Bu aralar çok yazamadığımın farkındayım. İş yetiştirdiğimi düşünüyorsunuz, değil mi? Aslında evet, bu ara epey iş teslim ettim. Rüya Postacısı’nın üçüncü kitabı çizer ablasının elinde. Ayrıca yeni bir seriye başladım. Onun ilk kitabının resimleri çiziliyor. Başka yerlere de bir iki yazım vardı. Sürprizler yolda. 😉 Şubat tatilinden önce elimdeki her işi teslim etmeye çalıştım. E tatil, çocuklar evde, birlikte takılacağız, işin ne işi var? Peki Şubat tatilinden beri ne yapıyorum da bloga uğrayamıyorum? Var ya hiç tahmin etmeyeceğiz işler peşindeydim! 😉

Bu sene malumunuz ilkokula başladım. 😉 Zaten zor bir hayatım vardı, iyice zıvanadan çıktı. Sabah bebeleri postalayıp hemen yazımın başına oturdum. Onlar gelene kadar harıl harıl yazı yazdım. Onları alıp geldiğimde daha yataklar bile ortada oluyordu. Acilen ev topla, yemek yap, bebeleri doyur, ödeve otur… Gelsin Elalar, Laleler; gitsin Talatlar, Atillalar… Yemin ederim okumaktan tiksindim! Gece yatağa yattığımda bacaklarım seğiriyor;  naneler, antenler, iletiler… kafamda dans ediyordu.

Günler böyle böyle geçerken ev de baktı ki benden bir hayr yok, alıp başını gitti. Her yer karma karışık, leş! Ev temizliğinde bir türlü 1. seviyeden 2. seviyeye çıkamıyordum. (1. seviye: sil, süpür. 2. seviye: lavabolar, tuvalet banyo 3. seviye: tozlar 4. seviye: kapı, cam işleri 5. seviye: koltuklar, tüller…) Millet sürekli akıl veriyordu yardıma birini al diye ama evi toplamak lazım ki gelen de temizleyebilsin. Bu arada benim de içim içimi yiyor tabi ki. Pratikte temizlik yapamıyorum, bari teoride yapayım diyerek temizlik kitabı okumaya başladım:

 

0000000635413-1

 

Kitabı çok duymuştum zaten. Bacımın attıkları arasında bulup eve getirdim.

Marie Kondo ilginç bir kadın. Beş yaşından beri ev toplayıp temizliyormuş. Evlenene kadar ev toplamak benim aklıma gelmemişti, analar neler doğuruyor ehhehe. Kitabı okurken ne hikmetse zıngır zıngır iş gören, etli butlu, orta yaş üzeri bir kadın olduğunu düşünmüştüm ama sonra IG’de buldum, çıtır çıtır bir kız, hayallerim yıkıldı. 😉 Kitabı okudum, güzelce de altını çizdim önemli yerlerin. Olur ya bir gün birine akıl vermek gerekirse kullanırım diye.

Kitabın özü açıkçası şu: evi çöp poşetine doldur, kapıya koy. E akıllıca. Benim ev de anca o şekilde toplanabilir zaten.

Neyse, ne diyordum? Şubat tatilinden söz ediyordum he. Bir gün, saat iki suları. Çocukların odasına girdim. Dışarıdan güneş parlıyor. O an çok garip bir şey oldu. Kafama cemre mi düştü nedir, odanın kirli camı çok fena gözüme battı. Yani çok zamandır kirliydi ama hiç rahatsızlık duymamıştım. O an içimde bir şeyler kıpraştı. Tülü açtım, camı silmeye başladım. Bu arada tül de leş. Onu sıyırdım makineye attım. Elim değmişken öteki odaya geçtim, bir oda daha, iki oda, mutfak, balkon… Delirmiş gibi cam silip tül yıkamaya başladım.

Camlar bitti, tüller yıkandı, geri takacağım, cama ulaşmak için eşyaları ittirdikçe ben altlarından tozlar yuvarlanıyor. Var ya altı kapalı eşya kadar büyük eziyet yok insana. Neler birikiyor orada. İte kaka, eşyaların altını temizlemeye başladım.

Onu bunu ittirmişken sıra geldi bazalara. Bir açtım ki offf. İçleri toz! Gözüm çok fena döndü. O hırsla çocukların yataklarını evden atıp altı yüksek yataklar alma isteği duydum. Bazalardan çıkanları da bir yerlere koymak lazım tabi ki. İyi de bunu niye saklamışım, onu niye saklamışım… derken anormal bir derle, topla, çöpe bas hırsı peyda oldu bende… Yaptım da!

İşte o günden beri  haftalarca ama haftalarca ev topladım!

Buyurun temizliğe giriştiğim ilk günlerden bir kare:

 

IMG-20170212-WA0029

 

Bu resmi attığımda bacımın tepkisi “AAA KIZIN SAÇLARINI MI KESTİRDİN!” oldu. Her zamanki halimiz tabi ki, sadece kızın saçı farklı geldi. 😉

Peki şimdi nasıl bu oda?

Ta-daaam!

IMG-20170212-WA0044

 

Üşendim gidip son halini çekemedim. Şu an kamyon da yok, ayrıca komodinin üst tokmağı da takılı. 😉

Her oda tek tek toplandı. Halıların altından dolapların tepesine kadar çıktım! (Bizim dolabın üzerinde bulduklarım: kayıp anaokulu makası, patlak balon, 2 adet lif, takke, uçurtma, patik teki, hat tablosu, Fenerbahçe forması (evde fenerli bilem yok), boya kalemi, kuru soğan (vallahi! içi fosalmış sadece kabukları kalmış tabi), iki adet zıp zıp top, erkek çorabı teki!)

Evdeki bütün dolapları terekleri indirdim. Bazaları attım. Yer olunca istifleniyor eşya. Yer olmayınca gereksiz olanı evde tutmuyorsun. Bütün hurçlar açıldı. İçleri döküldü. Kullanılmayacaklar postalandı. On seneden sonra çeyizler serildi! Kullanmayacaksam niye tuttum yıllarca oralarda?

Sağda solda neler biriktirmişim saçma sapan.  On yıldır bir kere bile kullanılmayan yorganlar, kap kacak, yastıklar, süsler püsler ayh! Hepsini attım!

Marie bacı diyor ki oda oda toplamayın. Her seferinde tek kategoriyi toplayın. Aynen öyle yaptım. Kıyafetler,oyuncaklar, kitaplar, kâğıtlar, giysiler…

Her şeyi kategorilere ayırdım: çöpe gidecekler, başkasına verilecekler, geri dönüşüme konacaklar…

Günlerce evden torbalar taşıdım. Attım, attım, attım…

Bu arada bakın neyi keşfettim. Evdeki fazlalıklar dört kategori:

  1. Hediye gelenler: Gerekli bir şey olsa zaten sen alırsın. Hediyeler çoğunlukla fazlalık oluyor. Bir iş gördüğü de yok, durup duruyor. O yüzden en mantıklısı gerçekten de gittiğin yere “don” götürmekmiş. İlla ki kullanılır! Analarımız biliyormuş bu işi!
  2. Başkasının artık ihtiyacı olmadığı için elden çıkarıp da benim aldığım her şey. Diyelim ki arkadaşın kilo alıyor, taptazecik eteği artık ona olmuyor, giyerim diye alıp geliyorsun, dolaba takıyorsun, e orada duruyor da duruyor. Belki tarzın değil, belki üzerine bluz yok, belki altına terliğin yok… Amaan artık kimseden çöp almayacağım. Kullanılmıyor arkadaş! Hepsini elden çıkardım.
  3. Ucuzluktan alınanlar. İki kere migrosun 23 nisan indirimine gittim. Hâlâ ata ata bitiremedim! Ne almışım! Hiç akıl işi değil. Elinizde ihtiyaç listesi olmadan indirimlere uğramayın.
  4. Hatıralar: Ondan bir hatıra, bundan bir hatıra, kimin olduğunu bile hatırlamadığım hatıralar! Gerçekten saklamak istediğimi aldım, ötekinin resmini çekip attım. 😉 Allah nasip ederse daha ne hatıralarımız olur amaaan. 😉

Haftalarca attım, attım, attım! Gerçekten çok hafifledik. Üzerine de bir sil süpür. Oh mis. Artık sabah kalkıp yerdeki iki terliği kaldırıyorum, yatağımı topluyorum, buyurun ev toplandı. Ne çekmişim be!

Paylaş: