(Daha önceki anormal “normalleşme” hikâyeleri için bkz: 1., 2., 3.)

Kurabiye yapmayı hiç beceremem. Hamuru hadi neyse de tek tek minik minik şekil vermekten nefret ederim. Hepsi ağızları bir tarafa, burunları öteki tarafa bakar. Kurabiye ile aram hiç bir zaman çok iyi olmadı. Aslında iyi olabilirdi de her şey travmatik bir geçmişle başladı. Şimdi koltuğa uzanıp biraz çocukluğuma döneceğim. Dinleyin anacım. Zira başka türlü anlayamazsınız kurabiye ile aramdaki husumeti.

Dördüncü ya da beşinci sınıfa gidiyordum. Ağabeyim orta okula başlamıştı. Bir dershane sınavı vardı. Beni sınava ağabeyim götürdü. Biz biraz şehrin dışında oturuyorduk. Bir otobüsle gittik. Sınavdan çıkınca otobüsü kaçırmışız. Otobüs de saatte bir geçiyor. Ağabeyim beklemeyelim anneannemlere gidelim dedi. Onların evi bizim evin tam zıddı yönde, iki otobüslük. Aslında ev çok uzak değil ama ters yerde kalıyor, indi bindi yapmak gerekiyor. (Kayseri’yi bilenler için bizim ev Esenyurt’ta, anneannemler Sivas caddesinin sonunda, sınav da Keçikapıda.) Ağabeyim dedi ki ara yollardan çıkarız, yürüyerek anneannemlere gidelim. Tamam dedim.

Hava da nasıl soğuk. Dona dona dünyanın yolunu yürüdük. Gittik ki o da ne, anneannemler evde yok. Üst katta yine anneanne dediğimiz, annemin yengesi oturuyor. Ona çıktık. Şans bu ya, o da evde yok. Yakında dayımlar var. Oraya gittik. Onlar da evde yok! E ne yapacağız? İki saate yakındır yol yürüyoruz. Ağabeyim dedi ki “Buradan otobüsle nasıl gidilir bilmiyorum. En iyisi eve yürüyelim, aralardan çıkarız.” İyi, tamam dedim ben de.

Yürü babam yürü. Hava karardı. Zaten soğuktu, buz kesti. Tir tir titreyerek yürüyoruz. Bir yandan da hayal kuruyoruz ağabeyimle. Açız tabi it gibi. “Şimdi evde ne yemek olmasını isterdin?” dedi. Ben de Tom Sawyer mı ne okumuştum o aralar. Başka bir velet de olabilir, tam hatırlamıyorum. Annesinin çok güzel kokan kurabiyeleri vardı. “Annemin bizi sıcacık kurabiyelerle karşılamasını isterim,” dedim. Burnuma kokusu geldi resmen.

O hayalle yürüdük, yürüdük, yürüdük… En sonunda eve vardık ki o da ne! Annem çıldırmış! E beş saattir yokuz piyasada. Babam dershaneye gitmiş. Kimse kalmamış. Aramadıkları yer yok. Annem o kadar sinirliydi, o kadar sinirliydi ki, güzel kurabiyeler yerine terlik tatlısı yedik o akşam. Kurabiye benim neyime, arkadaş?

İşte kurabiye ile makûs talihim böyle başladı. Bir daha da hiç düzelmedi. Büyüdükçe tarifler denedim ama hiç birini tutturamadım. Sonra bir ara şansım döndü. Bir arkadaşta harika bir şey yedim. Tek kelime ile bayıldım. Hemen koştum evde denedim. Kızınkine benzemedi ama tadı harikaydı. Kim yediyse bayıldı. Ben de onu kendi kurabiyem ilan ettim. Her fırsatta yaptım. Hatta bir kere tarifi veren arkadaşa yaptım, kız şaşırdı bu ne diye. “Senin tarif kız,” dedim, ortak hiç bir özellik göremedi. Tamam tipi hiç benzemiyordu ama bunun da tadı güzeldi ne var yani?

Sonra bebeler oldu. Meşhur kurabiyeme uzun süre ara verdim. Derken geçen akşam teyzem aradı. “Senin güzel bir kurabiyen vardı, nasıl yapıyordun onu?” dedi. Aaa bayılırım tarif vermeye. Hemen üç sayfalı tarif defterimi açtım. Tarifi yazdırdım. Ama benim de canım nasıl çekti, anlatamam. Dur be dedim, artık eskisi gibi değil hayat. Bebeler büyüdü. Normale dönebiliriz. Hemen bebelere bir çizgi film açayım, koşarak kurabiyemi yapayım. Çocuklar kurabiye görsün. Anne kurabiyesi. Bebelere çizgi film dayadım, geçtim tarifin başına.

Şimdi eminim oradan meleşecekler çıkacak, sanki yapacak gibi “Secce kuzu tariiiiiiiiiiiiiif” diye bağıraşacaklar. Hemen vereyim tarifi. Efendim, kurabiyenin orijinal tarifi şöyle:

FATMA’nın Kurabiyesi (Kulakları çınlasın)

İçine: 2 su bardağı ceviz / fındık (Annemle bu tarifi okuyunca oha demiştik. O kadar ceviz/fındık konur mu be. Biz hep yarısını kullandık, he he.)

1 su bardağı şeker

1 yumurta akı

tarçın

Hamuruna: 1/2 margarin

1 su bardağından iki parmak eksik sıvı yağ (bayılırım böyle alengirli şeylere, ölçüye bak, desene 3/4 bardak diye.)

4 kaşık yoğurt

kabartma tozu

biraz şeker

çok az tuz

un (en nefret ettiğim de unun ölçüsü olmamasıdır. Hamurun kıvamı kulak memesi olacakmış. E belki benim kulak memem seninkinden yumuşak, ne bileceğiz? )

Şimdi hamuru yoğuruyoruz. Dörde bölüyoruz. Her birini yuvarlak açıp içine karıştırdığımız iç malzemeyi seriyoruz. Sonra rulo yapıp üç parmak kalınlığında kesip fırına veriyoruz. Bu kadar basit!

Gelelim benim kurabiyeye. Her zamanki gibi tarifi ikiye böldüm, tam ölçü çok olur. Hamuru yoğurdum, ikiye böldüm, birinciyi açtım, içini doldurdum, o da ne! Yapıştı masaya, bir türlü kapanmıyor. Allah canını almasın, parçalanıp gidiyor. Aboo, aklıma geldi o an, kabartma tozunu koymamışım. Elimdeki için çok geçti. Artık ne yapayım kabartma tozunu açmadığım hamur parçasına ekledim. Elimdeki ile cebelleşmeye devam ettim. Normalde kesilip konması lazım tepsiye. Aman dedim bu kadar uğraştım, onu da yiyen yapsın. Kesmeden koyayım. Aha da sonuç:

bu ne la?

hmm bi anormallik var bu işte

Şimdi bu kurabiye nasıl bu hale geldi? Yemin ederim hiç bir fikrim yok. Tarifi ikiye bölerken hata mı yaptım acaba? (Aslında matematiğim iyidir ama tabi ilkokuldan mezun olalı çok oldu. Bölmede de parmak hesabı yapılamıyor, malum. Sağlamasını da yapmak hiç aklıma gelmedi.) Yoksa kabartma tozunu unutup yarısına sonradan attım diye mi oldu? Ya da sağlıktan vazgeçmediğim için beyaz un yerine tam buğday unu kullandım diye mi? Yoksa kulak memem olması gerekenden daha mı yumuşak ki? Biraz daha mı un eklemem gerekiyordu acaba? Margarin yerine tereyağ koydum diye mi yamukluk yaptı bu kurabiye? Üstelik dolaptan aldığım gibi koydum tereyağını, elimin sıcaklığıyla erir demiştim. Epey de yoğurmuştum ha. Yoksa üzerine ayırdığım yumurta sarısını sürmeyi unuttum diye mi? Ya da tarçını fazla kaçırdım diye mi? Birden boşaldı kavanozdan ne yapayım ya? Koyduğum yoğurt da halis muhlis ev yoğurduydu ha. Sadece sütken çok kaynatmışız rengi kahverengiye dönmüş. Çocuklar sütlü kahve sandı görünce. Hmm o yapmış olabilir mi acaba? Eneee lan ben sıvı yağ koymadım, şimdi yazarken fark ettim, o yüzden mi oldu ki? Yoksa cevizden çaldım diye mi? Bir su bardağı konur mu şuna yuh! Anneannemin cevizi o. Organik. Dedecimle tek tek kırıp ayıklayıp göndermişler. Öyle saçıp savuramam. Neyse, öyle böyle oldu işte. Pişince belki düzelir dedim, fırına verdim. Ahan da bu da çıkışı!

 

höyt!

hönk!

 

Bu ne lan dedim görünce. Resmen cüzzamlı kurabiye. Bu arada teyzem durmamış, kurabiyeyi yapmış, feysten hava atıyordu bana.

teyzem verdiğim tarifle yapmış. feyste hava attı bana. O kadar da iyi görünmüyor ama neyse. Acemi işi diyelim. :)

puhahaha bu ne lan? ekmek gibi olmuş. üzerine susamı da nereden çıkardıysa. mahvetmiş tarifi. acemi işi işte ne olacak 😛

Neyse, görünüşe aldanmamak lazım. Güvenme güzelliğine, bir sivilce yeter diye boşa dememişler. Önemli olan iç güzelliğidir tabi. Tadı içinde saklıdır dedim. Gözümü kapatıp yedim. Aboo sağlıklı olsun diye kaya tuzu kullanmıştım. Nasıl olsa içinde erir diye, öğütmeden. Tıkır tıkır dişime geldi! Yediğime yiyeceğime pişman oldum. Çok moralim bozuldu. Bir an çocukluğuma geri döndüm. Annem yanımda olsa kesin bir terlik tatlısı yedirirdi bana. Sahi kurabiye benim neyime arkadaş, neyime?

Paylaş: