Ben çok çabuk üşüyen bir insanım. Ayağım terliksiz yere basamam. Allah etmeye, ayağım donar valla. Taşa desen hayatta oturamam. Rüzgârda hemen sırtım tutulur. Evde cereyanda kalsam hapşırmaya başlarım. E ben böyle olunca çocukları da kendim gibi giydiriyorum haliyle. Şu havalarda sokağa çıkarken yanıma çocuklar için bir kapşonlu hırka, bir uzun kollu penye, bir de yelek alıyorum fazladan. E malum, havalar belirsiz. Ne terlesinler ne üşüsünler. Kısa kollu ile çıkıyoruz. Ooo bakıyorum hava serin, hemen uzun penyelerini takıyorum üzerlerine. Güneşe çıkıyoruz, baktım terleyecekler, soyuyorum bebeleri geri. Gölgeye gidiyoruz yeleği takıyorum sırtlarına. Biraz sonra rüzgâr esiyor, hava serinliyor, yeleği çıkarıp hırkayı giydiriyorum. Akşama doğru hava iyice acıyor, bu sefer hırkanın üzerine de yelek takıyorum. Tabi bu kadar teçhizatı yanıma alınca bohçacı karı gibi geziyorum dışarıda. İşin acı yanı benim sıcağa soğuğa bu kadar hassas olmama, bebeler hasta olmasınlar diye ne giydireceğimi şaşırmama rağmen yine de beğendiremiyorum kendimi yurdum teyzelerine. İlla da üşütmüş oluyorum çocukları, illa da benim hasta eden!

Eylülle birlikte ne yazık ki hastalık sezonunu da açtık. Önce kız boğaz enfeksiyonu geçirmeye başladı. Bademcikleri çok büyükmüş. Enfeksiyon kapmaya çok meyilli dedi doktor. Nereden geldi bilinmez, geldi bulaştı işte. Biraz ateşlendi, zırıltısı fişeklendi. Zor günler başladı benim için. Bir yurdum teyzesi ile karşılaştım o aralar. Kız hasta dedim. “Çocuğun ayağını sıcak tut, çıplak gezdiriyorsun ondan hasta oluyor,” dedi. “Yok,” dedim “Boğaz enfeksiyonu. Üşütme değil.” “Yok, yok, ayağındandır o. Ben ne zaman çocuğuma çorap giydirmesem, hemen kıvranmaya başlar, hasta olur,” dedi. Bir şey demedim. Hee hıı, geçiştirdim.

Kız tam iyileşecekti ki oğlanla babası aynı anda grip oldu. Babası çok ağır geçirdi. Oğlan hafif atlattı. Yurdum teyzesi yine akıl verdi: “Ayağını üşütüyorsun sen bu çocukların. Bak evinizde halı bile yok.” La havle çektim ama kafama da takıldı. Halılar yıkamadan gelmişti, açmamıştım kaç aydır. Acaba artık açma vakti gelmiş miydi halıları? Hemen kendi ayağımı yokladım, yok üşümüyordu henüz.

O ara oğlan tam gribi atlattı, akşama kusmaya başladı. Caaak caaak fışkırtarak kusuyor. Bir de ishal olmasın mı? Arkadaşın bebeği hastaydı. Tahminimce ondan geçti. Başkalarında da olduğunu öğrendim. Doktora gittim. Mikrobik dedi. Yurdum teyzesi duyar duymaz yetişti: “Mikropla ne alakası var? Ayaklarını üşütüyorsun çocukların. Bak yerlerin çıplak!” Daha fazla dayanamadım serdim halıları.

Derken kız da aynı derde yakalandı. Bir oğlan kustu, bir kız kustu. Yeni serilen halılarımın 4’te 3’ü kusmuk oldu. Son kalan 4’te 1’lik kısma da işediler. Delirdim! Tabi bu daha halısı. Yastık, yorgan da battı. Şu kadar işin arasında yün yastık yıkayıp dövmesi çıktı başıma. Tabi bu arada hastalığı duyan yurdum teyzesi de yetişti: “Ayaklarını üşütüyorsun çocukların,” dedi. “Yok ya,” dedim, “Bak halıları da serdim, ne üşümesi.” Çorap da giydir dedi. “E giydiriyorum zaten,” dedim. “Yetmiyor demek ki, bir kat daha” dedi.

Bir kere açtık ya bu sezonu yaza kadar böyle gider artık. Bebeler rota kapar, ayaklarını üşüttüğünden derler. Alerjik astım olur, yine ayaklarını üşütmemden. Kızamık döker, ayaktan! Kabaku…. tabi ki o da ayaktan! Kıçında mantar çıkar, aha ayağını üşütmüş yine…. Korkuyorum bu muhabbetten bir gün verem olacağım, onun da sebebi ayağımı üşütmek olacak. Ne ayakmış arkadaş! Kısırlıktan tut da Parkinson’a kadar her türlü belanın müsebbibi. Bebelere bu sene mest üzerine mest giydirip onun da üstüne beton dökmeyi düşünüyorum. Bakalım yine ayaklarını üşüttüm diye dır dır eden çıkacak mı?

Paylaş: