(Aylar sonra ilk kez tıpkı eski günlerdeki gibi oğlanı ayağıma, kızı da yanıma alıp bebeleri öğlen uykusuna yatırdım. Yine tıpkı eski günlerdeki gibi onlar uyanmadan yetiştireyim diye parmaklarım birbirine dolanarak bloga yazı girmeye çalışıyorum. Vay be özlemişim bu heyecanı. 😉 )

Dün bir ilki gerçekleştirerek bebelerden önce uyandım. Sonra da çocukları yataktan söküp Kocaeli kitap fuarı için sabahın altısında yollara düştük. Yolda annemleri de aldık. E hal böyle olunca arabaya sığamadık tabi. Bebelerin koltuklarını çıkarıp yerlerine biz kurulduk.

Çocuklar doğduklarından beri kendi koltuklarında seyahat ediyorlar. Ben de öne kırıtıyorum. Allah’ım ne büyük nimetmiş bu oto koltukları. Arkaya annem, ben ve iki bebe oturmak zorunda kaldık. Önce çocukları kemerle aramıza bağladım. Ama hiç bir yeri göremedikleri için çok çabuk sıkıldılar. Zaten malum İstanbul trafiğinden saatte 20 km hızdan yukarı da çıkamıyorduk. (Evet, sabahın altısında bile!) Ben de kemerlerini açtım çocukların. Amanıııınnn!!!!!

İkisi iki taraftan annemle benim üzerimize tırmandı. Yok dışarı bakacaklarmış, yok uyuyacaklarmış… Bir ara aramızda güreştiler. Sonra koltuktan bagaja açılan kapıyı keşfettiler. Bagaja geçmek için mücadele verdiler. Yavrum in kucağımdan, kızım düzgün otur, oğlum omzuma basma, çocuğum çek şu kokarca ayağını burnumdan, çıkar lan kafanı bagajdan… Ayy eskiden nasıl seyahat ediliyordu böyle ya. Ben hatırlarım üç bebe arkaya otururduk, annem önde en küçük kardeşimle. Hatta anneannem, teyzem, dedem, annem, üç bebe şehirler arası yol giderdik biz. Ne büyük eziyetmiş meğersem.

Annem tecrübeli kadın. Bir sürü yolluk almış yanına. Arka koltuğu piknik alanına çevirdi. Bir mangalıyla maşası eksik. Börekler mi dersin meyveler mi pastalar mı… Elbette araba batmasın diye herkese diz örtüsü, ıslak/kuru el bezi de mevcut. Ben sadece sakız almıştım yolluk olarak. Annem tabi memur karısı olarak daima tedarikli. Ben koskoca apartman yöneticisi karısıyım ayol. Hazırlamakla uğraşamam öyle yolluk molluk.

Bebeler tepemizde saatler süren yolculuktan sonra tahmin ettiğiniz gibi perperişan halde İzmit’e indik. Sabah yola çıkmadan ütülediğim pardesüm çuvala dönmüştü. Hay bir de o kadar ütülemeye uğraşmıştım. Annem aldırma dedi, “Zaten herkes seni pasağınla tanıyor.” 😀

İçeri girdiğimizde daha fuar katılımcılara açılmamıştı. Güvenlik kızı, anam, babam, iki bebem ve kocamla imzaya geldiğime ikna etmem zor oldu. 😉

IMG_20150520_101115

Bizden biraz sonra otobüsler dolusu öğrenci geldi. Giriş salonunda bekleşmeye başladılar. Ve saat 10.30’da hurrraaaaaaaaaaaaaaaaaaaa! Bir içeri girişleri vardı ki görmeliydiniz. O an kameraya almadığım için çok hayıflandım. Nasıl coşku dolulardı, nasıl hevesli, nasıl mutlu… Maça gider, tablete koşar, konsere girer heyecanıyla kitaplara daldılar. Gözlerim doldu yemin ederim.

IMG-20150520-WA0017

Ve gayet de ‘ciddi alıcılardı’ ha. Ne aradıklarını biliyorlardı, takip ettikleri yazarlar vardı, kimse ucuza kitap var mı, bu kitap 1 liraya olur mu diye sormuyordu. Seçerek, severek aldılar kitaplarını. İzmit çocukları bambaşka valla. Fuar alanı da harikaydı. Tertemiz, kocaman, ferah… Organizasyonları da çok güzeldi. Arkasında kimler varsa ellerine sağlık.

IMG-20150520-WA0011

İlk yarım saatten sonra tabi benim bebeler sıkıldı. Annemlerle çıktılar onlar. Akşam dörde kadar standımız hiç boş kalmadı. Öğrenciler, öğretmenler, veliler… Ve tabi ki sevgili takipçilerim. Yine bebesini kapan, “Ya uyduruyor bu kadın, hepsi kurgu” diyen kocasını koluna takan ya da bebeleri anasına atan, hatta bebeleri büyütüp evlendiren, hatta ve hatta henüz bırakın bebeyi evli bile olmayan… nice takipçilerim geldi standa sağ olsunlar. Taa Ankara’dan bile gelenim vardı yemin ederim. 😉 Tüyap’tan bile daha çok gelen oldu. Sanırım Anadolu beni bağrına bastı ehehhe. 😉

Diyeceğim o ki yine yüzümde kocaman bir gülümsemeyle bir fuarı daha geride bıraktım. Gerçi bir Allah’ın kulu çıkıp da rimelimin aktığını, dişimin arasına da maydanoz kaçtığını söyleseydi iyi olurdu, ama neyse. 😉 O da benim farkım olsun artık. 😉

Paylaş: