Hani eskiler bizim çocuk büyütmemizi kendi dönemleriyle kıyaslarlar ya… Mesela onların zamanında hazır bez yoktur, formül mama yoktur, çamaşır makinesi yoktur, bu kadar üst baş yoktur… Ya düşünüyorum da gerçekten ne zor şartlarda büyütmüşler çocuklarını. Ben olsam yapabilir miydim diyorum. E herkes yaptıysa ben de yapardım herhalde. Hem o kadar imkansız bir şey olsaydı her haneye ortalama beş altı çocuk düşmezdi. Mesela hazır bez olmasa ne yapardım? Büyük ihtimalle kakalı bezlerin üzerine bir de kendim kusup yıkamakla hiç uğraşmadan direk çöpe basardım. Evdeki bezler yetmeyince de perdeyi, çarşafı keser bez yapardım. E camlara da gazete yapıştırsak da olur tabi. Yeter ki b.klu bez yıkamam gerekmesin. Ya da formül mama yerine sütü ya da pirinç ununu sulandırıp basardım bebelerin ağzına. Kim ölmüş ayol sütten? Benim büyük ikiz teyzelerime unu sulandırıp vermişler de maşallah kaç yaşlarına geldiler daha taş gibi durur kadınlar. Biri üç koca bilem eskitti. Heheeeeyyyt. İşte bazen böyle beyin egzersizi yapıyorum, beyin hücrelerimi canlı tutmak için, efendim şu olmasa ne yapardım, bu olmasa ne yapardım diye. Allah biliyor ya her şeye bir cevabım var da şu çizgi film olayına söyleyecek hiçbir şeyim yok. Sahi çizgi filmler olmasa ne yapardım ben yaa?? Nasıl tuvalete giderdim? Nasıl yemek yapardım? Nasıl iki dakika kafamı dinlerdim? Harbiden ben bu çocukları nasıl büyütürdüm?

14. ay

Çizgi filmle benim bebeler ilk yaşlarından hemen sonra tanıştılar. Aslında özellikle prematürelere ilk iki yılda kesinlikle bir şey izletmemek lazım ama annenin de her insan gibi çişe gidebilmesi ve iki lokma bir şey yiyebilmesi için tv şart, kardeşim. Yapacak bir şey yok. O dönem yirmi dakikalık dinlenme ve ihtiyaç molalarına Gece Bahçesi ile başladım. Zaten internette tek bölümü var. Çevirip çevirip onu izletiyordum. Çok severdi benim bebeler onu.

Ancak günde yirmi dakika da olsa çizgi film izletmek beni rahatsız ettiği için bari eğitici bir şeyler izleteyim dedim. Hem ziyaret hem ticaret hesabı. Hem benim işim görülsün hem bebeler biraz eğlenirken öğrensin. İşte o sıralarda Baby Einstein ile tanıştık. Anlatmıştım ya.  Kendisini ben de çok sevdim. Tüm genel kültürümü, aritmetik zekamı, müzik kulağımı kendilerine borçluyum. Yaklaşık kırkar dakikalık on üç, on dört bölümü var. Hepsinin ayrı konusu var. Efendim, baby Mozart, baby Galileo… falan. Baby maby deyip geçmeyin bacak kadar bebeler bir piyanolar çalıyor, bir keşifler yapıyor inanamazsınız. Doya doya izledik aylarca.

Daha sonra bunun başka bir versiyonu olan Brainy Baby ile tanıştık. Bu daha farklı bir şey. Yine çok bölümlü. Her bölümü beynin farklı loblarına hitap ediyor. Mesela ben ona dikkat etmeden üç bölüm üst üste sağ lob egzersizi izledim, Allah etmeye sağ lobum bir gelişti, bir gelişti, kafam sağa yatmaya başladı. Sebebini anlayana kadar üç gün yamuk gezdim. Allah’tan fark ettim de hemen üç bölüm de sol lob egzersizi alarak durumu dengeledim ama ya fark etmeseydim, bebelerime sürekli aynı bölümleri izletip boyunlarını böyle Pisa  Kulesi gibi yan yatırsaydım ne olacaktı? Allah korudu vallahi, derhal sildim bilgisayardan onu.

Bu bebe programlarından sonra normal hayata döndük. Az biraz Pepee’ye baktık. Bebeler pek sevmedi onu. Sadece şarkılarında gerdan kırdık, göbek attık. Sonra bir ara üçüzlere takıldık. Kızım çok seviyordu ama oğlan pek hoşlanmıyordu onlardan. Bebeler kaynaşırken ben de analarıyla fırsat bulup iki çene ettim. Biraz aklıma takılan şeyleri sordum. Aramızda kalsın bebeler tüpmüş. Kadındaymış kusur. Dört beş sene denemişler, bakmışlar olmuyor, yaşları geçmesin diye hemen tüp taktırmışlar. İlk seferde üç bebe birden. Abovv. Allah yardım etsin. Kaynanası “Belim ağrıyor, ben bakamam anan baksın,” demiş. Anası da “Asıl benim astımım var, başımda da üç baş erkek horanta, ben hiç bakamam,” demiş. Kadıncağız tek başına bakıyormuş. Üç yaşına getirmiş artık bebeleri, düze çıkmışlar, iyiler, darısı bize inşallah.

Sonra efendim  Keloğlana takıldık bir ara. Millet genelde çocuğuna izletmeye korkuyor Keloğlanı. Korkunç şeyler var içinde diye. Bizimkilere gerekli açıklamayı yapınca korkmuyorlar. Mesela oradaki dört elli canavarın aslında canavar değil de akraba evliliğinden doğan bir timsah olduğunu söyledim. Ya da dört başlı yılanın mutasyona uğradığını falan anlattım. Olgunlukla karşıladılar. Yine de sadece belli bölümler izletiyorum bebelere. İçinden ne çıkacağını bilmediğim için. Seviyorlar mı? Seviyorlar Allah için. Ben de seviyorum. Ben hamileyken başlamıştı bu Keloğlan serüveni yanılmıyorsam. İlk bölümlerini izlemiştim. İğrençlerdi. Pavyon havasında sürekli şarkı türkü. Resimler de çok yavaş ilerliyordu. Konuları da kötüydü. Üç dört seneye epey geliştirmişler vallahi. Tebrik ediyorum ekibi. Şu atılımı Yeşilçam da yapabilseydi Matrix’i biz çekerdik yemin ederim.

Ayrıca Walt Disney, Warner Bross falan izletiyorum bebelere. Bizim çocukluğumuzun çizgi filmleri. Chip&Dale, Donald Duck, Tom&Jerry filan. Gerçi bebelerle birlikte tekrar izledim de bunlar çocuklar için falan yapılmamış yahu. Her bölümde silah, karı kız, kumar, sigara, alkol… Bu ne yav? İzlerken biraz bilinç altıma kaydım da baktım ki karıya kıza düşkünlüğümün temelinde bu çizgi filmler yatıyormuş. O yüzden sansürlü izletiyorum bebelere. Bir kaç tane sevdiğim bölüm var, ona baktırıyorum.

He bir de Caillou var tabi. Aslında bunu çocuklar İngilizce öğrensin hevesiyle açıyordum. Aylarca “Caillou – that’s me” kısmına “Kaaayu – kats miii” demeye devam edince bebeler umudumu yitirdim. Zaten ingilizce izlemek de istemiyorlar. Sürekli “Anne bu kötü kaayu, sen güzelini aç,” diyorlar. Açmazsam da her cümlede bir “Anne bu ne diyoo?” diyerek sürekli beni yanlarında tutuyorlar. E benim çizgi film açmaktaki gayem zaten bebelerden kurtulmak değil miydi? O yüzden paşa paşa Türkçe’ye döndüm. Bir ara çok izledik. Sonra çok muhabbet tez ayrılık getirir düsturu uyarınca Caillou’nun anasıyla birbirimize girdik, biliyorsunuz zaten, daha önce anlatmıştım, uzatmama gerek yok bu kısmı. Ben de terk ettim onları. Şimdi haberlerini sağdan soldan alıyorum. İyilermiş, adam hormon tedavisine başlamış. Rozi okula gidiyormuş bu sene. Caillou da.. amaaan neyse ne be, anlatıp da canımı sıkmayayım tekrar.

Çizgi filmlerde en son numaramız da Masha ile Ayı. Kendisine bebeler değil de ben aşık oldum. O ne şekerlik, o ne tatlılık, o ne minnoşluk… Bayılıyorum, bayılıyorum. Rus çizgi filmiymiş. En kısa zamanda bizim kanallarda da Türkçe versiyonuyla görürüz umarım.  Şimdilik bebelere ben uydurmanlık yapıyorum. Tahminimce uyduruyorum konuşmaları işte. Ama yorucu oluyor ha. Çevirseler de biz de rahat etsek.

benim ekip

İşte bizde şimdilik durumlar böyle. Peki sizin evde vizyonda neler var?

Paylaş: