Ben küçükken Kayseri’de bir tane yürüyen merdiven vardı. Şimdiki AVM’lerin yavrusunun yavrusunun yavrusu büyüklüğünde – daha doğrusu küçüklüğünde-, karanlık bir çarşı binasındaydı. Annemler bizi anneanneme bırakıp çarşıya giderlerken hep sorardım “Anne yürüyen merdivene gidecek misiniz?” Annem yok derse, sesimi çıkarmazdım. Ama evet derse ben de gideceğim diye zırlardım. O yürüyen merdiven var ya hayatımın en teknolojik zımbırtısı olup kendimi uzay gemisinde hissettirirdi yemin ederim. Bir merdivene biniyorsun, senin için yürüyor. Var mı bundan ötesi yav? Üstelik merdivenin ineni de yoktu, sadece yukarı çıkardı. Kayseri zihniyeti işte. “Bir de ona mı para vercez,” demişler, inenini yapmamışlardır kesin. Ben de yürüyen merdivenle çıkar, koştur koştur normal merdivenlerden iner, tekrar binerdim, tekrar çıkardım. Tek hayalim de yukarı çıkan merdivende aşağı doğru koşmaktı ama hiç gerçekleştiremedim. Bir kere deneyeyim dedim de mağaza sahiplerinden biri “Hölölöl bozacaksın merdiveni in bakayım!” dediydi. Yedik sanki merdivenini. Hey gidi günler. Annem inip çıkmama kızdıkça, “Ama annecim lütfen lütfen son kez bineceğim,” derdim. Bir kere daha çıkar. Sonra haldır haldır yine aşağı koşar, son bir kez daha için yalvarırdım. Eminim anamın burnundan getirirdim ve yine eminim anam “Allaaaaaaaaaaaaaaaaaaah öldürdün beni buralarda öldürdüüüüüünnnnn, Allah sana da senin gibi evlat versin işallah da gör gününü” diye beddua etmiştir. Tabi anam bu lafı ederken kendi topuğuna sıktığından haberi yoktu. Anama müjde: Allah bana beterini verdi, sayende hepimiz çekiyoruz!

Bizim bıliş oğlan var ya tam bir yürüyen merdiven manyağı. Daha bir AVM’nin kapısından giriyoruz, küçük herif yürüyen merdiveni görüyor “MARDİVEEAAAN” diye bir bağırıyor, bir daha indir merdivenin tepesinden indirebilirsen bakalım. İniyor, çıkıyor, -daha doğrusu- iniyoruz, çıkıyoruz. E daha küçük, tek başına bırakamıyorum. Mecburen ben de onunla birlikte iniyorum çıkıyorum. Ha kurtlu herif bir de rahat dursa merdivende, illaki koşacak. “E oğlum lan bu kendi yürüyor, bizim yürümemize gerek yok,” diyorum, “Ama anneciiiiiimmm, mardiveande yürümem lazıııımm. Yoksa amcalar bana kızaaaarrr,” diye bir şey uyduruyor, töbe billah lafımı dinlemiyor. Hadi bir iniyoruz, bir çıkıyoruz, bir daha iniyoruz, bir daha çıkıyoruz… Sonu yok ki bunun. Bakıyorum etrafıma hemstır gibi bantta koşturan bir biz varız. “Hadi oğlum, salıncağa gidelim” diyorum “Ama anneciiiimmmm mardivende yürümem lazım,” diyor. “Gel lan bak oyuncaklara bakalım.” “Ama anneciiiiimmmm, mardivenden çıkmam lazım.” “Bak param var, ne istersen alayım, servetimi ayağına sereyim, yeter ki gel” diyorum cevap değişmiyor: “Ama anneciiiiiiiiiiiiim…” Hayır, bu kadar enerjiyi bu herif nereden buluyor? Üç inip beş çıkmaya benim anam ağlıyor,o hâlâ neşeli çığlıklar atarak “Ama anneciiiimm,” diye bağırarak koşup duruyor.

Artık en sonunda canıma tak ediyor, çeke sündüre herifi merdivenden indiriyorum, feryadı basıyor, kendin yerlere atıyor, olmadı bana saldırıyor, insanların içinde saçımı başımı yoluyor, tekmeler savuruyor… Anam anam anaaaammmm. Gören de babasına kastettim, anasına küfrettim sanır. Sakinleştirene kadar son canımı da veriyorum. Eve bir dönüyoruz ki benim haşatım çıkmış, dizimde derman kalmamış, gözlerimin feri sönmüş, kıçımdan ter damlamış, kafa olmuş bir kazan, dil desen it dili gibi mütemadiyen dışarıda… E hayırdır ne oldu? Hiiiiç AVM’ye gittik de! Her seferinde yemin ediyorum, bir daha anca kefenle giderim oraya diye. İki üç haftaya çektiğimi unutuyorum, yine hevesleniyorum. Sonra aklıma eski günler geliyor, ister istemez gülüyorum, “Lan oğlum lan, seni şöyle yirmi beş sene önce doğuracaktım, ne eğlenirdik birlikte merdiven başlarında beee. Geçmiş benden geçmiş puuuuuuuuuuuuu!” diyorum. Boşuna dememişler her şey zamanında diye, vallahi her şey zamanında…

gel len buraya!

Paylaş: