tipim kaydığı için pek çaktırmıyordu ama en nihayetinde ben de insanım yahu!

Peki çalışabildim mi? Hmm. Çalışmaya çalıştım. Baktım da şimdi o dönem üç kitap yazmışım. Anlayacağınız uzun vadede mücadeleyi bebeler kazandı. Aynı çatı altındayken doğru dürüst çalışmamın imkanı yoktu. Ben de yeniden işe ara vermeye karar verdim. Tabi ki de çocuklar okula başlayana kadar!

— devam edecek

 

Paylaş: