İlkokulda bir sınıf arkadaşım vardı. Bir an yerinde durmazdı. Derste de oturmazdı. Her fırsatta ya kalem açmaya ya bilmem ne yapmaya sırasından çıkar sınıfta dolaşırdı. Çok disiplinli bir o kadar da iyi bir öğretmenimiz vardı. Çocuk öğretmenimizi çıldırtırdı. “Kurt mu var oğlum sende?” derdi öğretmenimiz. Ya da “Yerinden su mu çıktı? Niye oturmuyorsun?”

Bizim öğretmenimiz hadi yine iyiydi de diğer branş öğretmenleri çok hırpalardı çocuğu. Mesela bir beden öğretmenimiz vardı, tescilli psikopat, bir gün sırayı bozup su içmeye gitti diye kulağından tutup kafasını çeşmenin duvarına geçirmişti çocuğun.

Sonra bir de deney öğretmeni diye biri çıkmıştı piyasaya. Dördüncü sınıftaydık galiba. Ya da beş. Haftada bir saat gelir fen kitabındaki deneyleri yaptırırdı. İşte o kadın o çocuğa dersi dinlemiyor, dikkatini dağıtıyor diye bir sene eziyet etti. Hiç unutmam bir gün  bir küçükbaş hayvanın iç organlarını getirmiş sınıfa. İşte bize gösteriyor bakın bu akciğer, nefes borusu üflenince şişiyor filan. Neyse bu çocuk yine rahat duramadı sırasında. Ben de sıra arkadaşıyım da oradan biliyorum. Ayağa kalktı, kıpır kıpır bir şeyler yapıyor. Kadın bir cırladı gel tahtaya diye. Çocuk tahtaya çıkınca pis akciğeri yüzüne vura vura bebeyi dövdü iyi mi?

Sonra sınıfta bir çocuk daha vardı. Adını hatırlamıyorum ama onun lakabı da Tostos’tu. Çok yavaş bir çocuktu. Bir saatte tahtada yazılanı defterine geçiremezdi. Öğretmen bir şey anlat dese cümle kurması dakikalar sürerdi. Her gün zaten istisnasız geç kalır azar yerdi. Bu çocuk da çok hırpalandı. Tembel diye. Bir türlü elinden iş çıkmıyor diye. Ödevlerini bitiremiyor diye. O da çok dayak yedi, çooookk.

Geçenlerde hayykitap sağ olsun bana bir kitap göndermiş. Çocuklarda Dürtüsellik diye.

351

Birkaç gündür kitap elimde. Kitapta adını çok sık duyduğumuz işte hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi bozukluklardan söz ediyor. Belirtilerini okurken tüylerim diken diken oldu. Her maddede geçmişe dönüp aha bu da vardı, aha bu da vardı… dedim. Belli ki örneğini verdiğim ilk çocuk hiperaktifti. Sınıfta ayakta durması, yerine bir türlü oturamaması, dikkatini derse verememesi, aklına düşeni yapması… kendi elinde değildi. Belki yaptığının farkında bile değildi. Ama bu davranışları yüzünden hep dayak yedi. Sürekli örselendi.

İkinci çocukta da dikkat eksikliği vardı. Kendini yaptığı işe bir türlü veremiyordu. Dalgındı, tembeldi, yavaştı… Ve hiçbirini de birilerini deli etmek için yapmıyordu. Çocuğun elinde değildi. O da çok dayak yedi. Başkaları gibi olamadığı için. Çok örselendi.

Kitapta bu tür bozukluklarla baş etmenin yollarını da anlatmış. Aslında evinde ve okulunda basit bir kaç düzenlemeyle çocuğun yaşam kalitesi yükseltilebiliyormuş. Gerekli vakalarda ilaç tedavisi de uygulanıyormuş.

Şimdi bunları niye anlatım?

Biliyorsunuz ben öyle bilgi içerikli yazılar paylaşan biri değilim. Hatta bazen “Yav Seccekuzu senden çok şey öğrendim” diye mesajlar alınca şaşırıyorum ne demişim de ne öğrenmiş acaba diye. Hiç öyle bir kaygım yok. Bir uzmanlığım da yok zaten. Sağdan soldan bilgi devşirip blogu dolduracak da değilim. Her konuyla ilgili zibille kitap var. İsteyen, neyi merak ediyorsa alır okur. Her zaman dediğim gibi ben öğrenilecek değil eğlenilecek anneyim. Ama bu kitabı görünce paylaşmayı çok istedim. Çünkü hepimizin çevresinde böyle çocuklar var. Ve ne yazık ki hemen hemen hepsi de örseleniyor. Bir kere anne babanın sabretmesi çok zor. Evde aile tolerans gösterse okulda görmüyor. Arkadaşları dalga geçiyor. Azar yiyor, dayak yiyor… Konu komşu eleştiriyor. Hepimiz el birliliği ile hayatı çocuklara dar ediyoruz. Ve bu travmalar çocuğun bütün hayatını şekillendiriyor.

Diyeceğim o ki çocuğumuzda bizi deli eden bir şey varsa ona bağırıp çağırmadan önce bunun kendi elinde olup olmadığını bir durup düşünmek lazım. Çocuk denileni mi yapmıyor? Peki acaba dediğimizi anlamış mı? Sürekli kendine ve çevresine zarar verecek hareketler mi yapıyor? Peki bunları yapıp yapmamak kendi tercihi mi? Derslerinde mi başarısız? Öğrenmede problem yaşamadığı ne malum? Kocaman oldu hâlâ altına mı kaçırıyor? Hayatında bir problem olduğunun sinyalini vermediği ne belli?

Belki çocukta bilmediğimiz bir problem var ve zavallı çocuk yok yere çevresi tarafından hırpalanıp duruyor.  Ve belki de çok basit birkaç önlemle, gerekiyorsa bir uzman yardımıyla bu rahatsızlığı azaltılabilir, çocuk örselenmekten korunabilir. Ne dersiniz, üzerinde durup düşünmeye değmez mi?

Paylaş: