Ben küçükken babam yurtdışına giderdi. Bize oradan oyuncak getirirdi. Şimdi bakıyorum da dünyada ne varsa bizim memlekette de var. Ne güzel . Önceden yoktu ama. Benim oyuncak bebeğimin emeklediğini görünce arkadaşlarım korkuyla yerlerinden zıplamışlardı. Anneannem “Ana, töbe töbe, essah bebe gibi emekliyor, gız” demişti. Ağabeyimin çuf çuf diyerek duman çıkaran trenini görmeye akın akın bebeler gelmişlerdi eve. İlkokula babamın getirdiği mikroskobu götürünce öğretmenim okula bağışlamamızı istemişti. Yok deyince de sınıf sınıf tüm okul mikroskobun önünde sıra olmuş “Aaaa, vıyyyyy, abovvv” gibi sesler çıkararak sinek kanadına bakmışlardı. Heyt be ne popülerdim o zamanlar.

Benim bebelerime pek oyuncak almadık. Hatta ilk bir buçuk sene sağdan soldan arkadaşların verdikleriyle idare ettik. Sonra arkadaşım Hande bir kitap hediye etti. Çocuk ve Oyun diye. Çocukların belli yaş aralıklarında nelerle oynamaktan zevk aldıklarını gösteriyor. Süper bir kitap. İlgilenenlere tavsiye ederim. Ben oradaki oyuncaklardan yola çıkarak kendimce bir liste yaptım. Nasıl olsa bebeleri toptan doğurdum, alışverişleri de toptan olsun diyerek bir gün oyuncak toptancısına gittik, hepsini aldım. Anlattıydım ya o gün başıma gelenleri de. O oyuncaklar inanılmaz popüler oldu evde. Hepsi de basit şeyler. Geçmeli bardaklar, fincan takımı, geçmeli trenler, legolar falan. Bunlar dışında birçok oyuncağa gözüm düştü. İnsanın parasını almak için neler de bulup yapmışlar. Çocukluğum geldi aklıma. Ama çocuklar için çok cıngırtılı, pilli, kumandalı, kendi kendine hareket eden oyuncakları sevmiyorum. Gereksiz de buluyorum hani. Zaten benimkiler anlayacak yaşta da değiller. Oğlana ilk doğum gününde pilli, müzikli, gezip dolaşan bir araba geldi. Büyüyünce oynar diye sakladım. Bir iki kez evde olağanüstü hal ilan olunca verdim. O kadarcık ellemesiyle bile kaportayı çoktan dağıttı araba. Şase de kaydı. Jantı da eğildi. Rölantide de ses geliyor, anasını satayım.

Çocuklara çok oyuncak alma taraftarı da değilim. Sonra hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar. Az az olunca tadını çıkarıyorlar. Tabi çocuklara çok oyuncak almıyorum diye bebelerim oyundan, oyuncaktan mahrum kalsın da istemiyorum. Kendimce bazı çözümler buldum. Buyurun sizinle de paylaşayım. Belki işinize yarar.

* Oyuncak potansiyeli olan atıkları kullanıyorum. Misal kızımın 84 parça yoğurt kabı, kasap köpüğü, deterjan kutusu, yumurta kolisi seti şimdiden hazır.

* Mevcut oyuncakları farklı şekillerde değerlendiriyorum. Mesela oyuncaklara ip bağlıyorum, alın döndürün diyorum. Oyyy saatlerce çeviriyorlar. Sonra ipi çıkarıp sopaya takıyorum. Yok efendim, sopayı çıkarıp lastik takıyorum. Tekerlek monte ediyorum. Oyuncaklar arası kol bacak nakli yapıyorum. Falan filan. Oynayıp duruyorlar. Patlayan balonları bile israf etmiyorum. Huuup diye içime çekip döndürerek “bebek balonlar” yapıyorum. Bayılıyorlar.

* Evdeki eşyalardan oyunlar kuruyorum. İki kanepeyi birleştirip başına bir sehpa ekleyip akrobatik hareketler yapacak alan oluşturuyorum. Sonra halıyı kıvırıyorum, üzerinde dengeli yürümeye çalışıyorlar. Çamaşırlık sayesinde evde 100 m engelli koşu yapıyorlar. Yatakta zıp zıp zıplıyorlar. Sandalyeleri diziyorum, tren oluyor. Sandalyelerin altında dizi dizi emeklemeyi seviyorlar. Çalışma masamın üzerine çarşaf attım, bunlara ev yaptım. Oyy içinde yaşıyorlar.

* Geçen yaz balkona havuz kurdum. Olimpik değildi gerçi, bir leğen büyüklüğündeydi ama epey eğlendiler. Hava ısınsın diye dört gözle de bekliyorum. Bu sene havuzu balıklarla, kâğıt gemilerle zenginleştireceğim. Oklavalardan da olta yapmayı düşünüyorum. Bakalım.

* Hep büyük eşyalarla oynanacak değil ya. Patates, soğan, yiyeceklerle de oynuyorlar. Kuru üzümleri kaptan kaba geçirmeyi seviyorlar. Mandalina kabuklarını soyup atmaya bayılıyorlar. Düşünün evin halin gayri.

* Konu komşunun oyuncaklarıyla oynatıyorum. Özellikle bebesi olan komşularda bir de ilk bebeyse pek çok oyuncak oluyor. Ben de erinmiyorum, bebeleri alıp alıp komşulara gidiyorum. Şükür bebesini alıp bize getirerek rövanş almaya çalışan henüz olmadı. Biz durumdan gayet hoşnutuz. Komşular mı? Hmm. Pek sanmıyorum. Sanırım durumu çaktılar, biz kapıya dayanınca genellikle evde yok rolü yapıyorlar. Öyle ki bazen tüm apartman birleşmiş, otobüs kiralayıp kaçmış izlenimi veriyorlar. 40 daire birden gezmeye gitmiş ya da tuvalete girip kapıya yetişememiş olamaz değil mi? Allahtan bir tane komşum var. O henüz evde yok ayağına yatmayı akıl edemedi. Sekiz kere gittim. Bir kere de gelmedi. En son gittiğimde “Farkındayım benimle görüşmek istemiyorsun ama ne yapayım kapısını tek açan sensin” dedim. Gülüp “Ay aşk olsun” dedi. Sanırım ne zaman istersen buyur gel demek istedi. Ziyaretlerimiz devam edecek.

* Evde oynatmak yerine sokağa çıkarıp umumi oyuncaklarda oynatıyorum. Kaydırak, salıncak gibi. Açıkçası bu pek zor oluyor. Omurgam çatır çatır çatırdıyor. E daha küçükler. Düşerler diye sürekli peşlerindeyim. Kaydıraktan kaymak neyse de her seferinde kaydırağın tünelinden geçmek beni pek strese sokuyor. MRa giriyor gibi hissediyorum. Vallahi benden geçmiş.

* Çarşıda pazarda, her fırsatta mümkün olan her oyuncakla oynatıyorum.  Satıcıdan azar yemeyelim diye de “Ay şunu mu alsam, bunu mu alsam” diyen kararsız anne ayağına yatıyorum. “Ay bunla oynarlar mı ki?” deyip deyip oynatıyorum. Hani Kemal Sunal’ın bir filmi vardı ya. Kızını doyurmak için zabıta rolü yapıp dükkândaki her şeyden yediriyordu. Aha işte onun kadın versiyonu da benim. Allah’tan bebeler çabuk sıkılıyor. Hemen atıyorlar elindekileri.  Ben de “Ayyy sıkıldı valla” oynamaz ki deyip başka oyuncağa geçiyorum. Ama her zaman bu kadar şanslı olamayabiliyorum. Bazen yapışıp bırakmıyorlar. O zaman da “Ayy aynısında evde var anneciiiiimm” rolüne geçiyorum. Ama iş kazası da olmuyor değil hani. Hiç aklımda yokken dünya parasına oyuncak bebek arabası almak zorunda kaldım. Kendi arabaları o kadar pahalı değil yemin ederim. Hmm bu kategori biraz riskli. Ona göre!

* Hediye almak isteyenlere oyuncak aldırıyorum. Hatta bazen almak istemeyenlere de aldırıyorum. Özellikle birinci dereceden akrabaların yanında “Ayyy bugün bir arkadaşında bir oyuncak gördü. Şöyle şöyle bir oyuncak. Sordum da şurada şurada satılıyormuş. Ay ne sevdi, ay ne sevdi,” tarzında cümleler pek işe yarıyor. Tavsiye ederim.

Hepinize az oyuncaklı, bol oyunlu eğlenceli günler dilerim.

Paylaş: