“Boğaz açtırmak” diye bir şey vardır, bilir misiniz? Bebe ilk kez emzirilecekken “bilmem kimin boğazı olsun,” denirmiş, öyle açılırmış boğazı. Bol yiyen bebe makbul olduğundan benim boğazım babaannemlerin obez komşusuna atıfta bulunarak açılmış. Gel gör ki 30lu yaşlarımın başında 45 kiloluk bir tıfılım. Gerçi şükür Allah’a!

Etrafımdaki herkes bebelerin boğazına takıntılı. İki anne bir araya gelir gelmez hemen bir seninki ne yiyor, benimki ne yiyor muhabbeti başlıyor. Şimdiye kadar çocuğunun yediğini beğeneni görmedim. Parkta dombili bir çocuk var, ufak bir fil yavrusu büyüklüğünde, onun bile anneannesi yemediğinden şikayetçi yemin ederim. Gören sumo güreşçisi yetiştiriyorlar sanır.

Hiç unutmuyorum benimkiler ilk bir yılın içindeyken bir arkadaş gelmişti. Kızı bizimkilerden sekiz ay falan büyüktü. Annesinin dediğine göre gün boyunca bir şey yememiş. Akşamın da sekizi olmuş. Benimkiler mamayla beslendiği için çocuğa göre yemeğim yoktu. “Bebe bisküvisi var mı?” dedi. “Var” dedim. Suyun içine (niye süte değil bilmiyorum) bebe bisküvisinin yarısını boşalttı. Tahin kıvamı bir karışım hazırladı. Sonra kıza uzattı. Kız istemedi. Ve size yemin ediyorum, kızı koluna yatırdı, kâh burnunu tıkayarak kâh bağırıp çağırıp küfrederek kâh genzine kaçırarak bir kase bisküviyi yedirdi. Bebe boğulacak diye aklım çıktı. “Alışık, anca böyle yiyor, yoksa hayatta ağzını açmıyor,” dedi.

Sonra bir arkadaşım daha var. Bir tane tıfıl oğlu var. O da ağzını şöyle açıyormuş arkadaşlar: anası bebeyle soyunup duşa giriyormuş, suyu açıyormuş, çocuk suya bakarak yiyormuş. Ne zekice! “Kreşte ne yapıyor, hamama mı sokuyorlar çocuğu” dedim. Orada yiyormuş, hıyar, nasıl oluyorsa!!

Kendim çok boğazlı bir insan olmadığım için oldum olası bebelerin yemesi neden dert olur anlamazdım. Yani inanın bana zorla yemek yemek rejim yapmak kadar zor bir şey. Şükür Allah’a bebelerimin boğazı iyiydi.  Özellikle oğlan pek iştahlıydı. Küçük doğdular, ama çabuk toparlandılar.

Çocuklar doğmadan bebelerin yemek yemesiyle ilgili de mümkün olduğunca çok okudum. Hepsinin ortak noktası üç aşağı beş yukarı şu sloganda saklı: “Yemeği savaşa dönüştürmeyin!”

Ben de doğduklarından beri hep bu düstur üzerinde oldum. Hiç ısrar etmedim, doydum dediklerinde saygı gösterdim, farklı lezzetlere alıştırmaya çalıştım, yemeklere ön yargıyla yaklaşmadım, besleyici olduktan sonra her şeyi yemelerine izin verdim,  istemedikleri bir şeyi bir süre sonra tekrar sundum, yemek için rüşvet teklif etmedim, kandırmadım, trenlerle uçaklarla doyurmaya uğraşmadım, tv karşısında hipnotize etmedim… Dikkat ederseniz hep –di’li geçmiş zaman kullanıyorum. Çünkü hepsi mazide kaldı.

Dediğim gibi oğlan baştan beri iyi gitti şükür de kız bir yaşından sonra çok fena durakladı. Dert etmedim, diş dedim, çiş dedim, sıcak dedim, yer dedim, yürüdü, boya gitti zart zurt dedim ama gel gör ki yaşıtlarına göre ufak kaldı. Ben de kendi haline bırakmak yerine yavaştan yavaşa yemek için ısrarcı olmaya başladım. Aslında kızın midesinin küçük olduğunu o yüzden çok yemediğini düşünüyordum ama bir kaşık çorbayı içmeyen bebenin daha yemekten kalkar kalkmaz koca bir dilim pasta, üzerine bir tas dondurma, onun da üzerine 3 kurabiye, onun da üzerine bir tabak karpuz yiyebildiğini görünce anladım ki küçük hanımda benimkinden de büyük bir mide var, yalnızca kullanmayı bilmiyor!!

Artık dayanamadım, en sonunda “Hööyt ne oluyoruz lan,” diyerek ciddi bir yemek politikası gütmeye başladım. Öncelikle çeşit sevdikleri için çeşit çeşit pişirmeye başladım. Günde üç çeşit yemek yapmak, iki bebeyle gerçekten de zor bir iş. Ama yaptım. Bir çeşidi yemezse ötekini teklif ettim. İki kaşık ondan, üç kaşık bundan derken yer gibi oldu. Sonra onu da bıraktı. Hiçbir şeye ağzını açmıyor. Deliriyorum. Her gün değişik yemek bulacağım, saatlerce pişireceğim diye canım çıkıyor, ama küçük hanım lokma almıyor. Gel gör ki çikolataya dondurmaya hiçbir zaman hayır demiyor!

Ben de bir sonraki atağa geçip dondurmayla kandırmaya başladım. Yemeğini yersen, dondurma yersin. İşe yaradı valla. Dondurma aşkına şapır şupur yedi yemekleri. Ama yine bir süre! O numara da sökmeyince TV ile hipnoz ettim. Ona bakarken ağzına yemeği tepiverdim. Ama hipnoz da olmaz oldu.

Dün en son duşta barbunya yedirdim! Soydum attım bunu duşa, maşallah suya bakarken bir yedi bir yedi şaştım da kaldım. Birkaç gün de artık bu taktikle geçinirim. Sonra olmadı koluma yatırır burnunu sıkar yediririm. Hatta hiç kendimi zorlamaz direk midesine hortum sallarım. Valla çok pis kızdım, korkunç bir savaş ilan ettim. Ben iki elim kanda yemek yapayım, sen burun kıvır, öyle miiii??? Valla bu yemek yenecek küçük hanım! Öyle ya da böyle yenecek! Haberin olsun!

 

Paylaş: