Doğum fotoğrafçılığı diye bir şeyin olduğunu doğurmadan önce de biliyordum. Açıkçası çok heves ettim ama icraata hiç geçemedim. Biliyorum kalkışsam aile büyüklerim başlayacak “Her boyayı boyadın da fıstığı yeşil kaldı,” / “Şimdiki gençler bir acayip olmuş. Doğuma bile fotoğrafçıyla girer olmuş,” / “Bizim zamanımızda fotoğrafçı mı vardı? Bunlar hep Avrupa özentisi” / “Töbe töbe doğum fotoğrafçısı da neymiş, gençlerde hiç edep kalmamış” … demeye. Aslında kimsenin bilmesine de gerek yoktu ama zaten çok zamansız bir doğum olduğundan hiç kalkışılamadan noktalandı o dosya.

Ama şimdiki aklım olsa kesin bir fotoğrafçıyla anlaşırdım. Çünkü ben anlatınca kimse yaşadıklarıma inanmıyor. İsterdim ki fotoğrafçı da o anları fotoğraflasın elimde belgelerle konuşayım. Ne mi anlatayım?

  • Mezbahadan biraz hallice olan ameliyathanede ben kesime şey pardon doğurtulmaya girdiğim sırada inşaat olduğunu,
  • Doğurtulur doğurtulmaz ağlayamayan, tüpe bağlanan, kedi yavrusundan biraz büyükçe olan bebeklerimin, hastanenin içinde, herkesin gelip geçebildiği bir bölümde, bir bezin arasında dört kat merdiven indirilerek kuvöze ulaştığını, sonra da “Aaa çocuk bu enfeksiyonu nereden kapmış, anne mi enfeksiyonluydu” dendiğini,
  • Ameliyat sonrası güvenliğin yasak demesine rağmen, sırf ben görüp mutlu olayım diye kız kardeşimin 2 yaşındaki yeğenimi gizlice hastaneye sokmaya çalıştığını, güvenliğin bunları görüp azar katkılı bir aksiyon yaşattığını,
  • Ben inim inim inlerken sevgili ziyaretçilerimin başımda, kendi aralarında muhabbet edip gülüştüğünü, benim iniltim artınca “Eee daha daha nasılsın” diyerek bana döndüklerini,
  • Ben çocuklarım yaşar mı yaşamaz mı diye ölüp ölüp dirilirken başımda isimlerini kim koyacak kavgası yapıldığını,
  • Aşırı kan kaybından halüsinasyon görmeye başladığım için bir yandan bana kan takviyesi yapılırken sevgili ziyaretçilerimin yine başımda çay eşliğinde kek, börek ve kurabiye yediklerini, kısırı unuttukları için hayıflandıklarını, Vizite gelen doktorun bile şaşırıp “Pikniğe mi geldiniz kardeşim,” dediğini,
  • Güvenliğin ziyaret saati bitti diye başımdakileri çıkarmaya çalıştığında ziyaretçilerimin ilk önce saklanıp sonra da güvenliğe yakalanınca “Ama biz birini bekliyoruz. Arabayla bizi almaya gelecek,” dediğini. Güvenliğin “Yürüyün bahçede bekleyin lan hadi hadi kış kışşşş” demesini,
  • Ziyaret saati hayırlısıyla bitsin de bir an önce acılarımla baş başa kalayım diye durup durup saate baktığımı,

Ay öf devam edemeyeceğim, sinirlerim oynadı.  Fotoğraf falan da istemem. Mümkünse bir elektroşokla beynimden de sileyim şu görüntüleri!

Paylaş: