Daha önce söz etmiştim herhalde, küçükken babam bizi hiç bir yerde yatılı bırakmazdı. Anneannemde bile! Oysa anneannemde yatmak çok zevkli olurdu. Anneannemlere oturmaya gittiğimizde kalkarken anneannem çocuklar kalsa derdi. Ben de hemen başlardım “noooluuur nooooluuur noooluuuur” diye yalvarmaya. Babam yok der. Anneannem “nolucu ilaaaa” der, ben yalvarırım, dedem ısrar eder, annem zaten dünden hevesli bizi bırakıp kaçmaya… En sonunda babamı ikna ederdik. Babam kapıdan çıkmadan önce beni öperken “Ben şimdi nasıl uyuyacağım sensiz” derdi ve boğazıma öküzü oturturtu! Bütün neşem kaçar, sabaha kadar “Vah zavallı babacııımmm bensiz nasıl uyuyacak şimdiiii…” diye vahlanarak uyumadan sabahı ederdim. Eminim babam bu sırada fosur fosur uyuyor olurdu. Sabah kalkar kalkmaz eve gideceğim diye tuttururdum. Anneannem “İlaaaa gızıııımm, dölecik kal işte bi kaç gün, nideceeen eve gidip” derdi ama tut beni tutabilirsen!

Açıkçası ben de babamın izinden gidiyorum, çocukları hiç bir yerde yatılı bırakmıyorum. HATTA BIRAKAMIYORUM! Çocuklar yanımda olmayınca çok kaygılanıyorum. Allah korusun ya deprem olursa ya yangın çıkarsa… Tabi zorunluluktan bıraktıklarım oldu bir kaç kez. Bir kere Ankara’ya gitmemiz gerekti mesela çocuksuz. Tek gece. Dönüşte dudağımda toplam sekiz uçuk vardı. Yol boyunca ya bize bir şey olursa çocuklar ortada kalırsa diye taktım kafaya. Elimde değil!

Çocuklara gelince… Valla babam gibi kulaklarına “Sizsiz ne yapacağım hüüü” diye üfürmüyorum ama onlar da bensiz bir yerde kalmak istemiyorlar. Önce hevesle gidiyorlar, kalırız diyorlar, gitme vakti gelince bana “Sen de kal” diyorlar, ben kalmıyorsam benden önce ayakkabıları kapı önüne konuyor. En son babaannemin cenazesine gittim Ankara’ya. Çocukları kuzenleriyle bıraktım. Çok seviyorlar birbirlerini. Çok mutlu oldular. Günübirlik gittik. Sabah 5’te yola çıktık, akşam da 7 gibi oradan çıktık. Saat 10’da yengeleri aradı. Kız ağlıyormuş, uyumuyormuş. Telefonda kıza dedim ki “Sen uyu, biz birkaç saat sonra gelip alacağız seni. Uyandığında evimizde olacaksın.”

Saat gece yarısını geçiyordu İstanbul’a vardığımızda. Çocukları almaya gittik. Allah’ım o kadar derin uyuyorlar ki hayatta kaldıramazsın. Acayip de yorgunum. Boynum kopuyor. Babalarının beli rahatsız zaten. Kucağımıza alıp arabaya indiremedik. Gece uyanmazlar nasıl olsa, sabah erkenden almaya geliriz deyip eve gittik. Meğer kız gece 4’te uyanmış. Vay vay vay anam beni almaya gelecekti, gelmedi hüüüüü diye bir ağıt tutturmuş sabaha kadar! Beni aramışlar ama benim telefon kapalı. Sabah kalktığımda mesajları görünce şok oldum, ne kendi uyumuş ne milleti uyutmuş bebe.

En uzun süreli ayrılığımız İtalya’ya gidişimdi. Bizim evde annem baktı çocuklara. Toplamda beş gün sanırım. Halbuki onlara iki üç falan olur herhalde diye yuvarlamıştım beş günü duyup kaygılanmasınlar diye. Üçüncü gün sabah kalkıp giyinmişler bugün annemiz gelecek diye. Annem aradı. Çok üzüldüm. Çocuklara dedim ki “İsterseniz bugün hemen geleyim ama henüz size hediye alamadım. Bir iki gün daha müsaade ederseniz hediye alıp geleyim.” Tuttu valla. İzin verdiler. 🙂

Onlar rahatlamıştı ama benim içim içimi yedi doğrusu. Hiç bir şeyden zevk alamadım. Dönünce de kendime kızdım. Nah döndün işte. Niye zehir ediyorsun ki her şeyi kendine?

Gelince oturup düşündüm. Bu kaygı bozukluğu var ya beni öldürecek. Yok bana bir şey olursa, yok bebeler anasız kalırsa… Evden çıkamaz olacağım yakında. Kendi kendimi rahatlatmaya çalışmaya başladım. Kafaya takmamaya çalışıyorum, başka şeyler düşünmeye çalışıyorum filan.

Geçen hafta cumartesi günü anneme gidecektik. Pazar günü de eşimin o tarafta işi var. Çocuklara isterlerse anneannelerinde kalabileceklerini söyledim. Pazar babaları nasıl olsa almaya gelir. Aslında çocukların ikisi de kalmak istiyor. Kuzenleri uzun süreli kalıyor, hep onlara özeniyorlar ama işte birbirimizi bırakamıyoruz. Oğlan önce yok dedi, sonra kabul etti. Kız hiç yanaşmadı bile. O bana çekmiş, mik mik kedi. Siz bilirsiniz dedim. Oğlanın pijamalarını da koydum çantaya. Kesin akşam benimle geri döner.

Gece oldu, annemden çıkacağız, oğlan burada kalacakmış dedim. Oğlan “Siz kalmayacak mısınız annecim?” dedi. “Yok” dedim. Bir durdu, yutkundu, evet ben kalacağım dedi. Kız çok özendi bu sefer. Ama kalamıyor işte anası kılıklı. Baktım oğlan kararlı, şaşırdım. Babam gibi drama da yapmadım kapıdan çıkmadan. Zaten zor kalıyor bebe. Aha baktım ki kız da kalacak yüzlü. Ay pijamasını alsaydık yanımıza tüh. Meğer pijamasının üzerine giymiş giysilerini. Aahhahha. Anaevi Dinlenme Tesislerine kapağı atmayı öğrenmiş o da erken yaşta. 😉

Baktım ikisi de kalacak, bu sefer babaları devraldı “Ay biz sizsiz ne yapacağız?” demeyi. Cimcirdim onu da. Bırak kalsınlar, anaları gibi manyak olacaklar bu gidişle.

Öpüştük, ayrıldık.

Eve geldik ev bomboş. Ayy Allah yokluklarını göstermesin ya. İçimiz bir tuhaf oldu. Benim beyin yine yazmaya başladı, ya deprem olursa, çocukların evde olduğunu unuturlarsa…. Tüh dedim en azından üstlerine ‘yangında ilk önce kurtarılacaktır’ yazaydım. 😉

Kafamı başka şeylere vermeye çalıştım. Başka şey düşün, başka şey düşün, başka şey düşün… Uyumuşum.

Oh beee.

Sabah telefon açtım ne yaptınız diye. İyilermiş. Beni az özlemişler. Hadi ya! Öyleyse biraz daha kalın sıpalar! Çok fena psikopat damarıma bastılar. “Babanızın işi iptal oldu, bu hafta alamayacağız sizi nihahahhaha!” dedim. Bebeler yutmamış ama anam kalpten gidiyormuş. “Korkma anneanne, annem hep böyle şakalar yapar” demişler. Ehehe.

Öğlene doğru babaları alıp getirdi bebeleri. Sarıldık. “Anneannemde kalmak sandığım kadar korkunç değilmiş” dedi kız. Anneannesinin gece kurt kadına döndüğünü mü sanıyordu acaba. 🙂 Oğlan da çok mutluydu.

Dördümüz de iyiydik ya şükür. Atlattık sanırım kaygılarımızı. Bundan sonrasını da artık anacuuuum düşünsün. 😉

Paylaş: