Bir iki gece önce, bebeleri bayılttım, kendim de uyumaya hazırlanıyorum. Son kez maillerime bakayım dedim. Oradan tivitıra girdim. Biraz sağa sola bakıyorum. Takip ettiğim biri “Ay şu Simay’ın saçını başını yolacağım” gibi bir şey yazmış. Bizim evden sıkça alışık olduğum için bu tür konuşmalara, “Vah gariban” dedim. “Uyutamadı herhalde bebeyi bir türlü.” Şimdi diğer anneler, “Ay yazık, kızma” falan yazar diye bekliyorum. Aman aman herkes atlamasın mı “Ben de yolacağım, kafasını kıracağım” falan. “Tüh tüh,” dedim ya, “Bu gece kimse uyutamamış bebeleri. Tüm analar dellenmiş.” Anam sonra bir baktım bunlar kendi çocuklarından değil bir diziden söz ediyorlar. “Hürrem mi?” dedim. Onu da tivitırdan bolca duyuyorum. “Yok” dediler “Kuzey, Güney”. Baktım herkes oturmuş, hep birlikte dizi izliyor tivitırda. Ben on numara Fransız kaldım. Bebeler hayatıma gireli TV izlediğim mi var ki? Bir gece kanepeye uzanmış TV izlerken doğumum başladı. Herhalde TV’yi son izleyişim de o oldu. Bebeklerden sonra zaten TV’nin yüzüne bakacak halimiz kalmadı. Bir de çocukları TV’den uzak tutmak gerekiyor. TV uçtu, gitti hayatımızdan.

Çocuklara iki yaşından önce kesinlikte TV izletilmemesinin tavsiye edildiğini biliyorum. Zekâ ve dil gelişimlerini olumsuz etkiliyormuş. Zaten benim bebelerim zekâ ve dil gelişimlerini olumsuz etkileyecek en önemli özelliğe sahipler: prematüreler. TV’den her çocuktan daha fazla uzak durmaları gerekiyor. Ben de onun için uğraşıyorum.

Bebelerim yedi aylıkken bir gün sanırım annemler bizdeydi. Çok daralmıştım. Bebeleri bırakıp bir arkadaşa uğradım. Ev mum gibi. Görür görmez sinir oldum. Bebesi olup da evleri tertipli olan kadınlara oldum olası sinir olurum. Ben bebesizken bile tertipli olamadım. Arkadaşın benimkilerden bir yaş kadar büyük bir kızı var. Yani o ara bir buçuk yaşında falandı kız. En hareketli dönemi. “Millet ne kadar becerikli, bir şuraya bak, bir benim evin haline bak” diye kendi kendime söyleniyorum. Kırk beş dakika kadar mutfakta oturduk. Kızı hiç görmedim. “Uyuyor mu?” dedim. “Yoo,” dedi. “TV izliyor.” “Hadi ya” dedim. Kızın yanına gittim. En büyük boy LCD televizyon. Bu içine girmiş neredeyse. Bebek kanalı izliyor. Pek hareket etmiyor. Ara ara yerinde zıplıyor, UA gibi sesler çıkarıyor. Anlayacağınız annesi TV izlete izlete Darvin’in teorisini geriye işletmeyi başarmış, bebeyi maymun etmiş. Çok üzüldüm. “Çok mu izliyor?” dedim. Annesi övünerek anlatmaya başladı. “Ayy bütün işimi bu sayede yapıyorum valla. Sabah kalkınca koyuyorum karşısına. Akşama kadar izliyor. Karşısında çok da iyi yemek yiyor. Akşam da şu salıncağa koyuyoruz. Babasıyla birlikte dizi izliyoruz. O da yanımızda sallanıyor.” “Çok izletme ama” dedim. “Bu bebek kanalı. Zekâlarını geliştiriyor,” dedi. Baktım ne desem de işe yaramayacak, annesi televizyonun faydalarına kendini kodlamış zaten. Bir şey demedim. Eve geldim. “Kocama şu televizyonu kaldıralım,” dedim. Kocam çok TV izlerdi. Kendisi TV’de konuşan her adamı izleme kapasitesine sahip. Sürekli aynı haberleri görmeye gık demez. TV onun için yaşam destek ünitesi gibi bir şey. Eve gelince bağlanır, bir türlü kalkayım da uyuyayım demez. Tabi TV kaldırma fikrime itiraz etti. “İyi de izletmiyoruz ki bebelere” dedi. “Olsun,” dedim.  Önce arkadaşın kızını anlattım sonra da “Yarın bir gün çok daralırsam, çocukları karşısına koymaya başlayabilirim. En iyisi olmasın, izleme şansları tamamen ortadan kalksın,” dedim. Kocam kendisinden hiç beklemediğim bir performansla katladı kabloları kaldırdı. Sağ olsun. Böylelikle evde TV iptal edildi.

Bebekler bir yaşını geçmişken günde 10-20 dk gece bahçesiyle yemek ve ihtiyaç molası vermeye başladım. Bir iki bölüm de Tulli kaydettim. Bir gün onu açıyordum, bir gün bunu. Sonra bir gece, tam bebekleri uyutacağım, bilgisayarımda bir çizgi film gördüm: Wall-e. Bebekleri sallarken kocamla açtık, onu izledik. Kız hiç ilgi göstermedi. Ama oğlan ara ara baktı. Yarısında kapattık. Ertesi gün kalan yarısını izlemek için tekrar Wall-e açtım. Oğlan yine baktı. Ben de ne kadar yorgunum. Oğlanın hareketsiz durması işime geldi. Ses çıkarmadım. Sonra ertesi gün yine çok yorgunum diye yine Wall-e açtım. Böyle böyle 5-10 dk diye başlayan wall-e 1 saate çıktı. Ben de rahat ediyorum tabi. Akşam yemeklerini yedirip açıyorum, o ara mutfağı falan topluyorum. Kız hâlâ wall-e’yi izlemiyor. O Tulli’yi seviyor. Evde kavga başladı. Kız Tulli diye ağlar, oğlan Wall-e diye. Bir onu bir bunu açıyorum ben de. Sonra bir gün babaannedeyiz. Kız kanepede hoplayıp zıplıyor. Birden dengesini kaybetti, kanepeden kafa üstü yuvarlanıyor. Yuvarlanış nidası da “Tuuuluuuu” (Tulli). “Ne oluyoruz yahu” dedim “Benim bildiğim, düşerken anneee diye bağırılır. Tulli solucanını niye anıyor ki bu kız?” Ertesi gün akşam da Wall-e açık. Yarım saat izlendi. Mutfakla işim bitti. İçeri gideceğiz. Çat diye bilgisayarın kapağını kapattım. Bekliyorum ki oğlan bağıracak, itiraz edecek. Bağırmadı. Allah Allah dedim. Bir baktım ki bizim küçük adam bilgisayarın kafasının kapandığını bile fark etmemiş. Hipnoz halde, al al yanaklarla boşluğa bakıyor. Birkaç saniye sonra ayıldı. Waaaliiiii diye ağlamaya başladı. “İşte” dedim, “An bu an. Gittikçe tembelliğim beni ele geçiriyor. Yapmamam gerekeni yapıyorum. On dk, yirmi dk dedim, artık bir saat çizgi film izler oldular. Bundan sonra zıkkım wall-e de yok tulli de.” Çat çat sildim bilgisayardan. Şimdi çok çok daraldığım vakitlerde kendi bebeklik videolarını açıyorum. Zaten onlarda da bir numara yok. En fazla on dakika bakıyorlar, sıkılıp gidiyorlar.

Bu arada o söz ettiğim arkadaşa ara ara birkaç kez daha gittim. Çocuğu maymunluk seviyesinden ne yazık ki su algi seviyesine kadar geriledi. Artık sadece bön bön bakıyor. Anası laf anlamadı. “Temizliğim, yemeğim, bebek kanalı zekâ geliştiriyor” demeye devam etti. Geçen gün bize geldiler. Kızı artık üç yaş civarında. Sadece baba, dede diyormuş. Doktora götürmüş. “TV’yi kapat, birlikte oyun oynayın, konuşun çocukla” demiş. “Çizgi filmlerde konuşma yok ya. O yüzden öğrenememiş,” dedi. “Ee izletiyor musun hâlâ?” dedim. “Yok töbe billah çizgi film izletir miyim? Artık konuşması olan şeyler açıyorum. Evlilik programı falan izliyoruz birlikte” dedi. Hâlâ mesajı alamamış yani. Üzüldüm. Bir yanda doğuştan zekâ problemli çocuğunu özveriyle bir yerlere getirmeye uğraşan, normalden on kat fazla mesai yapan anneler, öte yandan pırıl pırıl doğan zekâları kendi elleriyle törpüleyen anneler. Her şey elimizde!

Paylaş: