Bugün hayatımda bir ilk yaptım, bebeleri yalnız bırakıp dışarı kaçtım. Bir buçuk yıl önce yazmışım, ben pimpirikli bir insanım, hayatta bebelerimi tek başına evde bırakmam diye. Bugün şak diye tükürdüğümü yaladım. Pişman mıyım? Asla! Yine olsa yine yalarım.

Bu sabah kalktım ki hava gıcık. Şar şar yağmur yağıyor. Bizde de olacağı bu ya ekmek yok. Sonunu akşam yemiştik. Ekmeksiz bir kahvaltı düşündüm, bir çorba yapayım falan. Üşendim. En iyisi bir ekmek alıp işin içinden sıyrılmak. Ama o da az dert değil doğrusu. Şimdi bebeleri hazırlayıp birlikte ekmek alıp gelmek bildiğin üç saat. Önce peşlerinden koşulacak, sonra köşeye kıstırılıp yakalanacaklar, üstlerine zorla bir şeyler takılacak, bu arada kendi üstünü giyeceksin, bebeleri kapının önüne çıkaracaksın, ayakkabılarını kendileri giymek için tutturacaklar, onu bekleyeceksin, “merdivenlerden vay ben önce inecektim, sen beni beklemedin, vay evde bir şey unuttum ,” diye kavga dövüş ineceksin, e dışarıda yağmur var, her su birikintisine zıplayacaklar, donlarına kadar ıslanacaklar, çeke sündüre yürümeye çalışacağım, bu arada yağmuru gören solucanlar sokağa atlamış olacak, her üç adımda bir, bir salyangozun peşine düşeceğiz, tekrar çeke sündüre biraz daha yol gideceğiz, zor bela üç adım ötedeki bakkala ulaşacağız, bakkalda onu isterim, bunu isterim muhabbeti başlayacak, zaten aç olacaklar, sağa sola saldıracaklar, ben “cipisi evde yaparız, şeker yerine pekmez içeriz,” muhabbetine gireceğim, zor bela bir ekmeyi  kapacağım, dönüş yolunda ekmeyi sen taşırsın, ben taşırım kavgası çıkacak, bu sefer de parka gitmek isteyecekler, ya götürüp biraz oynatacağım ya da oyuncaklar ıslak diye zor bela ikna edeceğim, salyangozlardın arasından çeke sündüre eve ulaşacağız, bu sefer de zile ben basacaktım, kilidi ben açacaktım kavgası yaşanacak, kan ter içinde kendimi eve atacağım, bebelerin paçasından çamur akan pantolonlarıyla ayakkabılarını çıkarıp ellerini yıkamaları için banyoya uçuracağım, temizleyip kurulayıp yeni bir şeyler giydirmeye çalışacağım… o hoooooooooooooooo ölme eşeğim ölme dedim ve alternatif bir yol olarak bir çizgi film açayım, bebeleri önüne bağlayayım, bir koşu ekmek alıp geleyim dedim.

Önce durumu onlara açıkladım, tabi kendileri de gelmek istediler, mızıklandılar. Sonra ben niye onları götürmek istemediğimi dört beş paragraf halinde açıkladım. Hak verdiler sanırım. “Tamam anne biz çizgi film izleriz, sen git, gel,” dediler. Süper!

Hemen giyindim, çizgi film açtım, bunları kanepeye oturttum. Bir yandan da bilgisayar donar diye korkuyorum. Ekran donarsa kalkarlar yerlerinden. Sonrası da Allah kerim. Yoğun istek üzerine bir pembe panter açtım, kesinlikle yerlerinden kıpırdamamalarını, dış kapıyı açıp peşimden gelmeye kalkmamalarını tembihledim, yerimden fırladım.

Dış kapıyı üzerlerine kilitlemedim ki Allah korusun olur ya dışarıda bana bir şey olursa ya da anahtarı kaybedersem falan evde kilitli kalmasınlar. Ama tabi biri kapıyı çalarsa da hemen açarlar bu durumda. Neyse koşar gelirim dedim. Kapıdan çıkmadan okudum üfledim, Allah’ım sana emanet dedim, tabanları yağladım. Bir koşuyorum, bir koşuyorum… Bakkalla aram 200 metre bile değil ama sitenin etrafından dolaşmam gerektiği için biraz uzuyor yol. Nasıl koştuysam dalağım şişti. O sırada düşünüyorum, ya şöyle olursa ya böyle olursa, ya deprem olursa ya yangın çıkarsa ya biri gelir de bunlar kapıyı açarsa… Heyecandan ve stresten kalbim yerinden çıkacak.

Neyse bakkala daldım. Bir ekmek aldım. Ellerimin titremesinden bir türlü torbayı açıp içine koyamadım. Torbaya koymaktan vazgeçtim. Parasını ödeyeyim dedim, bakkala ekmeyi uzattım bekliyorum. Bakkal da bana bakıyor hö diye. O an fark ettim, ekmeyi geri aldım, parayı verdim, üstünü aldım, tekrar fırladım. Dönüşte şiş dalaktan dolayı koşamadım. Zaten apartmanı görüyorum, bir şey olursa yetişirim diye kendimi sakinleştiriyorum. Neyse merdivenleri beşer onar çıktım. Zili çaldım. Açtılar! Ben yolda kaza geçirip ölmemişim, ev yanmamış, pencereden atlayan olmamış, deprem olup enkazda kalan yok, adamın biri gelip bebelerimi çalmamış… Mutlu son! Dediğimi yapıp yerlerinden kalkmadan çizgi film izlemişler. Serüvenim 10.44’te başlayıp 10.49’da son buldu. Rahatlamış bir şekilde mutfağa girdim ki o da ne? Masada ekmek! Sabah babaları bize ekmek alıp bırakmış. Nanik nanik! Neyse dedim hiç olmazsa acil durumlarda tükürüğün nasıl yalanacağını öğrendim. Bu da tecrübe olarak uzun zaman bana yeter.

Paylaş: