Yeni evlendiğim sıralarda bir kadın vardı. Arkadaşımın dıdığsının dıdığsının dıdığsı. Bir gün beni arkadaşımla görmüştü. O gün tanıştık. Tanıştığımızda “Çocuğun yok mu?” demişti. Arkadaş atlayıp, “Ya o daha yeni evli,” demişti. Sonra bir gün pazarda karşılaştım. Tanıdığımı belli etmek için başımla selamladım. Ne de olsa arkadaşımın dıdığsının dıdığsının dıdığsı. “Niye daha doğurmuyon?” dedi. Pazarın ortasında! Aradan bir süre daha geçti. Bir gün markette karşılaştık. Tanımazlıktan gelecektim ama o beni tanıdı. “Çocuğun olmuyor mu, istemiyon mu?” dedi. Markette! Sonra hamileyken gördü beni yolda. “Kıııızzzz hamile misin yoksa?” diye bağırdı. Yolun taa karşı tarafından! Sonra bir gün ikizlerle parkta gördü beni. “Anaaam ikiz mi bunlar? Tüp mü taktırdın?” diye bağırdı. Parkın öteki başından! Ve geçen yine gördüm o kadını. Şükür konuşacak konusu kalmadı diye düşünürken ben, önce “Bu bebelerin bacakları niye çırpı gibi?” diye sordu, ardından asıl konuya geldi: “Üçüncüyü ne zaman doğuracan?” Böylece gelecek on seneki gündemim de belli oldu!

Ay o gün bugündür kafayı yiyeceğim. Sanki bir yerlerden düğmeye basıldı. Gündem sürekli aynı: “Ee üçüncü ne zaman geliyor?” / “E bunlar büyümüş annesi, bir tane daha doğur” / “Aa solgun duruyorsun kız, bir şey mi var?” Sürekli yorgunluktan söz edip durmam boşuna değilmiş hani. Üstelik kirpiklerim de çift çift duruyor. Rengim de pek atmış. Sanki gözlerim aşağı çekmiş. Bir de ota b.ka bulanıyorum zaten. Ay evet yaa, kesin ben de bir şeyler var da saklıyorum. Dur yakında çıkar kokusu!

Solgunum, durgunum, bitkinim çünkü YORGUNUM! Gözlerimin aşağı kaydığının ben de farkındayım, çünkü uykusuzum! Gel de anlat!

Dün malum pazartesiydi. Ben de ulusal temizlik günü kapsamında temizlik yaptım. Saatlerce, aç bilaç, koştura koştura… E Rus gardiyanı kılıklı Başmüfettiş Anakovski teftişe gelecekti. Bebeleri okuldan almaya bile gidemedim.Müfettiş geldiğinde daha işim bitmemişti bile. Ama yorgunluktan bacaklarım seğiriyordu.

Bu arada sabah oğlanın gözü tamamen kapalı halde kalkmıştı. Enfeksiyon. Okuldan gelir gelmez bebeyi alıp doktora gittim. Doktorun kapısı ana baba günü. Oradan bebemle işimi hallettim eve geldim. Teftiş, misafir, yemek, çay… Gece yattığımda bacaklarım sızlıyordu.

Tam dalacağım, bebeler başıma geldi, “Ama anneaaa, kitap okumadın!” Zor bela doğruldum. Okudum. Okudukça uzadı sanki kitap. Bitti şükür, bebeleri postaladım, gözümü kapattım, bebeler g.t atıyor daha odalarında. Son gücümle çığrındım: “YATAĞAAAAAA!”

Asayişi sağladım, tam uyuyacağım, bacaklarımın sızısından dalamıyorum bir türlü. Resmen pıt pıt atıyor bacaklarım.

Yatakta ne kadar devindim bilmiyorum, daha uyudum uyumadım, kız geldi yanıma. Korkmuş. Rüya gördü galiba. Gözümü bile açamadım, yatağa aldım bebeyi. Tam dalacağım, “Ama annecim, kardeşim içeride yalnız kaldı,” dedi. Hasbinallah! Bu bana kibarca içeri odaya git demek. Kendisi gidemez korkuyor. Babası gidemez, zaten yatağa sığmıyor. Kardeşini de yalnız bırakamayacağımıza göre, e geriye bir tek ben kalıyorum!

Babasıyla bıraktım bebeyi, kızın yatağına geçtim. Yine her zamanki dram, ayağımı uzatınca yatağın buz gibi tahtasına değiyor, topluyorum, uyuyamıyorum, uzatıyorum dalamıyorum. Kızı geri yatağına getireyim dedim ama gözümü açamıyorum. O ara sızmışım.

Daha ne kadar oldu bilmiyorum, oğlan uykusunda ağladı iki kere. Onu sakinleştirdim. Tam yattı, çişe kalktı, dan dun çat çut. Ardından vay bacım niye orada yatıyor, ben niye buradayım, onu daha mı çok seviyorsunuz kavgası. Lan oğlum, ben senin yanındayım ya. Onu yatırdım, kız kalktı, bıdı bıdı bir şey dedi, anlamadım. Onu yatırdım. Geri yattım. Biraz sonra kız geri geldi, yine bıdı bıdı bir şey diyor. Meğer onun da gözü enfeksiyondan kapanmış, açamıyormuş bebe, onu diyormuş. Ay ben açabiliyor muyum ki? El yordamıyla kızın gözünü buldum, aradan damla damlattım. Önce temizlemem lazımdı ama çok uykusuzum, uğraşamadım. Kızı geri yatırdım, oğlan kalktı güne başladı. Evet, daha güneş doğmadan! Oyuncaklarınla oyna deyip başımdan savdım. Tam daldım, “Anneaa toyletim bitti!” Onu hallettim, geri yattım, tam gözümü kapayacağım, zaten sabah oldu. Bacaklarım gecekinden daha fazla sızlıyor. Dinlenemedim ki!

Bir an dalmışım, kız geldi zırlayarak, zor bela gözümü açtım ki bebe hiçbir şey görmüyor, el yordamıyla geziyor. Allah’ım! Güçlükle kendimi attım yataktan. Gözünü yıkadım çocuğun. Kuruladım. Tam tuvalete gideceğim, oğlan geldi “Toylete ben gideceğim!” Yav bu kaçıncı? E git bari.

O çıktı, tam tuvalete gideceğim. Kız koştu geldi, “Toylete ben gideceğim!” E git.

O da çıktı. Tam tuvalete gideceğim. Adam geldi, “Tıraş olmam lazım, işe geç kaldım.” E tamam.

Adam gitti, tuvalete hamle yaptım. Oğlan geldi “Vay benim göz damlamı bacıma mı damlattın.” Aaa oğlanın göz damlası! Daha o da iyileşmedi. Bebeleri yatırdım, bin bir mücadeleyle göz damlalarını damlattım. Tuvalete gideceğim. Kapı çaldı. Komşu. Çocuğunu kocası okula bırakacakmış da. Bizimkileri de bıraksınmış. E iyi. Tuvalet işi yattı. Bebeleri aceleyle giydirmeye koyuldum. Tam hallettim, postalayacağım çocukları, tuvalete gideceğim… Kapı! Başka komşu. Kocam bana ulaşamıyormuş, acil ulaşması lazımmış. Hmm telefonum kapalı. Tamam ben ararım. Hele bir tuvalete gideyim.

Bebeleri saldım. Koşarak tuvaletin köşesini döndüm. Kapı! Kız zırlayarak geri gelmiş. Komşunun arabasını bulamamış. Ayyyyyy. Bu arada komşu da onu arıyor yazık. Kızı komşuya verdim. Gitmem diye tutturdu. Ağlıyor. Oyy. Sakinleştirdim, postaladım, hızla tuvalete doğru koşuş… Tam atlayacağım tuvaletin taşınaaaaaa… O da ne? Kapı! Yine öteki komşu. Acil kocamı aramam lazım! ACİL! LAAAAAN!

Telefonumu açtım. Meğer benim adamı polis durdurmuş, ruhsat yanında çıkmamış, ruhsatın resmini çek de gönder diye beni aramış. Vay ben niye açmamışım telefonumu daha. Sanki evlenirken ant içtim, iyi günde kötü günde kapsama alanında olacağım diye! Neyse, kavgayı sonra yaparız. Kocam, polis beni bekliyorlar. Lan bi tuvalete gideyim de diyemedim tabi. Adam benim yüzümden zindanlarda çürümesin. Evin altını üstüne getir, ruhsatı bul, resmi çek, gönder. Bu arada polis bırakmış benim adamı. Bilsem tuvalete giderdim önce.

Şu an saat 11.20. Sabahtan beri bir şey yapacaktım ama ne yapacaktım diye düşünüyordum. Şimdi yazarken fark ettim. Tuvalete gidecektim. :/

Gördüğünüz gibi henüz ne uyuyabiliyor ne de ağız tadıyla tuvalete gidebiliyorum. Şimdi şuradan çok kıymetli halkımıza sormak istiyorum: Üçüncü bebek benim neyime de sorup duruyorsunuz arkadaş? Hasta mısınız lan siz?

Paylaş: