Bebelerimin ikiz olduğunu duyanlar hemen teselli babında “Ay ne güzeeeelll, iyi ki ikizler, birlikte oynarlaaaaarr,” diye bir cümle kuruyor. Tabi bebelerin birlikte oynamasının verdiği rahatlığın şu çektiklerimin yanında devede kulak olduğunu bilmiyor hiç kimse. Olsun, bilmesinler, en azından bana yazacak konu oluyor. Anlayacağınız gibi bu sözden yola çıkarak, deve de bir hayvandır; kulak da bir organdır sloganıyla bebelerin birlikte oynaması konusuna değineceğim bugün.

Benim bebelerim maşallah birbirlerine çok düşkün. E tabi ana karnında bile beraberlerdi, Allah ayırmasın, inşallah. Maşallah, çok da güzel anlaşıyorlar haa. Sabah gözlerini açar açmaz birbirlerini soruyorlar. Nereye gitseler birlikte gidiyorlar. Birbirlerinden ayrılınca ikisi de çok mutsuz oluyor. Buluşana kadar ötekini sorup duruyorlar. Yalnızken hiçbir şey içlerine sinmiyor. Ama ne yazık ki henüz birlikte oynayamıyorlar. Zaten çocukların birlikte oynaması 3 hatta 4 yaşlarında başlarmış. O zamana kadar yan yana ama birbirlerinden bağımsız oyunlar oynarlarmış. Ben her ne kadar konuşan bilim de olsa, pek kulak asmadım bu lafa. Bir an önce birlikte oynamaya başlasınlar diye doğduklarından beri uğraştım durdum.

İlk oyunumuz her evde olduğu gibi bizde de ce-ee idi. İkisini karşılıklı koyar, birinin yüzünü kapar, sonra ce-eee diye açardım. Çok mutlu olurlardı. Ama bir türlü tam olarak kavrayamadılar oyunu. Karşısındakinin yüzü açılınca yüzüne saldırılması gerektiğini sandılar. Ha bi de “cici yap” oyunu vardı tabi. Kardeşine cici yap derdim, “kardeşinin saçını yol” emiri olarak algılarlardı. Bir iki denemeden kös kös köserek, çizik çizik kalmış, yolunmuş kaza dönmüş bebelerimi birlikte oynatma hevesinden vazgeçtim.

Bu aralar da durum çok farklı değil. İkisi ayrı ayrı oynamaya devam ediyor. Kendi cinsiyetlerinin oyunlarıyla pek bir haşır neşir olmaya başladılar. Kız elinden bebeğini düşürmüyor. Kolundan çantasını eksik etmiyor. Fincan takımıyla pek bir içli dışlı. Oğlana gelince, onun da varı yoğu araba! Kalorifer tepelerinde, yatak altlarında, buz dolabının içinde, kafamda… nereyi bulursa araba sürüyor. Tabi ikisinin de favori arkadaşı benim şu anda. İkisi de benimle oynamak istiyor. Bulunmadık Hint kumaşı kıvamındayım, biri bir tarafımdan çekiyor, öteki öbür tarafımdan. Korkuyorum, cart diye ortadan ikiye ayrılacağım bir gün. Geçenlerde kız, çalışma masamdan bozma oyun çadırında evcilik oynuyor. Oğlan da hemen ilerisinde araba sürüyor. Kız sürekli beni çadıra sokup bebeğini sallatmak derdinde. “Anasını ben salladım, danasını da ben mi sallayayım höyt,” diye isyanlardayım ben de. Oğlanın da derdi onunla araba tokuşturmam. Sündürüp duruyor beni. “Oğlum birini bir eline al, ötekini öteki eline al, tokuştur,” diyorum, yok mümkün değil kabul etmiyor. Onunla oynasam kız ağlıyor, kızla oynasam oğlan ağlıyor. En sonunda girdim oyun çadırının içine, iki büklüm halde ayağıma aldım bebeği, kolumu da çadırdan dışarıya uzattım, hem kızımla evcilik oynadım hem oğlanla araba yarışı yaptım. Görün çektiğim çileyi!

Ama hiç ummadığım bir şey oldu birkaç gün önce. Parkta bir gazoz kapağı bulmuşlar. Biri yere fırlatıyor, ikisi bir peşinden koşuyor. Sonra biri kapıyor, yine atıyor, hemen peşinden koşuyorlar. Tabi bir yandan da kahkaha atıyorlar. Oynatan yok, oyun kuran yok, kendi kendilerine oynuyorlardı işte. Epeyce de oyalandılar. Ben de duygulandım, mezuniyetlerini görmüş gibi oldum, zırlamamak için kendimi zor tuttum. Sonra beynimde bir ışık yandı. Acaba bebelerimin birlikte oynama mevsimleri gelmiş miydi?

Hemen evde oyun kurmaya başladım. Birlikte oynayacağımız ilk oyun olarak saklambacı seçtim. Tavsiye ederim, insanı çok rahatlatan bir oyun. Saklanıyorum, bulamıyorlar; biraz kafamı dinliyorum. Saklanıyorlar, bulmuyorum; biraz kafamı dinliyorum. Gördüğünüz gibi artık krizi fırsata dönüştürmeye başladım. Geçen yanıma cımbız alıp da saklandım. Fırsat bu fırsat sakalı, bıyığı şekle soktum, palalığımdan kurtuldum. Öyle de bir yere saklandım ki bir Azrail bulurdu arasa. Şükür o da uğramadı. Ama bebelerim uzun süre kaybolan anne oyunundan sıkıldılar. Bir türlü de bulamıyorlar, önümden dolanıp duruyorlar, beni göremiyorlar. Sıkılmasınlar diye olduğum yerden ciiik diye bağırdım. Çok sevindiler, yaklaştıkça daha çok bağırdım. Beni bulunca deli oldular. Ben de böyle bir oyun geliştirdim kendi çapımda. Sıkılmaya başladıkları anda cikliyorum olduğum yerden. Çok eğleniyorlar. Sonra bunları da oyuna katmaya çalıştım. Kendileri saklansın diye uğraştım ama kazık gibi dikiliyorlar bıraktığım yerde. Tam yine hayal kırıklığı yaşıyordum ki geçen gün yine inanılmaz bir şey oldu. Kız kendi başına gitti dolaba saklandı. Ciiiik diye bağırdı. Oğlan saftirik. Anlamadı oyun oynandığını. Kız bağırdı: “Ameeet, gel ciiik oynayalım.” Oğlan heveslendi. Ama bir türlü kapısı açık dolabın içinde cik cik diye öterek dikilen kızı göremedi, iyi mi? Önünden geçiyor da fark etmiyor. Kız ciiiik ciiiik diye bağırıp duruyor; ben de “Allah’ım bu oğlanı gerçekten ben mi doğurdum,” diye hayıflanıyorum. O sırada oğlan yerde araba buldu, onu sürmeye başladı. Kız da oyuna devam etmek istedi. “Ameeet, ciik diyorum ciiiik ciiiik,” diye cikledi. Bu sefer çıktı, oğlana dedi ki “Amet, hadi gir dolaba da cik de!” Ama oğlan oralı olmadı. Yavrumun bu kadar çabası sonuçsuz kaldı iyi mi! Ama en azından bu benim için bu büyük bir gelişme. Şimdilik elde var biiiirrr. Kız artık hazır birlikte oynamaya. Bir de oğlana ayar verirsem, benim işim bitiyor. Artık onlar oyun oynar, ben de bir elimde cımbız bir elimde ayna umurumda mı sanki dünya moduna geçerim. Güzel günler yakın, hissediyorum!

birlikte oynamaca

Paylaş: