Hep diyorum yine diyeyim: bebelerden sonra hayatımız tepe taklak oldu. Bugüne bugün neredeyse 2,5 yıl oldu, daha bizim hayat tam olarak normale dönmedi. Belki de çocuklu hayatın normali böyle anormal yaşamaktır. Bilemiyorum, ama her geçen gün biraz daha düze çıktığımızı hissediyorum.

Tamam, hâlâ doğru düzgün bir gece uykumuz yok, evimizin pasağı almış başını gidiyor, hâlâ en uyduruğundan yemekler yapıyorum, ama bir taraftan bir şeyler de düzeliyor sanki. Yavaş yavaş da olsa, eski günlere dönüyor gibiyiz. Mesela ben bunca hengameye, kavgaya dövüşe, bir başıma turşu kurdum iyi mi! Nah bu da inanmayanlara gelsin:

hayatımızın normalleşmeye başladığının resmidir

hmm bir de bu açıdan bakalım, evet evet normalleşiyoruz

Biz karı koca turşucuyuzdur. Turşuyu yemesini sevdiğimiz gibi kurmasını da severiz. Evliliğimizin cicim aylarında turşu sevdamızla açgözlülüğümüz birleşince iki orta boy kavanoz için 27 kg sebze almıştık. Pek tabi ki kavanozlar yetmedi. Gittik yeni kavanoz aldık. Ama doldur doldur bitmedi sebzeler. Koydukça bereketlendi. En son su şişelerine doldurdum turşuyu. Bir balkon dolusu turşumuz vardı. Ve hepsini YEDİK! Üç ay içinde:)

Bebelerden sonra elbette turşu falan kuramadık. Her turşu mevsimi boynumuz büküldü. Geçen sene heveslendik ama nasip olup da başına geçemedik. Ama bu yıl, ben yine turşu türküsü tutturunca soluğu pazarda aldık. Evdeki kavanozlar yetmeyeceği için yeni kavanozlar aldık. Sonra alınan sebze yetmedi, kavanozlar boş kaldı. Affetmedik, sebze aldık. Bir kavanoz aldık, bir sebze aldık derken önceki senelerin açgözlülüğüne  düşmemek için ikişer kg almaya başladığımız sebzeler, toplamda 15 kg aldığımız salatalıklarla son buldu. Şimdi balkon dolusu turşumuz var. Sırf hıyar mı dersin, tek lahana mı, karışık mı, pancarlı kırmızı mı… her çeşidinden.

Turşuları kurduktan sonra gelip gidip balkonda yalandım. Ne zaman olacak, ne zaman olacak diye bunalımlara girdim. Şiir bile yazdım konuyla ilgili:

Ne hasta bekler sabahı

Ne taze ölüyü mezar

Turşunun olmasını beklediğim kadar.

(Tamam bir kısmı alıntı, kabul ediyorum, ama sonu bana ait.)

Her gün anneme telefon açtım. “Bugün turşu kuralı 2 hafta 3 gün oldu, olmuş mudur?” diye. Her seferinde annem bekle dedi. Artık en son kavanozları dışından yalamaya başlayacaktım ki annem 3 hafta 4 günlükken turşunun birini açmama izin verdi. Ama lanet kapağını bir türlü açamadım. Keserle kavanoza dalacaktım ki komşum kurtardı. Akşam benim adam daha kapıdan girer girmez kavanozu önüne koydum. Bir iki ıkladı, tıkladı, kavanozu bir açtı ki o da ne! Turşu olmuş bir zehir. Bir avuç jelapeno tipli biber atmıştım içine. Etmişler tüm turşunun içine. Anam, anam, anam bu nasıl bir acı. Kulaklarımdan ateş çıktı yemin ederim. Zaten yiyemem acıyı. Ama işin ucunda turşu olunca bir sürahi su eşliğinde bir lokma turşu yuta yuta koca bir tabağı yedim.

Anlayacağınız bu günlerde keyfime diyecek yok. Nereden nereye geldik. Şundan birkaç ay önce önümdeki hazır yemeği yiyemiyordum. Bugüne bugün becerdim turşu da kurdum! Turşularımı açalı daha birkaç gün oldu. Hayatın normalleşmesinin şerefine acı macı demedim iki koca kavanozu dibe indirdim. Bugünleri gördüm ya, artık zor günler bitti demektir. Allah’ın izniyle bundan sonra sırtım yere gelmez arkadaşlar. Vatana millete hayırlı olsun! Darısı tüm yeni annelerin başına.

Paylaş: