Bu aralar elimde Sabiha Paktuna’nın Çöp Çocuk kitabı var. Geçen bir arkadaştan gördüm, annelik akademisi beleş veriyormuş diye, hemen atladım aldım. Çocuk çizgilerine çok meraklı biri olarak bir nefeste okudum kitabı. Kitap elbette resimlere bakıp falcılık yaptırmıyor ebeveyne. Çocukların resim yeteneklerinin gelişimini aşama aşama göstermiş. Gelişimleri farklı olan çocukların çizgilerinden örnekler vermiş. Resimlerde çok sık rastlanılan sembollerle ilgili de bilgi var. Konuyu merak eden biri olarak ilgiyle okudum. Tabi okumak yetmez, ilkokuldan kalma alışkanlıkla okuduğumuzu anladık mı diye sınamam gerekti. Hemen elime iki kâğıt alıp bebelere resim çizdirdim.

Çocuklar ilk insan figürünü üçüncü yaşın ortalarına doğru çıkarırlarmış. Kız daha önce de benim evdeki hamam böceklerini görüp çizdiğini sandığım kendisinin ise kardeşi olduğunu iddia ettiği resimler çizmişti. Aşağıdaki resmi de dün çizdi. Yine oğlan portresi çalışmış.

yakışıklı oğlum

yakışıklı oğlum

Bu yaşta bebeler kolları kafanın bir tarafından, ayakları da başka tarafından çıkarırlarmış. Göz ve ağız olan yuvarlaklar yaparlarmış. Aha gördüğünüz gibi kızım tam yaşının bebesi. Bu arada çocuğun imajı çizgi ile sembolleştirmesinin yanında bunu çizecek kadar sabır göstermesi de dikkat süresinin yeterliliğinin işaretiymiş. Dikkat edebilme ve yeterli dikkatini verebilme yeteneği akademik başarının ilk yapı taşıymış. Fevkalade. Kız kesin doktor olacak, nah buraya yazıyorum.

Gelelim oğlana. Oğlan her zamanki gibi resimle üç saniye kadar ilgilendi. Birkaç çiziktirik attı. Sonra kalemlerle oynamaya başladı. Birbirlerine taktı, kapaklarını değiştirdi, ağzına burnuna soktu…

kalem lego

kalem lego

Sonra da kızı taciz etmeye başladı. Yaptığı resmi karalamak için uğraştı. Masaya çıkıp kalemliğe bir tekme attı. En sonunda da odadan atıldı. Canım sıkıldı doğrusu. Masa işine gelince hep böyle yapıyor. Kurtlu herif oturamıyor bir türlü. Ne hamurla oynar ne makasla. Neredeyse bir senedir ellerine makas veriyorum, hâlâ bahçe makası gibi iki eliyle tutup kesiyor. Hamurları tırnak tırnak parçalıyor. Aldığım boya kalemlerininse haddi hesabı yok, anca havaya atıp kafamıza kurşun yağdırıyor. Bu gidişle nah buraya yazıyorum, girse girse ek kontenjandan kaldırım mühendisliğinin ikinci öğretimine girecek. 🙁

Gelgelelim bana. Kafam kel değil ya ben de katıldım resim furyasına. Kitabı okurken zaten sürekli sayfalara bakıp kahkaha atıyordum. Hepsi de benim okul hayatımdan kalma gibi. Daha önce de anlatmıştım resimle aram hiç iyi olmadı. Ortaokulu bitireli yirmi yıla yaklaştı, hâlâ kâbuslarımda resim dersinden not almak için resim yapmaya çalışıyorum. Ben de boş durmadım hemen şahane bir doğa resmi çizdim.

çöp kadın

çöp kadın doğada

Gülmeyin, yemin ederim bunu sırf resmini çizmek için çiziktirmedim. Bu benim gerçek bir çalışmam. Evet, eskiden de aha aynı bundan çiziyordum, hâlâ da sadece bu kadar çizebiliyorum. Ne yazık ki resim kabiliyetim takıldı kaldı o seviyede. Belki bir iki atraksiyon daha yapabilirim. Mesela kapıya kibrit kutusu benzeri bir araba, evin camına çiçekli bir perde… O kadar. Resmim bitince değerlendirmek için hocanın kitabını açtım. Durum şudur:

  • Güneş-bulut, güneş-dağ kompozisyonları ortaya çıkan ilk kompozisyonlarmış. Şükür ilk adımı atmışız. Onu da yapamayanlar var değil mi? Güneş ve dağ daima mutluluk, neşe, bütünlük sembolü olarak resimde yer alırmış. Mutsuz temalarda bu figürlere rastlanmazmış.
  • Ev figürü de insan ve güneşten sonra üçüncü sırada ortaya çıkan figürmüş. Gayet doğal bir gelişim göstermişim yani. Evlerin mutlaka bir çatısı, tüten bacası, kapısı, kapısının önünde yolu olurmuş. Mutlu evlerin çatısı kırmızı çizilirmiş ve hava güneşli de olsa mutlaka dumanı tütermiş. Tüten baca yaşam belirtisiymiş.
  • İçinde yaşayanların mutlu olduğu evlerde kapı önünde, etrafta çiçekler olurmuş.
  • Evin içinde olmak bir ayrıcalıkmış. Sadece çocuk mutlu olanları eve yerleştirirmiş. Ben de hatırlıyorum hep camdan bakarken çizerdim kendimi. Burada niye dışarıda çizmişim bilmiyorum. Büyük ihtimalle evdeki ikizlerden kaçıyor bilinçaltım. Gerçi bu eve sığıp pencereden bakmak da zor iş ha. Amma küçük yapmışım.
  • Resimlerdeki ağaç da bolluk, bereket, neşe ve sevinç sembolüymüş.
  • Hayvanlara gelince, her ne kadar M harfinden kuş ve 62’den yapılan kedi ve nehirde yantiri yantiri yüzen balıklardan başka bir hayvan çizemesem de anlaşılan o ki doğaya merakla karışık sıcacık bir sevgi besliyormuşum.
  • Dere de çocuğun özgür doğa özlemini yansıtırmış.
  • Çizdiğim bebeye gelince. En azından estetik gelişmiş. Cinsel kimlik oluşmuş. U’dan kafa, şişkin omuzlar ve göğüs, saç belirgin bebede. Maşallah epey aşama kaydetmişim bu konuda.

Bu verilere göre arkadaşlar bir analiz yapacak olursak diyebiliriz ki bilişsel gelişimim beş yaşından beri olduğu yerde sayıyor. Hayal gücü vasat. Artistik özgün yetenekse, o da ne? El göz koordinasyonu Allah’a emanet. İnce motor yanmış. Kalın motorda rölantide ses var. Resim yeteneğimle kreşten bile mezun olamaz durumdaymışım. Allah’tan gitmedim.  Ama ama ama ama ama çok mutlu bir çocukmuşum be! Yetmez mi?

Paylaş: