Küçükken çok çenesi düşük bir kızdım. Beş saat okula giderdim, gelir on beş saat neler yaptığımı anlatırdım. “Bugün okulda ne yaptınız?” düğmeme basıldı mı susmak bilmezdim. Şu şunu demiş, bu bunu demiş, şu olmuş, bu olmuş… Çürük çeneydi adım. Anam değil de babam beni çok dinlerdi. Bir de sorardı ha, şu noldu, bu noldu diye… Ooooh nasıl aşka gelirdim ben de. Dinleyen de var, anlat dur.


Ben bebelerime hiç sormuyorum okulda ne oldu diye. Aman ne olduysa ne oldu canım. En fazla ne olacak sanki? Safariye mi gidiyorlar? Dünya turuna mı çıkıyorlar? Altı üstü kâğıdı boya, oyun oyna, iki şarkı dinle, yemek ye… zil çaldı, okul bitti işte.

Onlar da hiç bir şey anlatmıyorlar. Bilmem ki sorsam anlatırlar mı. Sormaya da korkuyorum ha. Oğlandan eminim de olur ya kızda da gizli bir “Bugün okulda ne yaptın?” düğmesi vardır, yanlışlıkla elim melim değer, geri kapatamam Allah muhafaza. Okula gidiyorlar, mutlu gözüküyorlar, bana yetiyor. Hatta geçenlerde bir cumartesi sabah kalkıp okula gitmek istediler, bugün okul tatil deyince “Hüüü bari öğretmenimizin evine gidelim,” diye zırladılar. Öğretmenlerini seviyorlar belli. Daha ne isteyeyim?

Birkaç gün önce okuldan aldım bebeleri, eve gidiyorum, kaldırımda yürüyoruz. Arkamıza bir ana kız denk geldi. Kız da başka bir okulun öğrencisi. Belli ki anaokulu. Yokuş yukarı da çıktığımızdan yavaş yavaş çıkıyoruz. İster istemez konuşmalarını duyuyorum ben de. Ana soruyor, kız cevaplıyor:
“Yemeğini yedin mi?”
“Yedim.”
“Hepsini mi?”
“Hepsini.”
“Elmanı da yedin mi?”
“Yemedim.”
“Hani hepsini yemiştin?”
“Elma yemek değil ki.”
“Tostunu yedin mi?”
“Yediiiiim!”
“Ne yaptınız okulda?”
“Hiç.”
“Nasıl hiç? Boş boş oturdunuz mu?”
“Bir şeyler yaptık işte.”
“Boyama yaptınız mı?”
“Yaptık.”
“Ne boyadınız?”
“Palyaço.”
“Sen de boyadın mı?”
“Eveeet.”
“Ne renge boyadın?”
“Renkli.”
“Nasıl renkli?”
“Offf pembe, mavi, sarı.”
“Herkes boyadı mı?”
“Evet.”
“Sevil de boyadı mı?”
“Eveeeeet.”
“O ne renge boyadı?”
“Renkli!”
“Öğretmenin gördü mü?”
“Evet.”
“Yıldız verdi mi?”
“Evet.”
“Sana da mı verdi?”
“Evet.”
“Sevil’e de verdi mi?”
“Oofff.”
“Soruma güzel cevap ver.”
“Niye hep soruyorsun?”
“Öğrenmek istiyorum çünkü!”
“Niyeee?”
“Çünkü sen benim kızımsın. Bilmek hakkım!”

Ana değil CSI New York’tan ajan Taylor mübarek. Sorgulama daha ne kadar devam etti bilmiyorum. Yol ayrıldı, ayrıldık.

Lan dedim ben niye hiçbir şey bilmiyorum çocukların okuluyla ilgili. Ne kadar ilgisiz bir anneyim! Bebeler benim değil mi? Evet! Öyleyse öğrenmek benim de hakkım!

Eve gelince sorguya çektim bebeleri.

“Bugün okulda ne yaptınız?

Oğlan: “Em em eeeemmm. Okula gittik.”

“Başka?”

Oğlan: “O kadar!”

“Başka bir şey yapmadınız mı?”

Oğlan: “Yoo”

“Sen ne yaptın kızım?”

Kız: “Ben de okula gittim.”

İyi, güzel. “Peki okulda ne yaptınız yavrum?”

Bu kısmı ağızlarından kerpetenle aldım. Boya yapmışlar. Şarkı dinlemişler. Oyun oynamışlar. Tam tahmin ettiğim gibi!

Çocuklarımın okulda ne yaptığını öğrenen ilgili bir anne olarak içim rahatladı. Bu kadar bilgi bu senelik yeter diyordum. Ta ki dün geceye kadar.

Yatakta kitap okumaya çalışıyorum. Bebeler de son enerjilerini atmak için başımda zıplıyor. Zıp zıp zıp, beynim döndü. Biraz sakinleşsinler diye iki çene çalayım dedim. Aklıma da konuşacak bir şey gelmedi. “Ee bugün okulda ne yaptınız?” dedim. Sırf laf olsun, torba dolsun diye.

Kız, “Anne biliyor musun, bugün ben okulda kusacak gibi oldum,” dedi.

“Aaa canım benim. Miden mi bulandı?”

“Evet.”

“Üşüttün galiba.”

“Hayır, bir arkadaşım bana “Beyin kafa” dedi. Çok midem bulandı.”

“Buna niye miden bulanıyor ki?”

“Çünkü ondan önce de sen çiş içiyorsun, kaka yiyorsun,” dedi.

“Iyyyyyy, midem kalktı sus. Ne pis lafmış o öyle!”

Oğlan burada atağa geçti. “Evet, o çocuk hep pis laflar söylüyor. Bir de bizi dövüyor!”

“NEAAAA! DÖVÜYOR MU?”

Oğlan: “Evet, geçen kafalarımızı birbirine vurdu.”

Vay gangster vay!

Kız: “Benim de saçımı çekiyor. Kaç kere ağlattı.”

“Nayır, nolamaz! Öğretmene dediniz mi peki?”

Oğlan: “Evet, öğretmenimiz ona kızdı. Ama o yapmaya devam ediyor. Öğretmenimiz hep kızıyor, ama o hep yapmaya devam ediyor. Oyuncağı vermeyince beni de yere düşürdü. Üstüme basacaktı, zor kaçtım.”

Vay şehir eşkıyası!

Kız: “Bana da ‘sen annenin karnından doğmadın. Dinozor müzesinden çıktın,’ dedi. Çok ağladım.”

Vay laf ebesi!

Kız: “Hem de bi kere kalemimi kırdı!”

Vay hergele!

Oğlan: “Ben de resim boyamaya çalışıyordum. Öğretmen görmediği zaman o benim resmimi karaladı.”

Vay madrabaz!

Oğlan: “Bi kere de benim kaşarımı yedi.”

Vay pisboğaz!

Oğlan: “Sen hep benimle oynayacaksın diyo. Oynamayınca bana bağırıyor. Kulaklarım ağrıyor. Oynayınca da hep oyunu bozuyor. Bana ‘Heee sen bebeksin oynayamıyorsun’ diyor.”

Vay düzenbaz!

Kız: “Benim en sevdiğim kedinin de kafasını kopardı. Ben hep o kediyle oynamak istiyordum.”

Vay kafatasçı!

Kız: “Bi kere de bana…”

YETEEEEERRR dedim. Daha fazla duymak istemiyorum! Bu ne kadar işkence bebelerime. Okul değil, Alkatraz!

Detayları öğrendiğimden beri beynim zonkluyor. Durduk yere keyifli hayatımın içine ettim iyi mi! Ay çeneme tüküreyim! Ne güzel okula gidip geliyordu bebeler. Ne vardı altını karıştıracak? Şimdi işin yoksa bebeyi şikâyet et, olayları takip et, uğraş dur. Oooff of!

 

Not: Bu yazı birkaç haftadır taslakta bekliyordu. Yeni elden geçirebildim. Öğretmenle konuştum. Sınıfta biraz haşarı bir bebemiz var. Durum şu an daha iyi, çok şükür. Yine de Ajan Secce kimliğimle takipteyim 😉

Paylaş: