Yeni hamileliğim sırasında bebelerimin ikiz olduğunu öğrendiğimde biri bana birkaç apartman ilerideki bir hanımdan söz etmişti. İkizleri varmış. Bir iki yaşlarında. Heyecanla kapı kapı dolaşarak kadını buldum. Niyetim onları doğal ortamında incelemek, kadından birkaç taktik almaktı.

Kadın kapıyı şaşkın gözlerle açtı ama derdimi anlayınca sağ olsun çok samimi bir şekilde davet etti beni. İçeri girdim. Evi temizdi, bak hatırlayınca kendimden utandım şimdi. Sanırım temizliğe düzenli kadın geliyor demişti. Anne çocuklarına tek bakıyormuş. Biri kız biri oğlan çok şeker çocukları vardı. Kadın benim gibi sinir hastası olma yolunda hızla ilerliyordu. Sağı solu tikliyor, elleri titriyordu. Çok üzülmüştüm haline.
Gittiğimde bebeler uyuyordu, sonra onlar da kalktılar. Aynı odaya yatırmıştı. Biri ağlayınca öteki de kalkmak zorunda kaldı. Çok üzülmüştüm. Niye odalarını ayırmadı, bilmiyorum, keşke sorsaydım. Çocuklar şekerdi mekerdi ama çok da hırçındı. Sürekli birbirlerinin saçını çekiyor, ellerini kollarını ısırıyorlardı. İkisi de henüz konuşmuyordu. Kız biraz daha sakindi ama oğlan kızı didik didik ediyordu.
Bir ara annesi içeriden su getirdi. Kız suya doğru sevinçle geldi. Oğlan onu görünce ciyak ciyak bağırmaya başladı. Annesi dizinin dibine kadar gelen kızı atladı, oğlana verdi suyu. Hiç unutmuyorum bana da dönüp “Daima çok bağıran kazanır!” dedi. Sonra bana bir kaç şey daha anlattı ama hatırlamıyorum. Bir daha da uğramadım zaten. Çok moralim bozulmuştu. E anne yetemediği için çocuklar haliyle ilgisizlikten hırçınlaşıyordu. Benim bebelerim de mi böyle olacaktı? Günlerce başımın ağrıdığını hatırlıyorum. “Keşke tek tek doğsalardı,” dedim. “Tek tek doğsalardı da güzel güzel ilgilenebilseydim onlarla.”
Şu aralar çevremdeki tek doğuran arkadaşlar ikinci bebeklerini doğurmaya başladı. Hangisiyle konuşsam evde sürekli feryat figan olduğunu söylüyor. İlk çocuğun tahtının sarsılmasının artçı etkileri devam ederken ikinci bebeğin bitmek bilmeyen ihtiyaçları ana babaları canından bezdiriyor sanırım. Allah yardım etsin.
Bu aralar benim sütoğlana da kardeş geldi. O da pabucu dama atılanlar kulübüne girdi. Bebeğin doğduğu ilk hafta benimkileri ve sütoğlumu birlikte parka götürmüştüm. Sütoğlana dedim ki “Halacım, hadi kardeşini de alıp getirelim parka, o da bizimle eğlensin.” “Yok” dedi sütoğlan. “Boş ver halacım, şimdi o parktan kaçar, caddeye falan çıkar, peşinden koşup yorulursun.” 🙂 Daha üç günlük bebe!
Aradan bir kaç ay geçti, hâlâ sütoğlan kardeş durumuna alışamadı. Onun o kadar üzüldüğünü görünce iyi ki benimkiler baştan beri iki tane diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Karnımda bile birliktelerdi. Allah ayırmasın, birbirlerini hiçbir zaman yadırgamadılar.
Aralarında kıskançlık olmuyor mu? Olduğu zamanlar olabiliyor tabi. Öğlen uykusuna ayağıma yatmak için kavga ettikleri oluyor ya da parkta birbirlerine sarılmış halde gördüğümde göğsüm kabararak  “Canlarım, ne güzel sarılıyorsunuz!” dediğimde “Biz sarılmıyoz anne güreşiyoz,” diyerek beni yerin dibine soktukları da oluyor tabi. Ama genel olarak iyi anlaştıklarını söyleyebilirim. Birbirlerini çok seviyorlar. Her daim birbirlerini soruyorlar.
Tabi bu durumda annemin payı büyük. İlk sene bizi hiç yalnız bırakmayarak ikisine de özel ilgi gösterebilmemi, hatta çocuklarımı sevebilmemi sağladı. Onun hakkını ödeyemeyiz. Ama Allah biliyor ya ben de çocuklar iyi anlaşsın, güzel geçinsin, hırçınlaşmasın diye çok dikkatli olmaya çalıştım.
Şimdi bu yazıda nihayet ana konuya gelerek çocuklarımın iyi geçinmesi için  neler yaptığımı naçizane yazmak istiyorum. Belki ihtiyacı olanlara bir fikir verir ya da aklınıza bir şey getirir de bizimle paylaşmak istersiniz. Tabi burada yazdıklarımın çoğunu vakti zamanında sağda solda okudum, kendi uydurmam değil. Kaynağını hatırlasam yanında yazardım ama ne yazık ki hangisini nerede karşıma çıktı hatırlamıyorum.
* Kavga etmemeleri için sıralamaya çok önem verdim. İlk kadının örneğindeki gibi cırlak olanı daima kazandırıp cırıldaması için gaz vermedim. Hiç bir zaman sırayı bozdurmadım. Biri su mu istedi? Ne hikmetse ötekinin de aklına hemen susadığı gelir, son ses suuuuuuuuuuuuu diye yırtınır. İşte o zaman suyu ilk isteyene verdim, ikinciye de daima “Önce kardeşin istedi, o yüzden ona veriyorum,” dedim. Öğrendiler. Şimdi ben sırayı karıştırsam hemen hatırlatıyorlar önce kimin istediğini.
*İki yaş sendromunun “benim” krizlerini daha rahat atlatabilmek için evdeki her şeyi paylaştırdım. Bu senin, bu kardeşinin. Kendimi bile parçaladığım oldu. Bak bu elimle seni seviyorum, bu elimle kardeşini. Sen bu kulağıma söyle, sen bu kulağıma söyle. Bizim evde senin benim kavgası çok nadir çıkıyor. Herkes neyin kime ait olduğunu biliyor. Yine bazen onlar beni uyarıyor, bu benim değil kardeşimin diye. Böyle durumlarda asla “Şimdi burada kardeşin yok, alabilirsin,” demiyorum. Haksızlık yok!
* Birine sevdiğimi söylerken, ötekini de hemen işin içine sokuyorum. “Seni çok seviyorum, kardeşini de çok seviyorum. İkinizi birden çok seviyorum!” Hatta küçüklüklerinden beri söylediğim bir şey vardı: “Cici kardeşler birbirlerini çok sever.” Milyonlarca kez tekrarladım. Kafalarına kazındı sanırım. Hadi cici kardeşler sarılın bakalım, aaa cici kardeşler ne güzel sarılıyor. Bakııınn cici kardeşler birbirlerini ne çok seviyor.
* Daima kardeşine yardım etmelerine teşvik ediyorum. Yolda biri mi düştü? Ben kaldırmıyorum, “Haydi kardeşini kaldır,” diyorum. Ya da biri bir yerden mi inmeye çalışıyor, “Hadi kardeşine yardım et de insin,” diyorum. Çok zevkli bir oyun. Yardım eden havaya giriyor, yardım gören seviniyor. Birbirlerine engel değil yardımcı olsunlar diye uğraşıyorum. Artık kendi aralarında da birbirlerinden yardım istemeye başladılar.
* Her şeyi eşit paylaştırıyorum. Halbuki biri iştahlı öteki değil. Ama ben yine de eşit veriyorum. Biri daha az yer, elinde kalırsa, kardeşine vermek ister misin diye soruyorum. Keyfi olursa paylaşıyor, olmazsa ben veriyorum. İkisine aynı anda su vereceksem bardağın dibine eşit miktarda koyup “İkinize de eşit veriyorum, bakın,” diyordum. Artık öğrendiler, demiyorum. Şimdi su isteyince bağırıyorlar, “Annea eşit su veeerr!”
* Birine bir şey verince kardeşinin payını da ona verip “Al kardeşine götür,” diyorum. Kız hemen dediğimi yapardı ama oğlan aylarca istisnasız kızın payını da yedi. Ama şimdi o da öğrendi. Birşey verince kardeşinin hakkını da soruyor alıp götürüyor.
* Birbirlerini hırpaladıklarında taraf tutmamaya çalışıyorum. Özellikle olay gözümün önünde olmadıysa o bunu yaptı, şu şunu yaptı tartışmasına girmiyorum. Mümkünse ayırmak için araya da girmiyorum, ama sonuçta ikisi de zırlayıp bana geliyor. Konuyu değiştirerek sakinleştirmeye çalışıyorum. Tabi bazen gözümün önünde olay olduğunda “Kardeşe vurulmaz, haydi öp, yazık ağlamasın,” falan diyorum. Şimdi birbirlerini incitir incitmez, hemen öpüyorlar. Hiç yoktan iyidir.
* Bir kardeş ağlayınca öteki kardeşle birlikte susturuyorum. “Ayyy yazııık baaak cici kardeş ağlamış. Gel cici kardeşi susturalım. Gel saçlarını okşayalım. Gel öpelim,” gibi.
* Kavga edecekleri konulara kurallar koyuyorum. Mesela sifon çekme kavgasını önlemek için “Kakayı yapan sifonu çeker,” kuralını koydum. Tıkır tıkır işliyor.
* Herhangi bir kuralı, bebelerden biri ortada yokken bozmuyorum. Haksızlık yapmıyorum.
* Asla kıyaslamıyorum. Kıyaslanmalarına da izin vermiyorum. Birinin iyi bir şeyini söylersem ötekinin de güzel bir şeyini söylüyorum. “Aferiiin Melike çok güzel yemek yedi. Ahmed de hiç yere atmadı. Aferin cici kardeşlere!”
* Bebeleri birbirine rakip yapmıyorum. “Sen yemezsen o yer, sen uyumazsan o uyur” falan asla demiyorum.
* Yanlarında birbirleri hakkında kötü şeyler söylemiyorum. “Melike mızıkçı, Ahmed hep kavga çıkarıyor,” gibi.
* Biri yanımızda yokken, kardeşini onu düşünmeye teşvik ediyorum. “Aaaa bak akşama balık yapıyorum. Ahmed balığı çok sever. Senin sevdiğin çorbadan da yapıyorum.”
Valla dediğim gibi benim payım nedir bilmiyorum ama -Allah nazardan saklasın- şimdilik güzel anlaşıyorlar. Şu en bencil oldukları dönemde bile birbirlerini düşünüp kolluyorlar. Daim olsun inşallah.

2 yaş – bayram, anneanneye el öpmeye giderken

Paylaş: