Bugün öğlen uykusundan önce oğlan uyandı. Kızı uyandırmasın diye çok uğraştım. Ama kızsız yaramazlık hiç içine sinmediği için carlaya cırlaya kızı uyandırdı. Kız da uykusunu alamadı tabi, çok keyifsiz. Hemen kızı ayağıma aldım. Biraz neşelensin istedim. Ama oğlan durur mu??? “Ayağa ben yatacağım!” diye feryat figan ağlamaya başladı. Kızı kaldırıp onu yatırdım. Kız çıldırdı. İkisini yan yana yatırmaya çalıştım. Beğenmediler. Yastıkları iki ayrı ayağıma yerleştirdim. O da olmadı. Üst üste yatırmaya çalıştım. Cık cık cık. Hiçbir şekilde yaranamadım. İkisi de  salya sümük, bağıra çağıra ağlamaya devam etti. Biraz dil döktüm, dikkatlerini başka yere çekmeye çalıştım. I-ıııh! Sinirlerim tepeme fırladı. Çektim kapıyı çıktım. Anneme telefon açtım. Bebeler odada, ben telefonda zırladım. Baktım sakinleşecekleri yok bir kez daha şansımı denemek için telefonu kapattım. Odaya gittim. Kapıdan biraz dinledim. İkisi de hıçkırıklara boğulmuş, birbirlerini azdıra azdıra uluyorlardı. Ağlamaları yüreğimi dağladı, kendimden nefret ettim. Çat diye kapıyı açıp içeri girdim. O an yanıma kamerayı almadığıma pişman oldum. Karşılaştığım sahne aynen şöyleydi: Oğlan bir yandan iki göz iki çeşme ağlarken öteki yandan karyolasının başına çıkmış “hoppacılık” oyuyor, beşiğe hoplayıp geri çıkıp tekrar atlıyor. Kız da bir taraftan bangır bangır bağırırken öte taraftan salıncağına girmiş, en sevdiği kitabı eline almış, sallanarak sayfaları çeviriyor. Zırlamayı otomatiğe bağlayıp oyuna o kadar dalmışlar ki odaya girdiğimi fark etmediler bile. Beni görür görmez yine yere atlayıp tepinmeye devam ettiler. Bu ne şimdi ya? Bu parmak kadar bebeler ne ara büyüdüler de beni parmaklarında oynatır oldular, he?

Share and Enjoy !

0Shares
0 0
Paylaş: