Çocuklarla toplu taşımaya hemen hemen hiç binmedim. Tabi bu her yere bizi limuzinimizle şoförümüz götürüyor anlamına gelmiyor. Bu şu anlama geliyor: Toplu taşımanın topunu attırırlar korkusuyla bebelerle hemen hemen hiç dışarı çıkmadım!

Şu dört buçuk yılda yanılmıyorsam birlikte hepi topu iki kere otobüse, bir kere de dolmuşa bindik. Üçünde de çektiğim sıkıntıyla tahmin ediyorum ki geçmiş günahlarım affoldu. O kadar diyeyim yani. 😉

Bu hafta sonu dedim ki bu bebeler nasıl metropol yerlisi yeaaa. Daha hayatlarında metro, metrobüs görmediler.  Nasıl olsa artık büyüdüler, hayat normalleşti, bekle bizi toplu taşıma, biz geliyoruuuuzzz!

Çocuklara metrobüse bineceğimizi söylediğimde ne anladılar bilmiyorum ama oleeeeyy diye bağırdılar. Metrekareye yaklaşık on beş insanın yanı sıra yedi kol, beş ayak, üç kafa ve iki poponun düştüğü metrobüs çilesinden henüz haberleri yok tabi. Kedilerini de götürmek istediler yanlarında her zamanki gibi. Çok merak etmiş kediler, onlar da görmek istemişler metrobüsü. Tabi dedim. Neden olmasın? Zaten bizim de insanı şartlarda seyahat edeceğimiz pek söylenemez. Yanımıza iki de kedi katılmış, çok mu?

Epey bir merdiven aşarak metrobüs durağına ulaştık. İlk üç otobüs durmadı bile. Meğer durağın sonunda duruyorlarmış. Koşa koşa birini yakaladık. En arka kapıdan bindik. Çocuklar uzay gemisine binmiş gibi etraflarına şaşkın şaşkın baktılar. Hayatlarında hiç bu kadar çok bacağı bir arada görmemişlerdi!

En arkada bir yere bebeleri sıkıştırdım. Ben de önlerine set oldum. Bu arada iki kişi sağ olsun, çocukları kucaklarına almak istediler. Vermedim.  Oturmazlar zaten başkasının kucağına.

itiş kakış

metropol yerlileri metrobüste. ha bi de kediler tabi.

Ve metrobüs hareket etti. Her gazda, frende kitle halinde öne arkaya itişmeye bayıldı bebeler. Kah kah kah kah, gülmekten halleri kalmadı. Ne zamandır bu kadar eğlenmemişlerdi. Oğlan belli ki kendini bilgisayar oyununda sandı. Her sağa sola çarpışında boinggg doommm gibi efektler kattı. Kız da ondan geri kalmaz, ciuvvv, viuvvvv, biuvvvv, dommmm… efektlerle yol alıyoruz. Her seferinde yine kah kah kah kah. “Kardeşiiiiimmm, bak kafamı nasıl boruya vuracaaamm. HAHAHHAHA!” “Kardeşiiiiimmm, bak şimdi nasıl ezilceeeemm. HAHAHHAHA!” “Kardeşiiiiim, nerdeyse gözüm çıkıyordu! HAHAHHAHA!”

Her durakta daha da kalabalıklaşmak çok hoşlarına gitti bebelerin. “Anneaaa, metrobüs patlayacak! HAHAHAHAH!” “Annneaaa, biz tost olduk! HAHAHHAHAH!” “Annneaaa, teyze kafama çıkacaktı! HAHAHAHHA!”

Metrobüsteki asık suratlar yerini bir bir sırıtışlara bıraktı. Cama yaslanıp uyuyor rolü yapanlar bile gözlerini açıp bebeleri izlemeye başladı. Önden arkadan millet kafasını uzatıp bizimkileri izleyip gülüyor. Bizimkiler de aldılar gazı, seyredildiklerini fark ettiler, iyice şımardılar, HAHHAHAHHAH kahkahalar ayyuka çıktı. Lan keşke inmeden bi şapka açıp “Hadi abilerim, ablalarım boş geçmeyelim,” diye para toplasaydım. Bak hiç aklıma gelmedi!

Böylece sıkıcı İstanbul trafiğine de bir çözüm buldum. Her metrobüse atıyorsun dört-beş yaş grubu birkaç bebe, eğlenerek gidiyorsun. Lunapark gibi. Durağı geçtiğini bile anlamıyorsun valla!

Haydi, iyi seyirler!

Paylaş: