Bir arkadaşım var.  Benimkilerden bir iki ay büyük bir çocuğu var. Çalışan bir anne. Bebekten kısa süre sonra işe döndü. Bebeler çok küçükken görüşmüştük. Ben perişan haldeydim tabi.  Saçlarım yağ bağlamış, kokumdan yanıma yaklaşılmıyor, gözlerimin altında mor halkalar… Bebelerimse her daim ciyak ciyak ağlıyor.

Onunkisi çok usluydu maşallah. Geldi, gitti, sesini duymadık. “Zor olmuyor mu çalışan anne olmak?” dedim. “Yoo,” dedi. Kayınvalidesi bakıyordu çocuğuna. Keyfi yerindeydi. “Peki ya uyku?” dedim. “Sabah kalkıp işe gitmek zor olmuyor mu?” “Yoo,” dedi. Çocuk gece uyanmıyormuş pek  zaten. “Uyanınca çok mutlu oluyoruz,” dedi. “Hemen babasını da uyandırıyorum birlikte fış fış kayıkçı oynuyoruz.”

Başka da soru sormadım, gözüm döner, elimden bir kaza çıkar, kayığın küreğini kafasına falan geçiririm diye korktum. Bu nasıl romantik bir hayat lan! Amerikan filmi mübarek.

O günden beri hayıflanırım ne pis bir gece hayatımız var bizim diye. Doğduklarından beri kavga gürültü, çığlık… Bloga koskoca kategori bile açtım: Uyku gözümde tütüyorsun diye… Gece kuşağında geçen bir tatlı anımız yok ha. Dört sezondur her gece ayrı bir trajediyle Hint filmi çeviriyoruz. 3,5 yaş bitti daha gece dertleri bitmedi. Bu ne be?

Geçen gece yine pert halde ağzım açık uyuyorum. Saat kaç haberim yok. Saati kaldıralı çok oldu odadan. Görünce sinirlerim tepeme çıkıyor. Oğlan geldi yanıma. Çiş mi lan yine? Yok dedi. Bizimle yatmak istiyormuş. Olmaz, yatağına git, dedim. Gitmek istemedi. Kedi gibi mırıl mırıl mırlıyor. İlle yatağa girecek. Git lan diyorum, ayağımla pıskırtıyorum. Gitmiyor. Yanımıza yatacakmış. Oğlum bacın içeride yalnız kalır. Yaaa yanımıza yatmak istiyor. Beni çok özlemiş. Tam cingarı çıkarıp avaramuya bağlanacaktım ki oğlumun yüzüne baktım. Ayyy laaaaaaaan ne güzel doğurmuşum ben bunu. Ne kadar tatlı. Minnoş. Uyku tulumu da ne yakışıyor. Dombilik dombilik olmuş. Sevesim geldi. Gel len dedim. Pır diye atladı yatağa. Girdi aramıza. Şap şup öptü beni. Ben de onu yaladım. Etini sıkıştırdım. Kıkır kıkır güldü. Güreştik. Öpüştük. Koklaştık. Nasıl da tatlı kokuyor. Ne zamandır yıkamadım tabi. Öz hakiki yavru kokusu olmuş. Boynunu boğazını kokladım. Tüylerini okşadım. G.tünü başını ısırdım. Hâlâ kıkırdıyor. O da beni ısırmaya çalıştı. Tekrar bir güreş. Kikir kikir. Tulumun içinde de sıcacık olmuş. Fırından yeni çıkmış poğaça tadında. Ne koklamaya doyuyorsun, ne ısırmaya kıyıyorsun. Oynaştık epeyce. Sonra da sarıldık birbirimize. Tekrar tekrar öpüştük. O uyudu. Ben de onu izledim. Şükürle, mutlulukla.

Sabah ezanı okunurken hâlâ uyuyamamıştım ama bu sefer ağlamadım. Nihayet doğduklarından beri güzel bir gece anımız oldu. Bunu da yazayım, kayıtlara geçsin de hepten analarını cadaloz bi karı sanmasınlar. Tüh lan, babasıyla bacısını da uyandırıp uzuneşek oynasaydık keşke. Bak bu hiç aklıma gelmedi. Romantik olmayı bir türlü beceremiyorum zaten. :/

romantik

Paylaş: