Geçenlerde bir arkadaşımla konuştum. Uzun süredir konuşmamıştık. “Ne bu halin kızım yaa. Bazen yazdıklarını okuyorum, afakanlar basıyor beni, kim bilir sen ne haldesin. Sen böyle olacak insan mıydın? Enerjiktin, neşeliydin, canlıydın, özgürdün…” dedi. Telefonu kapatınca doğru vallahi dedim. Ne idim, ne oldum. Ne hayallerim vardı, pasaklı bir ev kadını oldum çıktım. Çok da sıkıcı bir hayatım var. En büyük gündemim şu aralar evde dönen b.k muhabbeti. Kaç sidik tuvalete isabet etti, kaçı nereye gitti… falan filan. Üstüm başım dökülüyor zaten. Parka bebelerin peşine giydiğim bir ayakkabım var, gören sadaka verir. Saçımı en son ne zaman taradığımı hatırlamıyorum bile. Tiksindim bir an kendimden. Zaten depresiftim. Hayıflandım durdum. Doğurmasa mıydım acaba dedim. Canım sıkkın halde arabanın teybini açtım. Bir şarkı çıktı: “Ne yapardım bilmem seni bir gün görmesem /Sesini bile duymasam ne yapardım bilmem.” Böyle bir şarkı kime söylenebilir ki dedim. Bir gün görmemeye, sesini bir gün duymamaya dayanamayacağın  insan var mıdır? Düşündüm, düşündüm ve buldum! Evet, bılişlerimin yüzünü bir gün görmesem, seslerini duymasam dayanamam ben! Ne kadar iyi ve sağlıklı olduklarını bilsem de dayanamam. Peki dedim, yokluklarına bir an dayanamıyorum ya onlar olmasa ne yapardım?

Onlar olmasa kim sabah parmağını gözüme sokarak beni uyandıracak, gözümü açar açmaz sırıtan sevimli suratıyla “Anneciiiim, ben uyandım, seni çok özledim, hadi kalk” diyecekti?

Çarşıda, pazarda, tuvalette… her nereye gitsem kim bana eşlik edecekti?

Bir kedi olup miyavladığımda, kim bana sarılıp “Annea, sen benim en sevdiğim hayvanımsın,” diyerek beni onurlandıracaktı?

Depresyona girdiğimde, sinirden ağzımın içini ısırdığım zamanlarda kiminle güreşip poposunu dişleyerek stres atıp rahatlayacaktım?

Peki, elektrik kesildiğinde “Korkma annecim, ben senin yanındayım,” diyerek kim yüreğimi ferahlandıracaktı?

Üzüldüğümde, ağladığımda “Annecim, seni kim üzdü? Ben onu camdan atarım,” diyerek kim beni rahatlatacaktı?

Birazcık morale ihtiyacım olup “Dünyanın en güzel annesi kim?” diye sorduğumda “BEEENNN!” diye bağırarak kim tüm dertlerimi unutturup beni kahkahalara boğacaktı?

En sevdiğim çizgi film “Sünger bok”u izlerken bana kim eşlik edecekti?

Yaptığım yemeği yerken gözlerini kapatıp “Nam nam naaaamm harika olmuş,” diyerek kim beni dünyanın en iyi şefi gibi hissettirecekti?

Kim benim de canımın çekeceğini düşünüp ağzındaki lokmasını çıkarıp benimle paylaşmak isteyecekti?

Ya da bir köşeye çekilmiş kitabımı okumaya çalışırken kim yemek takımını ortaya döküp iki dakikada benim için şahane çaylar, pastalar, börekler pişirecekti?

Saksağandan hallice sesimle söylediğim şarkıları kim dinleyecekti?

Kim “Annecim, sana hediye aldım,” diyerek sehpa, terlik, makas… içerde ne bulursa getirip ayaklarıma serecekti?

Bir yerim ağrıdığında kim “Uf mu olmuş, dur öpiiim de geçsin,” diyerek acil sağlık hizmeti sunacaktı?

İnsanlar arasında lakabım kuru tilki, güdük, bıdık… iken kim “Sen kocaman bir annesin!” diyerek kendimi boylu poslu hissettirecekti?

Yaptığım çöp bebeklere, hamur böceklere kim sanat eseriymiş gibi değer verecekti?

Benim gibi elinden hiç bir iş gelmeyen bir insana “Annea arabamın farı kırıldı. Diker misin? Sen çok güzel dikiyorsun,” diyerek kendini maharetli hissettirecekti?

Kimin ekşi kokusunu içime çekip çekip doyamayacaktım?

Her şeyi bana sorup sorgusuz sualsin ne dersem diyeyim her dediğimi kabul ederek kim kendimi allame-i cihan gibi hissettirecekti?

Kim sevindiğinde, üzüldüğünde, heyecanlandığında, kızdığında… koşup bana sarılarak “İyi ki varım” duygusu uyandıracak, onları her gördüğümde kendimi iyi hissetmemi sağlayacaktı?

Kimi bu kadar sevebilecektim ya da kim beni bu kadar sevecekti?

Peki ya bebelerim olmasa bu bloğa ne yazacaktım? Sabah kalktım, tuvalete gittim, elimi yüzümü yıkadım, kahvaltı hazırladım… mı yazacaktım? Böyle blog mu yazılır? Düşündüm de ne sıkıcı bir hayatım olacaktı ya Rabbim. İyi ki doğurmuşum lan ben bu sıpaları. Yavrularım olmasa ne yapardım bilmem…

Paylaş: