Bakıcımız kaçalı bir ara lazım mı değil mi diye üzerine çok düşündüğüm sevgili ikiz arabamla bağlarımızı epey kuvvetlendirdik. Vallahi o olmasa ben bu iki bebeyle dışarı hayatta çıkamazmışım. Başlarda yanıma yük etmeyim diye arabasız dışarı çıkarıyordum bebeleri. Ama şuradan on beş adım atıp parka ulaşana kadar çekmediğim eziyet kalmıyordu. En son birini sırtıma vuruyor, ötekini de kolundan çekiştire çekiştire parka ulaşıyordum. Ben de artık ağır mağır demiyorum, ikiz arabasını her gittiğim yere taşıyorum. Omurgamın bir parçası oldu kerata. Şu aralar bebeler arabada gezmeye pek merak saldılar. Özellikle oğlan töbe billah keyfi gelmeden inmiyor arabadan. Keyfinin gelmesi için de annenin her zamanki gibi sefilleri oynaması gerekiyor. İkisini bir bağlayıp arabaya dağ tepe geziyorum. Yolda da bol miktarda yurdum teyzesiyle karşılaşıyorum. Elbette hemen bir “Hiii ikizler mi?” muhabbeti açılıyor. Kaçış var mı bu muhabbetten?

Bebelerimin ikiz olduğunu öğrendiğinde genellikle teyzeler gülümseyerek “Allah kolaylık versin,” / “Güle güle büyüt!” / “Oy maşallah verene qurban!”… tipli cümleler kuruyorlar. Ben de sırıtarak uzaklaşıyorum yanlarından. Ama ilginçtir ki bebeler ikiz deyince bazılarının suratlarından düşen bin parça oluyor. Artık geçmiş travmaları mı hortluyor, bir an kendilerini benim yerime mi koyuyorlar, o yaştan sonra bir çift bebe daha büyüttüklerini falan mı düşünüyorlar, ne oluyorsa oluyor, moraller birden sıfırlanıyor. Acıklı bir ifadeyle sırtımı falan sıvazlıyorlar. Vah vah, tüh tüh falan diyorlar. Ben de şaşırıyorum tabi. “Yok ya durumum o kadar da acıklı değil,” falan diyorum sırıtmaya çalışarak. Sonra da düşünüyorum acaba niye bu kadar acındı bu teyzeler diye. Bebelerime bakıyorum, gayet şeker gözüküyorlar. İkizlerime illetli muamelesi yapmalarına bozuluyorum açıkçası. Hele biri geçen öyle bir laf etti ki içimden çıkmaz.

Yine bir gün pazarda alışveriş yapan kocamı beklerken bebelerle yolda aşağı yukarı turluyordum. İki yurdum teyzesi pazar çantalarıyla üç şeritlik yolun yaklaşık yarısını işgal etmiş, yaylana yaylana  karşıdan geliyorlardı. Ben de bebelerle ortalarından geçsem memmelerine takılır mıyım diye hesap yapıyordum. Tam aralarından geçecektim ki biri “Gııııızzzz, ikiz mi bunlar?” diye bağırdı. Öyle panikle sordu ki civarda bir olay mı var diye gayri ihtiyari sağa sola baktım. Sonra da ablak bir ifadeyle, “Hee ikiz,” dedim. Biri dedi ki “Vah vah, görüyon nu napcan? Olmuş bir kere. Bakacan artık.” Öteki de ondan geri kalmaz, sırtımı sıvazlayıp “Allah kurtarsın,” demez mi? Ben de boş bulundum, bu kadar acıklı ne gördüler diye arabanın içine baktım. Sırıta sırıta salatalık kemiren iki bıdıktan başka bir şey göremedim. Tepkilerine o kadar şaşırdım ki cevap bile veremedim, kadınlar gittiler, ben olduğum yerde kaldım. Tamam, çocuk bakmak zor, ikiz bakmak daha zor, yalnız ikizlere bakmak çok daha zor, ama “Olmuş bir kere, bakcan artık,” da ne demek? Hele hele “Allah kurtarsın,” ne oluyor yaaa. Bak yazarken bile tüylerim diken diken oldu. Onların kılına zarar gelmesine ben dayanamam! Allah acılarını göstermesin! Tamam, kabul ediyorum, ara sıra şikâyet ediyorum bebelerimden. Tamam be tamam, biliyorum, sürekli şikâyet ediyorum bebelerimden. “Teker teker gelin ulen!” diye bağırdığım da çok oluyor. Hâlâ gece uykularım delik deşik, evim perişan. Onu da kabul ediyorum. Yorgunluktan artık ağlar olduğumu da biliyorum. Biri gelsin şunları iki dakika oyalasın diye gözüm kapıda yaşadığım da doğru. Ama yine de ve yine de ikiz durumu sanıldığı gibi başa gelip katlanılan bir şey değil! Aksine körün aradığı bir göz Allah vermiş iki göz durumu… Bir taşla iki kuş vurma durumu… Başına devlet kuşu konma durumu… Düşeş atma durumu… Köşeyi dönme durumu… Turnayı gözünden vurma durumu… İşin yaver gitme durumu… Ben ne hayr işlemişim de Allah bu nimetleri bana vermiş durumu… Allah’ın sevdiği kulu olma durumu… Hadi yine iyisin durumu… Anlaşıldı mı? Daha sayayım mı?

Paylaş: