Kayseri milletinin adı çıkmış cimridir diye. Yok valla, tamamen kuru iftira. Kaç yıllık yarı-Kayseriliyim, ben hiç bir cimriliklerini görmedim. Hee bir tek tarif vermede cimri davrandıklarını söyleyebilirim. Bak iyi aklıma geldi. Kayserili hanımlar her ne hikmetse yaptıkları güzel şeylerin tarifini paylaşmayı pek sevmiyorlar. Israr etme diye de “yiminli tarif, yiminli yiminli” diye kestirip atıyorlar. Bir yemin etmişler ki hayatta dönemezler. Nasıl bir yeminse artık.

Yıllar önce bir kere yine Kayseri’yi ziyaretim sırasında şahane bir börek yemiştim. Hâlâ unutamam. Müthiş bir şeydi. Sahibine yalvardım tarifi ver diye “Yok valla yiminli, yiminli” dedi de başka bir şey demedi. Ya ben de yeminler ettim, kimseye vermem diye, araya eş dost girdi, “Kız zaten uzakta, yapsa da buradakilerin haberi olmaz, zaten onun böreği seninkine uymaz,” diye diller döktüler de ikna ettiler. Hanımefendi lütfetti de kozmik odasında sakladığı çok gizli tarif defterini çıkardı. Sayfalarını görmeyeyim diye uzaktan uzağa okuyarak tarifi yazdırdı. Kesin eksik vermiştir diye şüpheleniyordum ki daha beteri oldu! Yazıp çantama kaldırdığım tarif akşam eve döndüğümde sırra kadem basmıştı!

Şimdi günahı boynuna, boş yere günahını almayayım ama açıkçası çantamdan tarifi çaldığını düşünüyorum. Yoksa nereye gider koca harita metod sayfası yaa! Hâlâ içimde kalmıştır o tarif. Hatırladıkça ağzım sulanır, midem salgılanır.

Sadece eş, dost mu? Valla ne yalan söyleyeyim, bir Kayserili olarak anam da çok nazlıdır tarifleri konusunda. Kesin eksik verir ki yapamayasın. Bir kere canım çok yağ mantısı çekmişti. Daha da yeni evliyiz. Bir yağ mantısı yapayım, hem isteğimi bastırırım hem de kocam hünerlerimi görür dedim. Tabi tarif yok. Anama telefon açtım. Tarif aldım. Su, un, tuz, maya dedi. Dediği gibi yaptım ki taş kaya. Dişini kırıyor yiyenin. Benim adam da çekiçle, penseyle falan uğraştı ama yiyemedi tabi. Çok moralim bozuldu. Annemi geri aradım. “Anne bu çok sert, yenmiyor,” dedim. “Aaa neden, hamuruna yağ koymadın mı?” dedi. “Yooo,” dedim, “Demedin ki.” “İyi de yağ koymadan olur mu?” dedi. “Sen şimdi yoğurt da koymamışsındır, bir de yumurta kırsaydın keşke” Haydaa! Düşünün diğer tariflerini.

Neyse efendim, yalan yanlış tarifleri internetten tamamlayarak falan hayatıma devam ediyordum. Ta ki oğlumu büyütene kadar. Oğlum tonton anneanne mantısını yeme ayrıcalığına kavuşmuş fanilerden biri. Çok da sevdi. Ben de öyle olunca evde bir iki kez denedim. Sonra baktım öyle kulaktan dolma, gözden görme bilgilerle olmuyor, Kayseri’ye tonton anneannenin yanına staja gittim.

Tonton anneanne on beş, on altı yaşından beri mantı yapar. Büyük ustadır kendisi. Gidince mantıyı öğrenmek istediğimi söyleyince çok sevindi. Ama uzun süre fırsat bulamadık başına geçmeye.

Derken bir gün anneanneme çok becerikli ev hanımları geldi. Anneannem onlara benim de İstanbul’da mantı yaptığımı falan söyledi öğünerek. Tabi yaptığımı görmediği için övünmesi bedava. Kadınlar hayret ettiler. “O hamuru nasıl yoğurdun?” dediler. “Ne var ki onda?” dedim. Hayran kaldılar yemin ederim bana. Dediklerine göre kaç yaşına gelmişler, bir kere bile mantı hamuru yoğurmamışlar. Üstelik ne becerikli hatunlar. Benim de göğsüm kabardı. Şımardım.

Ertesi gün o gazla anneanneme artık hamur yoğurmanın vakti geldi dedim. Bebeleri uyuttuk ve hamurun başına geçtik. Ve ben mantı hamuru yoğurdum deyince kadınların niye gözlerine fener tutulmuş kedi gibi bana baktıklarını anladım. Benim yaptığım hamurun mantı hamuruyla uzaktan yakından bir alakası yokmuş be! Sadece isim benzerliği. Gerçek mantı hamuru dedikleri şey beton gibi bir şey. İçine o kadar az su koyuyorlar ki. Ha yumrukluyorlar ha yumrukluyorlar. Sonra da yumuşasın diye dinlenmeye bırakıyorlar. Bir garip iş. Azıcık daha su koyup kendileri niye yumuşatmıyorsa. Öşbelik işte.

Sonra yumuşamış olmasına rağmen hâlâ betondan çok farkı olmayan hamuru bir açıyorlar ki inanamazsınız. Yeminlen anneannemin omuzları kıtırdıyordu açarken. Kocaman açılan hamur kesilmek için üst üste kıvrılıyor. O kadar sert ki hamur, yapışmak aklına gelmiyor.

teflon gibi hamur mübarek. hayatta yapışmıyor

Sonra hamuru kesiyorlar. Anneannem ben de dolduracağım için XL kesti. normal boyutu XS. Sinek kadar bir şey.

önce eni

sonra kesilen parçalar açılıyor. üst üste konuyor.

bir kere daha kes

son durum budur. doldurulmaya hazırlar. havaya atıp atıp havalandırdı anneannem. ve evet hâlâ yapışmadılar.

 

Tabi bir de iç konusu var. Ben rondoda çekmiştim. Rondo falan kullanılmıyor kardeşim, soğan sulanmasın diye. Satırla doğradı anneannem. Önce soğan ve mis kokulu reyhan. Ardından da kıyma eklendi. Yine sulanırsa suyunu kuruluyorsunuz. İç ıslak olursa mantılar yapışırmış. Biraz da kırmızı biber, tuz.

mis

Bütün bunlardan sonra hâlâ hayattaysanız doldurmaya başlıyorsunuz. Doldurması da açması kadar zor. Bir kere şeklinin benim yaptığım şekille alakası yok. Yeni şekli öğrenene kadar çatladım. Böyle doldurulurmuş mantı, yantiri yantiri:

kare değil dikdörtgen

Mantıları kaynayan suya atıyorlar. Pişince tereyağlı salçalı sos tencereye dökülüyor. Suyunu süzmek yok. Tabaklara da sarımsaklı yoğurt ve sumak. Oyy harika bir şey vallahi. Tüh son halinin resmini çekmemişim.

Ama tabi siz şimdi “İyi de ölçüüüüü” diye bağıracaksınız. Bir Kayserili olsa bunu hayatta söylemezdi. Ama ben sizin için ajanlık yapıp müthiş Kayseri mantısının çok gizli tarifini anneannemin ağzından almayı başardım. Ahan da aynen şöyle:

“Ölçü mölçü yok gadasını aldığım. Horantana göre yapacaksın.

1 yımırta

karer un

ızcık su

bi çinke tuz

içesine yuğur

dölecik aç.”

Bu kadar!

Afiyetle yiyin!

 

 

Paylaş: