Pazartesi sendromu denilen bir şey var malum. Ne olduğunu bir türlü hatırlayamadığım. Galiba pazarın rehavetinden sonra yataktan çıkmak istemiyordu insan. Okula gitmek, işe gitmek işkence oluyordu. En son pazartesi sendromuna bizim yardımcı ablalarda şahit oldum. Cuma günü el birliği ile bal dök yala kıvamına getiremesek de en azından yere dökülen balı silip ayağımızın döşemeye yapışmasını önlediğimiz cuma temizliğinden sonra pazartesi kapıyı açtığımda döküm döküm evi görünce gözleri fal taşı gibi açılır, renkleri atar, dudakları aşağı sarkar, vücutları hafif bir titreme geçirirdi. Pazartesi sendromu dedikleri bu olsa gerek. Bende böyle bir sendrom bebelerden önce var mıydı hiç hatırlamıyorum. Allah var şimdi bebelerden sonra da pazartesiye özel bir sendrom olmadı. Bizim her günümüz sendrom evelallah. Size bugün sendromlardan sendrom beğenerek pazar sendromuna bir örnek yazayım dedim. Hani insanların gün ortasına kadar uyuduğu, yatakta keyif yaptığı, bir o taraftan bir bu tarafa yastıklar arasında yuvarlanıp kendilerini şımartarak haftanın yorgunluğunu atmaya çalıştıkları günün bizdeki sendromunu. Gecesini hiç saymıyorum, imsakla başlıyorum yazmaya:

05.00: Ağzım açık uyuyorum.

05.02: Oğlan nara atıyor. Kafama yastık koyup duymazlıktan geliyorum.

05:03: Oğlan hâlâ nara atarak yatağından çıkıp babasının üzerine atlıyor. Babası gözünü açmadan otomatik pilota bağlayıp pozisyonunu bozmadan eeee eeee diyor.

05:04: Oğlan narasına devam ederek babasının üzerinden aramıza yuvarlanıyor, böğrüme bir tekme sallıyor. Hasbinallah çekip yastığı kafama iyice bastırıyorum. Baba otomatik pilotta ninni söylemeye başlıyor.

05.05: Oğlan hâlâ nara atıyor. Eyvah kız kıpırdanıyor. Hemen geri dalsın diye elini tutuyorum. İşe yarıyor. Mik mik edip uyuyor. Oğlan baba ayağında sallasın diye bağırarak ağlıyor.

05.06: Babayı dürtüklüyorum. Baba gözünü açmadan oğlanı ayağına alıyor ve otomatik pilotta sallamaya başlıyor.

05.07: Oğlan şüppaaaaaaaaaaaaa diye bağırıyor.

05.08: “Tamam süt vereceğim, sus” diyorum. Deliriyor. Babası getirecekmiş sütü. “Hırbo, baban ayağında sallıyor seni. Gel bari ben sallayayım da baban getirsin sütü,” diyorum. Daha çok deliriyor. Babası hem prens hazretlerini sallayacakmış hem de bu arada mutfaktan süt getirecekmiş. “Baban dediğin sıradan bir ölümlü yavrum, David Copperfield değil,” diyorum ama ikna edemiyorum.

05.09: Oğlan şüppaaaa diye bağırırken çaktırmadan süt almaya gidiyorum. Uykum açılmasın diye ışıkları açmıyorum, sadece bir gözümü aralayıp işimi hallediyorum. Çaktırmadan geri geliyorum. Eyvah bebe değil, dedektör! Sütü getirdiğimi anlıyor, tepiniyor, babası getirecekmiş. Ben de tuvalete gidecekmişim. İyi de tuvaletim yok ki benim! Olsun, emir büyük yerden.  Sütü babasının uzanabileceği bir yere bırakıp tuvalete gidiyor gibi yapıyorum.

05.10: Kapıda beşe kadar sayıp odaya geri giriyorum. Oğlan anne tuvalete gitsin diye yırtınıyor. Hasbinallah. Keşke ona kadar saysaydım ya da beşer beşer elliye kadar ya da onar onar yüze kadar. Ne yapıp edip biraz daha oyalansaydım. Neyse. Babası sütü ağzına dayıyor da susuyor bebe.

05.13: Üç dakikadır sesi çıkmıyor bebenin. Zıbarmaya çalışıyorum tekrar heyecanla.

05.14: Bebe “Babası biberonumu al, şüppa bitti,” diye bağırıyor. Baba gözünü açmadan biberonu alıyor. “Salla,” diyorum, “Salla da zıbarsın yoksa kalkar.” Baba hızlı hızlı sallıyor.

05.15: Baba uyuyor, bebe daha uyanık, şallaaa diye bağırıyor. Dalsın diye babanın ayağını sallıyorum bir müddet. Baktım olmuyor, babayı dürtüyorum. Tekrar sallamaya başlıyor. Tekrar dalıyor. Tekrar dürtüyorum, tekrar sallıyor, tekrar dürtüyorum.

05.19: Uyudu galiba oğlan, dört dakikadır sesi çıkmıyor. Sevinçle arkamı dönüp yatıyorum. Sekize kadar uyur mu acaba diye hevesleniyorum.

05.20: Oğlan babasının ayağından atlıyor. “Pat pat yap” diye bağırıyor. Dalsın diye hemen sırtına pat pat yapıyorum. “Hayır, annesi yapmasın, babası yapsıııınn,” diye yırtınıyor. Babasını dürtüyorum. İlk patı yapıp uyuyor. PAT! Kaplan pençesi gibi düşüyor sırtına eli. Oğlan devamını bekleyip zırlıyor. PAT! Oğlan yine zırlıyor. PAT! Hemen aradan çaktırmadan ben giriyorum. Pat pat pat pat… Nafile, yatakta yuvarlanmaya başlıyor. Belli ki kalkacak. Kara bahtıma kör talihime sızlanıyorum.

05.25: Kafama yastığı koyup ölü rolü yapıyorum. Oğlan canlanıyor. Bari bana bulaşmasa. Daha gün doğmadı bile ya. Müezzin bile evinde horluyor, sana ne oluyor yavrum.

05.27: Sesi çıkmıyor, kendi başına oynayacak galiba. Hadi ya Rabbim, bismillah.

05.28: “Anneaaaaaaaaaaa” diye tepeme geliyor. Hâlâ ölü rolü yapıyorum. Gözler kayık, dil dışarı sarkık. O kadar da inandırıcıyım ki yemin ederim, başkası görse kokmayayım diye morga kaldırır. Küçük herif yutmuyor. “Anneaaaaaaaaaa”

05.29: “Git lan” diyorum başımdan, “git içeride araba sür.” Gidiyor. Hamdolsun. Hemen kaldığım yerden ölü rolüne devam ediyorum.

05.30: “Annesi gırmıcı ayabamı ver,” diye zırlıyor içeriden. Uzanamıyormuş. Duymuyor gibi yapıyorum. Başıma geliyor. “Annesi gırmıcı ayabamı ver!” “Baban versin!” “Babası olmaz! Annesi versin.”

05.31: Başkasıyla oyna zart zurt diye ikna etmeye çalışıyorum. Kanmıyor. Gözümü açmadan yarasa misali uçarak kırmızı arabasını verip yatağa dönüyorum.

05.33: OA! Ne oluyor? Bağırsaklarım niye dışarı fırlar gibi oldu? Aha küçük herif üzerime zıplamış. Ne ara gelmiş yav. Dalmış mıyım ne. “Gırmıcı ayabanın tekeri patladı, paaaat!” Elinde bir teker. Arabanın tekeri çıkmış. Tam da kendi kendine oynayacakken. Hay tüküreyim. Geri takıyorum. Koşa koşa gidiyor.

05.34: “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” “Anneaaa muj ver.” …. Mutfağa gidip gözümü açmadan el yordamıyla muzu getirip veriyorum. Ciyak ciyak bağırıyor. “Ne lan?” Kabuğunu ben soymayacakmışım, o soyacakmış. O muz sayılmıyor. Yenisini getiriyorum. Verip yatağa atlıyorum.

05.36: “Annea kakam galdi.” Zıkkım! Yine gözümü açmadan tuvalete götürüyorum. Yapmış bile altına. Tutturuyor, vay efendim bezden alacakmışım kakayı, tuvalete atacakmışım, kaka da anneannesine gidecekmiş. Boşuna helacıbaşına çıkmadı adım! Kaka faslını da atlatıyorum öyle böyle. Tekrar bir heves yatağıma dönüyorum.

05.37: “Annesi kitap okusun!” “Annesi kitap okusun!””Annesi kitap okusun!””Annesi kitap okusun!””Annesi kitap okusun!” “Sen oku!” “Hayış, annesi okusun!” Okuma yazma öğrendiğim güne lanet ederek yine göz kapaklarımın ardına sığınıp kitabı okuyorum. Kaçmasaydı bari uykum. Kelimeler ağzımda yuvarlanıyor, ne dediğimi bile bilmiyorum. Zor bela bitiriyorum kitabı. “Tekraş!” Hay Allah nasıl biliyorsa seni öyle yapsın! Bir kaç kere daha bir şeyler geveliyorum. O fasıl da bitiyor şükür. İçeri gidiyor.

05.42: “Annesi kaaayu açsın!” Lan niye bunu daha önce düşünemedim. Kaayunun tüm sezonunu sıraya koyup yatağa koşuyorum. Kesin uyurum artık. En azından on dakika.

05.45: “Annesi ekmek!” “Git al oğlum!” “Annesi versin!” Sürünerek ekmek getiriyorum. Cumburlop geri yatağa.

05.46: “Annesi Kaayu olmaz! Gırmıcı ayaba çok hızlı gidiyor açsın.” “Kırmızı araba uyuyor daha. Kaayu izle sen.” “OLMAAAAZZZ! Gidip gırmıcı ayaba çok hızlı gidiyor açıyorum. Uykum mu açılıyor ne. Aman Allah muhafaza! Hemen yatağa atlayıp pikeyi kafama çekiyorum. Uyuyacağım galiba.

05.49: “Annesi su!” “Annesi su!” “Annesi su!” “Annesi su!” “Annesi su!” “Annesi su!” “Annesi su!” “Annesi su!” “Annesi su!” “Annesi su!” “Zıkkım iiiiiiiiiiiiiiç!”

05.51: Yine sürüm sürüm mutfağa sürünüp suyunu getiriyorum. “Annesi bu bardak olmaz! Mavi su!” Mavi bardakla istiyor. “Mavi bardak kirli, hadi bununla iç!” “Olmaz!” “İçmezsen içme. Zıkkım iç!” “Zıkkım içmiycem! Mavi su içcem!” “Vermiyorum sana su falan!” “Annesi bana kızmasın!” “Kızarım!” “Kızmasın!” “MEAAAA Annesi bana kızmasın.” “Tamam, sus kardeşin uyanacak.” “MEAAAAAAAAAAAAAAAA” “Kes sesini, yırtınma, tamam!” MEAAAAAAAAAAAAAA!

Ve arkamdan bir ses daha geliyor. “Annesi Ahmiş benim tokamı almış! Benim tokam nerede? Buraya koymuştum.” Hay bi sen eksiktin! Böylece gün başlıyor yine gün ağarmadan. Şimdi söyleyin bakalım, pazartesi sendromu da neymiş, benim günlük sendromumun yanında?

 

 

 

 

Paylaş: