Dün “Başa gelen çekilir,” “Allah dağına göre kar verir,” gibi bilumum atasözlerimiz tarafımdan test edildi ve onaylandı. Tahmin edeceğiniz gibi ilk kez bebelerime tüm gün yalnız başıma baktım. Her zamanki gibi henüz gün ağarmadan oğlan uyandı. Bir süre sonra da kız. Ben de mümkün olduğunca stres yapmamaya çalışarak günlük rutinime başladım. Bir ara baktım, her şey yolunda gidiyor, hatta gayet iyi, ben de yorgun ve sinirli değilim, bebelerin altı üstü değişti, kahvaltı edildi, şarkı söylendi, oyun oynandı, kitap okundu, öpüldü okşandı, aa müthiş yaaa her şeyi kendim yapabilirmişim, o kadar da zor değilmiş! Mutluluktan lalalalalla diye şarkı söylemeye başladım. O sırada saate bakmayı akıl ettim. O da ne? Saat henüz 09.26! Kocamın mesaisi başlayalı sadece 26 dakika olmuş. Ve kocamın eve dönmesine yalnızca(!) dokuz saat otuz dört dakika kalmış. Vaaaaa. Kabul ediyorum o an pek bi tırstım. “Ulan ne yapacam bu kadar saat, zaman bir türlü akmıyor,” dedim.

Öğlen olduğunda esnemekten ağzım yırtılmak üzereydi. Gözlerimi de açmakta zorlanıyordum. Ama bebeler hâlâ koltuk kenarında rodeo yapıyorlardı. “Dayan” dedim “dayan, sadece yedi saat kaldı.” Bir süre sonra bebeleri yatağa bastım. Günün en süper anıydı. Uyandıktan sonra da vakit bir hayli hızlı geçti. Ve nihayet akşam olup kocam geldi. Kapıda kocamı karşılama komitesi olarak hazır olda beklerken, sağ baştan saydık: Bir, iki, üç. Elhamdülillah eksik yoktu. Açıkçası o akşamın tivitini “İkizlerle tek başına bir günün bilançosu: 1 ölü, 2 yaralı. Geberdim lan geberdim!” şeklinde atacağımı sanıyordum ama şükür böyle bir şey olmadı. Hatta inanmayacaksınız ama yanıma yardımcı aramaktan da vazgeçtim! (Burada hep birlikte maşallah! diyoruz, ben de bir yandan nazar değmesin diye kıçımı kaşıyorum.)

Elbette yardımcısız gün, yardımcılı gibi geçmedi. Ufak tefek aksaklıklar oldu. Ama sonunda başardım. Malum 22 aydır, ilk kez bebelerimle bütün bir gün boyunca yalnız kaldım. Stres yapmam gayet doğal. Bu durumla başa çıkabilmek için evde olağanüstü hal ilan ettim. Ahan da olağanüstü halimin maddeleri:

1. Kişisel hak ve özgürlükleri sınırlamaca:

Olağanüstü hal olur da kişisel hak ve özgürlüklerde kısıtlamalar olmaz mı? Elbette işe ben de bebelere tanıdığım hakları kısıtlayarak başladım. Evdeki mevcut düzeni koruyabilmek için öncelikle daha sekiz aylıklarken kendilerine tanıdığım “yemeğini kendi kendine yeme” hakkından mahrum kaldılar. Böylece yemeği yüzlerine maske, saçlarına kür, döşemeye cila olarak kullanma devri kapandı. Normalde mutfaktan çıktığımızda “Ah bir kümes tavuğum olsa şuraya salsam da mama sandalyelerinin altındakileri yeseler” derdim. Dün yere bir lokma düşmeden üç öğün yemeği yedirdim. Bu da temizlik için ekstra vakit harcamamı engelledi.

2. Enerji tasarruf moduna girmece:

İki bebeyle akşama kadar uğraşılır da insanda can mı kalır? İşte ben de buradan yola çıkarak kendimi enerji tasarruf moduna aldım. “Ben bu evin animatörü değil anasıyım!” sloganıyla gereksiz atraksiyonu, animasyonu sıfırladım. Onları eğlendireceğim diye koltuklar arası hoplama zıplama, bebeleri kucakta döndürme, havada yakalama, her hayvanın taklidini yapma, kitabı anlatacağım diye tiyatro oyunu sahneleme, her önüne geleni sayma, rengini söyleme, tarihçesini anlatma, sürekli yeni şeyler öğretmeye uğraşma… gibi bütün işleri geçici bir süreyle durdurdum. Sadece sorduklarını söyledim. Böylece nefes, tükürük, enerji tasarrufu yaptım.

3. Bebeleri pestil etmece:

Kendim enerji tasarruf modundayken, elbette bebeleri de düşündüm. Onların enerjisini çabucak attıracak, hatta kısa vadede pestillerini serecek işler yaptırdım. Pepee’nin iki ekmek aldım şarkısı eşliğinde “Hadeee, hoppaaa, oturmaya mı geldiniz,” diye bebeleri gaza getirerek uzun süre göbek attırıp gerdan kırdırttım. Evdeki mevcut her imkanı bunları hoplatıp zıplatmak için kullandım. Kanepelerden atlattım, yatakta zıplattım, hatta baktım olmuyor altı kat apartmanın merdivenini çıkarttım.

4. Zıbardığı yere kadar beklemece:

Bu bebeler doğdu doğalı onları uyutacağım diye ömrümü yedim. Dün bebeleri uyutmaya uğraşmadım. İkisini birlikte uyutmak zaten çok zor ve yorucu. Ben de zıbardıkları yere kadar dedim, hiç ellemedim. Bir zıpladılar, iki zıpladılar ama en sonunda bayılıp kaldılar.

5. Onlar uyurken dinlenmece:

Onlar uyurken kendime hiçbir iş çıkarmadım. Koşturmadım. Sağı solu toplayacağım diye uğraşmadım. Yemeğim sabahtan yaptım. Onlar uyurken ben de yattım. Uyuyamadım ama en azından kemiklerim dinlendi.

6. En iyi yemek artık yemektir felsefesine geçmece:

Şimdiye dek hep iyi yemekler yaptım bebelerime. Kabul ediyorum bazen 1 haftalık yoğurtla 4 günlük pilavı karıştırarak yaptığım yoğurt çorbasının iki gün sonra aslında kaç günlük olduğunu hesaplamaya uğraştığım oldu. Ama asla bebelerime bunları yedirmedim. Ama bundan sonrası için aynı şeyi yapabileceğimi pek garanti edemiyorum. Bundan sonra bu evde umulan değil bulunan yenir!

7. Özel hayatımı sıfırlamaca:

Kendimle ilgili hiçbir şey yapmadım. Bi tivit atayım dedim, o sırada da oğlan burnunu, kız da parmağını -nasıl becerdilerse- birlikte aynı dolabın kapağına sıkıştırdılar. Bi mailime bakacak oldum, oğlan mama sandalyesinden uçuyordu. Ben de kendimle ilgili hiçbir şey yapmaya uğraşmadım. Hatta tuvalete bile gitmedim. Böyle giderse korkarım sonda taktırmam gerekecek.

8. Az biraz TV kimseyi öldürmez demece:

Normalde bebelerime günde yarımşar saatten iki kez Baby Einstein izletiyordum. Dün oğlan bir bölüm daha izlemek isteyince hiç sesimi çıkarmadım. Allah biliyor ya, Testere izleyeceğim dese, yok diyecek halde değildim. Bilgisayarı açtım, battaniyeyi üzerime çektim. Kimin bebesi TV’den ölmüş dedim. Kendim şarj olana kadar bakmalarına ses çıkarmadım.

İşte böyle. Görünen o ki, bundan sonra yalnızım. Bakalım neler olacak. Ha bu arada bu yazıyı yazacak zamanı nasıl mı buldum? Bugün annem geldi de 🙂

Paylaş: