Koş Secce Kuzu Koş! – 1. BÖLÜM – Aksiyon başlıyor

İkizleri benimkilerden birkaç yaş büyük bir arkadaşım var. Oğlanları tek başına büyütmüş. Onlar dört yaşındayken de üçüncüyü doğurarak jübilesini yapmış. Hiç unutmuyorum, bebeleri birinci sınıfa başladığında bana demişti ki “Çocuklar okula başlayınca göreceksin resmen çocukların doğduğu yıla dönüyorsun. Aynı uykusuzluk, aynı koşuşturma, aynı stres…” He he deyip geçmiştim. Nasıl olsa okula daha çok vardı. Hem… Okumaya devam et Koş Secce Kuzu Koş! – 1. BÖLÜM – Aksiyon başlıyor

Kısa günün kârı

Küçükken annem bizi Tatilya’ya götürmüştü. Şimdi düşündüm de acaba hangi dağda kurt öldü de anam eğlence merkezine para verdi diye, aklıma geldi, komşumuzun kızının doğum günüymüş. Doğum günlerinde nüfus cüzdanını gösterip bedava girebiliyordun. Bir kişi bedava girecek diye on kişi para bayılmıştık. Tabi annemin razı olması zor oldu. İçeri giriş kişi başı bilmem kaç tl.… Okumaya devam et Kısa günün kârı

Nasip

Nasip kelimesini çok seviyorum. İnsanı çok rahatlatıyor. Tırmalıyorsun, tırmalıyorsun, olmayınca, nasip böyleymiş deyip konuyu kapatıyorsun. Ya da “Amaaan nasibinde ne varsa o olacak, hayırlısı olsun,” deyip hiç tırmalamadan mutlu olabiliyorsun. Ben de bu aralar vaki olanda hayır vardır deyip çenemi kapattım. Evet, okul işi belli oldu. Tabi yine hiç tahmin etmediğim bir biçimde!

Rüya Postacısı

Yeni kitabım Rüya Postacısı 8 Ağustos’ta çıktı. Ne zamandır ailecek heyecanla bekliyorduk. Kitabın editörü muhterem bacımla ilk ortak çalışmamız. Kitaplar tam da tatile çıkacağımız gün ulaştı elimize. Oğlan koliyi yüklendi tatilde okuruz diye. Hepsinin aynı kitap olduğunu anlatıp tekini almaya ikna etmem epey zor oldu. 😉 Açıkçası anlayacaklarını pek sanmıyordum. 9+ olarak düşündüğümüz bir kitap. Ama… Okumaya devam et Rüya Postacısı

Travmaya gel!

Geçen hafta tatile gittik. Tatilin son günü epey rüzgar vardı. Bebeler denizin kenarında oynuyor. Ben de hemen ileride uyukluyorum. Çocukların simitleri yanımda. Üç yıldır kullandıkları simitleri. Uçmasın diye kendininkinin üzerine havlu atmış oğlan. Rüzgar havluyu da uçurur mu acaba diye düşündüm. Kalkıp daha güvenli hale getirsem mi? Amaan dedim ya, her şeye pimpirik pimpirik. Bir… Okumaya devam et Travmaya gel!

Ev alma, asansör al! – 2. Bölüm

  (Pek bi acıklı ilk bölüm için tıklayınız.) Geçenlerde kocam geldi, “Harika bir ev buldum!” dedi. Yoo ev falan aramıyoruz. Ama benim adam böyle işte. En son bu evi, ekmek almaya çıktığında almıştı. Hiç unutmuyorum Pazar günüydü. Bebelerle kahvaltı yapacağız. İki yaşındalar. Ekmek almaya çıktı. Bakkalla benim evim arası 1, hadi bilemedin 1.5 dk yürüme mesafesi.… Okumaya devam et Ev alma, asansör al! – 2. Bölüm

Tü… tü… tüccarlarıma!

Bu aralar bebeler tek başlarına dışarı çıkıyor. Anlatmıştım ya çektiklerimi. Şimdi bir nebze daha iyiler. Sürekli zırt pırt zil devam tabi. Yok çişim geldi, yok bisikleti çıkar, yok  bilmem kim bilmem naaptı… Ama ara sıra seslerinin kesildiği de oluyor. İşte o zaman da rahat edeceğime ben panikliyorum, nereye gittiler, ne halt ediyorlar diye. Hemen cama… Okumaya devam et Tü… tü… tüccarlarıma!

Hediye

Küçükken kapıdan kim girse eline yapışırdık “Bize ne getirdin” diye. Iyy. En gıcık olduğum çocuk davranışı. Ankara’dan rahmetli dedem gelirdi. Daha kapıda adamı görürüz, hoş geldin falan yok; “Dedeeee bize ne aldııınnn??” “Hay gızım, hele bir içeri girelim, soluklanalım” derdi dedem. O valiz açılana kadar heyecanla etrafında döner dururduk. Hey gidi!