Bebelerim birkaç gün önce on sekizinci ayı doldurdular. Allah nice 18’ler 28’ler 38’ler nasip etsin inşallah. Hani bebekler 7.-8. aylarındayken anneye “Ayy en güzel zamanları, tadını çıkar” derler ya. Kesinlikle katılmıyorum. Bence bebelerin en güzel zamanı 18. ayları. Yani yeni aylar neler getirecek bilmediğim için şimdiye kadar gördüğüm kadarıyla diyeyim. Doğduklarından beri yaşadığımız serüveni düşününce, şu on sekizin ayda ne kadar büyüdüklerini gördükçe yaşayacağım yeni heyecanları düşünmekten kendimi alamıyorum.

  • Artık çat pat konuşuyorlar. O kadar tatlı konuşuyorlar ki içimden dudaklarını koparıp yutmak geliyor. Günlük hayatta kullandıkları birçok şeyi söylemeye başladılar. Her ne kadar sabah kahvaltısında yediklerini sayarken “Ekkaaa, piiiniiir, ceytiiiin, yeçellll, ayyyşeee” diyerek kahvaltılıklar arasına küçük teyzelerini katsalar da, akşam yemeğinde ne yediklerini sayarken “Ekkaa, çoobaa, memmeee” diyerek konuyu saptırsalar da konuşma konusunda epey ilerleme kaydettiklerini söyleyebilirim.
  • Konuşmaya başlamalarıyla birlikte aramızdaki diyaloglar da gelişti. Daha birkaç ay öncesi oğlumla aramızda geçen “+ Baba nereye gitti, annecim? – Ha? + Baba diyorum, nereye gitti? – Ha? + Baban oğlum, baban. Nerede? –Ha? + Baban adda mı gitti, annecim? – Ha? + Babası adda gitmiş oğlumun. Baba addaadan ne alacak? – Ha? + Mama mı alacak? –Ha? + Baba mama mı alacak? – Ha? + Ha diyip durma eşek kafalı!!!! “ muhabbetimiz “+ Baba nereye gitti, annecim? – Addaa +Aaaa, addaadan ne alacak babası oğluma? –Memme + Aaa babası mama mı alacakmış oğluma? – Baba, memme + Aaa mama alacakmış babası. – Memme, memme, memmmmme” olarak yeni bir boyut kazandı. Buna da şükür.
  • Her gün yeni bir şeyler öğreniyorlar. Öğrendiklerini göstermek için de inanılmaz hevesliler. Gecenin ikisinde uyanan kızım, gözünü açar açmaz “Annea, saç” diyerek önce benim saçımı yoluyor. Sonra da “bebi, saç” diyerek kendi saçını gösteriyor. Ben de gözümü açmadan “Evet, annecim, bu annenin saçı, bu bebeğin saçı” diyerek konuyu kapatmaya çalışıyorum. Ama o yetinmiyor, yine saçımı yolup, “Anne, saç, syah” diyor. “Evet, annecim, annenin saçı siyaaahhh, zıbar artııık” diyerek konuyu bağlıyorum. Ama o “Bebi, saç, syah” demeden asla susmuyor. Ben “Evet, anneciiim, bebeğin saçı siyah. Uyu gariii” diyene kadar da gözünü geri kapatmıyor. Oğlan da ondan geri kalmaz hani. Gece 3 buçuk civarında ortalarda gezerken bana yakalandığında daha ben ciyaklamadan hemen elini dudağına götürüp “Şiiiişşşşşt, belike” diyor. Haklı çocuk, Melike uyuyor, bağırılır mı bu saatte?
  • Birbirlerinin iyice farkındalar. Henüz araları iyi sayılır. Her ne kadar oğlan kızın elinde ne varsa itinayla kapsa da, kıza bir şey verir gibi yapıp son anda kendine geri çekse de Allah’tan kız işi fazla abartmıyor. Kızım o kadar düşünceli ki eline yemesi için bir şey verdiğimde hemen “Ahmiii” diyerek kardeşine götürmek için onun da payını istiyor. Alır almaz hemen götürüp veriyor. Oğlanın eline bir şey tutuşturup hadi bunu kardeşine götür dediğimde oturup güzelce kendi yiyor ya da kıza verir gibi yapıp o alacağı anda geri çekerek kardeşini ağlatıyor.
  • Kavga çıkarmak için anahtar sözcükler “+ Ve – Veme” (daha anlaşılır bir dille +Ver –Vermem). Biri ver diye bağırıyor, öbürü vermem diye zırlıyor. Ben “Lan verin lan, ben başka vereyim lan” diye dâhil oluyorum. Verirdin vermezdin kavgası böylece uzayıp gidiyor. En sonunda biri kazanıyor. Elindekilerle kaçmayı başarıyor. Az sonra ortalık tam yatışmışken, elindekilerle gelip bu sefer de “+A – Ama” (daha anlaşılır bir dille +Al –Almam) kavgasını başlatıyor. Biri zorlatıyor al diye, öbürü almam diye ağlıyor. Ben “Lan alın ne olacak” diye bağırıyorum. Vay alırdın, almazdın, iflahımız kesiliyor.
  • Henüz “Vayy ne zeki benim bebelerim” diyecek zekâ pırıltılarıyla pek karşılaşmıyorum. Şimdilik hafızaları beni şaşırtıyor. Üç hafta önce laf olsun diye bir kitabın sayfasında gösterdiğim “Aa bakın bu sizin amcanız. Hadi amcanızı öpün” dediğim resmi ne zaman görseler, amcaaa diye bağırıp itinayla öpüyorlar. Bu arada haftada bir gördükleri, etten, kemikten, gerçek amcalarına henüz bu kadar yakınlık göstermemeleri beni şaşırtıyor.
  • Açıkçası hâlâ saftirikler. Bu saflıkları da epey işime yarıyor. Oğlanı hâlâ   “Addaa, adda gitmiş annecim. Adda, addaadan gelince adda gideceğiz,” diyerek kandırabiliyorum. Kızı da geceleri memmenin de uyuduğuna, hatta bazı geceler evde canı sıkılıp adda gittiğine inandırdığımdan beri gecelerim bir nebze daha rahat geçer oldu.
  • Nihayet her kapının çıkmak için olmadığını anlamış gibiler. Biri giderken kafayı gözü duvarlara vurup onunla adda gideceğiz diye ağlamak yerine arkasından el sallıyorlar. Yani bazen. Yani nadiren. Ama o da bir gelişme.
  • Yemek yemeleri bir nebze daha düzgün. Hâlâ yemeği saçlarına kür, yüzlerine maske, yere cila olarak kullansalar da en azından artık önlük takmamıza pek bir şey demiyorlar. Yani bazen. Yani nadiren. Ama o da bir gelişme.
  • Diş fırçası, tarak gibi günlük bakım nesnelerini kullanmaya başladılar. Her sabah babaları tıraş olurken mandalla onlar da babalarıyla birlikte tıraş oluyor. Diş fırçasıyla ayak parmaklarının aralarını fırçalıyorlar. Tarağın da saç için kullanıldığını anladılar. Annenin saçını yolarken epey işlerine yarıyor.
  • Artık birlikte oyun oynamaya da başladık. Her ne kadar henüz en sevdiğim oyun olan, zamanında kız kardeşlerimle epey oynadığım, yatakta yatıp “Ben-anneymişim- hastaymışım-beni-yormadan-siz-oyun-oynuyormuşsunuz” oyununu anlayamasalar da eminim gün gelecek, onu da oynayacağız.
  • Kitaplarla epey oyalanıyorlar. Saatlerce resimleri anlatsam dinliyorlar. Bir iki seferden sonra onlar bana okumaya başlıyor. Gerçi yırtarken, okuduklarında aldıklarından daha çok zevk alıyor gibiler ama olsun. Kitapları seviyorlar ya o da yeter.
  • Artık herkesi taklit ediyorlar. Anne nasıl uyuyor deyince genizlerinden horultular çıkarıyorlar (valla abartıyorlar), ellerinde bebeklerini pişpişlerken bağırıp çağırıyorlar (sanırım bu benim), bebeklerine yemek uzatıp “Işşır ışşır” diye bağırıyorlar (sanırım bu da benim). Anne nasıl sinirleniyor deyince, yumruklarıyla birlikte dişlerini sıkıp suratlarını kıpkırmızı ediyorlar (hmm ben de sinirlendiğimde bu kadar şeker görünüyor olabilir miyim acaba?).
  • Bu ayın en sevdiğim özelliğiyse artık sevgilerini belli etmeye başlamaları. Gerçi önceden de emziklerini çıkarıp ağzıma vermelerinden beni çok sevdiklerini anlıyordum. Şimdi durduk yere şap diye beni öpüyorlar, koşup koşup sarılıyorlar, beni görünce kocaman bir sırıtışla anneaaa diye bağırıyorlar… Ben ne mi yapıyorum? Sevincimden deli oluyorum tabi. “İyi ki doğurmuşum lan sizi, canım hırbolarım” diyorum. Allah’a binlerce kez şükrediyorum. Darısı tüm isteyenlere inşallah!
Paylaş: