Taşınmak zor iş. Harbi. Taşınmamız gerektiğini duyduğumda önce korktum, sonra içimi bir mutluluk kapladı. Daha önce çok taşınmıştım. Korkum elbette bu tecrübeyi iki bebe ile yaşamaktı. Mutluluk ise yeni bir düzen kuracak olduğum içindi. Zira evde büyük değişiklikler yapmanın vakti çoktan gelmişti.

Daha önce onlarca kez anlattığım gibi bebelerim doğduklarından beri doğru düzgün gece uykusu uyumadılar. Başta ikisine de ben baktım aynı odada. Sonra birbirlerinin seslerinden uyandıkları için odaları ayırdık, haremlik selamlık yaptık. Baba oğlanla içeri gitti, ben kızla yatak odasında kaldım. Sonra o düzen de zorlamaya başladı. Oğlan da gece beni ister oldu, ben bir o oda bir bu oda koşup duruyordum. En sonunda ani bir kararla yatakları birleştirdik, kocaman bir aile yatağı yaptık, koğuş halinde yatmaya başladık. Aslında açık konuşmak gerekirse bebeler doğdu doğalı gece uykusu için yaptığımız en akıllıca işti. Hem de çok eğlenceliydi. Gece yat borusuyla birlikte erkenden hep birlikte yatıyor, yatakta konuşup gülüşüyorduk. Gece uykumuz da büyük oranda düzelmişti. Kız kendi yatağında yatıyordu. Gerçi kıza elimi verip kolumu kaptırmıştım, o da ayrı mesele ama sonra kolumu kurtarmayı başardım. Hoş, bizim “kol timsahı” hâlâ ne zaman kolum açık olsa üstüne atlıyor kâh gitar gibi çalıyor kâh öpüyor, okşuyor, ama en azından kolumu yaşam destek ünitesi gibi kullanmıyordu artık. Oğlana gelince… O da gece boyunca bazen babasının üzerinde bazen benim üzerimde yuvarlanıp duruyordu. Kim zaman ayakta sallanıyor, kimi zaman da kendi kendine uykuya dalıyordu. Peki uyuyor muydu? Uyuyordu valla. Ancak artık eşek kadar oldukları için biraz da gece uykuları yoluna girdiği için odaları ayırmamız lazımdı. Ama nasıl?

Evim üç oda bir salondu. İşte o üç oda arasında hangisi bebe odası olacak, hangisi bizim odamız olacak, hangisi oturma odası olacak bir türlü karar veremiyordum. Kitaplıkla masayı kendi odama alayım, çalışma odası ile yatak odasını mı birleştireyim, yok bebelerin odasına çekyatı taşıyayım, oturma odasını oyun odası gibi mi yapayım… Günlerce, haftalarca, hatta aylarca düşündüm durdum. Koltuğu oraya aldım, olmadı, buraya çektim, sığmadı. Yatakları taşıdım, ı-ıı hiç güzel durmadı. Gardırobu nasıl bozup da taşıyacaktım sahi? Öff öff. Ben ora mı bura mı diye düşünüp hiçbir şeyi yerinden oynatamazken girişimci kocacım hop dedi evi sattı, yeni eve çıkmaya karar verdi. İyi dedim ben de, en azından yeni eve yeni düzen olur.

Uzun süredir çocukların odasını ayırmayı kafama koymuştum zaten. Ama nasıl yapacağımı bir türlü kestiremiyordum. O ara imdadıma bacımın hediyesi Çocuğunuz Büyürken Sizi Neler Bekler kitabı yetişti. Çocuk büyürken aklınıza gelebilecek her türlü problem için soru cevap şeklinde yazılmış bir kitap. Süper ötesi!

Elbette yazar bir çok yerde değinmiş çocukların odasının nasıl ayrılacağına. Tekrar tekrar okudum. Kafamda pratikler yaptım. İşte bilirsiniz ya çocuğun yatağını ayırırken odaya özendirmek lazım. Seremoni ile geçirmek lazım. Gece sizi isterlerse asla yatağına girmeyin. Burası benim yatağım, burası senin yatağın… Uyku arkadaşı da güzel fikir… Okudum da okudum. Her zamanki gibi teorikte her şey harikaydı. Peki ya pratikte?

Evi taşıdığımız süre içerisinde yaklaşık bir hafta bebeler evden uzak kaldı. Biraz babaannede biraz anneannede kaldık. Bu arada evi çok özlediler. Zaten sürekli olarak yeni eve taşınacağımızdan, artık büyüdüklerinden, yeni odalarının olduğundan filan söz ediyorduk. Ezberlemişlerdi. Tak tak sayıyorlardı “Büyük eve taşındığımızda neler olacak?” diye sorduğumuzda. “Emmm büyük evde bizim odamız olacak. Çünkü biz artık büyüdük. Abi, abla olduk. Artık kendi odamızda yatacağız. Anne babayla başka odada yatacak.” Meğer her şey ezbermiş, kardeşim. İşin aslı hiç de öyle olmadı.

şeker oda

Yeni eve seremoni ile soktuk bebeleri. Çok şeker bir oda hazırladık. Sadece iki yatak bir dolap. İkisinin de yatağının başına en sevdikleri ve uzun süredir görmedikleri oyuncaklarını koyduk. Görünce çok mutlu oldular. Eve her gelene “Bizim odamız” diye gösterdiler. Kendi yatağımın da örtüsünü örtmüştüm. Bebeler doğalı ilk kez örtü gördü yatak. Tövbe billah tanımadı bebeler büyüdükleri yatağı. Çok köklü bir değişiklik oldu yani. Kimse orada uyumak istemedi. Güzel bir başlangıçtı.

Gece olunca ikisini de yataklarına yatırdım. Üstlerini örttüm. Kendi kendilerine uyumaları gerektiğini söyledim. Arkamı döndüm, tam çıkıyordum ki anacım, o da ne? Daha ben odadan çıkmadan onlar kapıdan kaçmaya kalktı. Topladım bebeleri koridordan. Tekrar yatırdım, tekrar kaçtılar ve tekrar ve tekrar… İkisi de benim için ağlıyor. Baktım olacak gibi değil, hadi dedim siz uyuyana kadar ben de yerde yatayım. Hem yazar, yataklarına girmeyin diyordu, halıda yatmayın demiyordu ki. Halının üzerine kıvrıldım. Tabi günlerin yorgunluğundan, uykusuzluğundan daha onlar dalmadan ben zıbarmışım olduğum yerde. Gece gözümü bir açtım ki kadavra gibiyim. Kıpırdayamıyorum.Donmuşum yerde. Zor bela toparlandım, kafamı kaldırım baktım ki kız yerinde yatıyor. Oğlan çoktan kaçmış babanın yanına.

Oğlanı aldım, yerine yatırdım. Ben kendi yatağıma gittim. Kız zırladı. Gittim onu sakinleştirdim, uyuyana kadar bekleyeyim dedim, ben yine uyumuşum. Oğlanın zırıltısına uyandım, onu sakinleştir, bunu sakinleştir, sabaha kadar halıda kaldım. Ev de nasıl soğuk. Sabah bir kalktım ki ateşim çıkmış, her tarafım tutulmuş.

Derken ertesi gece yine aynı vukuat. İkisini yatırdım. Tam uyuyacaklar diyorum. Oğlan tutturdu “Ben bir babama bakıp geleyim,” diye. Alıştı tabi yıllardır onunla yatmaya. Yatardın, yatmazdın derken yine halıda sızmışım. E tabi donmuşum gene. Altıma da bir şey sermiyorum ki, yatak serersem hepten oralı olurum, yeni düzende yine kendi yatağıma geçemem diye.

Ve ertesi gece, yine ben bir orada, bir burada, kâh yatağımda kâh halıda. Sabaha karşı yatağıma zor attım kendimi. Daha ben yattım, sabah oldu, eşim kalktı. “Bebeler nerede?” dedi. “Odalarında,” dedim. “Hiç bu kadar kolay ayrılacaklarını tahmin eder miydin?” dedi. Şeytan dedi, al matkabı eline, dal herife. “Pardon da” dedim “Farkındaysan ayrılan yalnızca sensin. Biz hâlâ komün halde yatıyoruz. Üstelik ben perişan şartlardayım. Morgda yatsam daha rahat ederim yemin ederim.”

O gece ben uyuyakalmışım. Bebeler babaya kalmış. Bir ara baba onlara bar bar bağırırken gözümü açtım. “Ne oluyoruz yav,” dedim. Yatırmaya çalışıyormuş bebeleri odalarında. Onlar da kaçmış, tavşan gibi bana sokulmuşlar. “Tamam, sen uyu, ben yatırırım,” dedim. Aldım bebeleri gittim ki odaya ne göreyim? Benim her gün kıvrılıp uyuduğum halının üzerine bir kraliyet yatağı konmuş. Yalnızca altın varaklı arması eksik. Dolapta temizleyip kaldırdığım ne kadar yorgan, yastık, battaniye varsa boşaltmış benim adam, yere öyle rahat bir yatak kurmuş ki görsen hayatta kendi yatağına girmezsin. “Bu ne be?” dedim. “Ne olacak, aralarına yatayım dedim. Halıya mı uzansaydım, deli gibi?” dedi. Yalnız dikkatinizi çekeyim, bu deli de ben oluyorum. En zırından.

Geceyi kraliyet yatağında geçirdim. Bebelerin ortasında. Ertesi sabah yarım günümü aldım toplayıp kaldırmak yatak malzemelerini. Baktım böyle olmayacak, her gece yatak yapacak halim yok, bebeleri bırakıp çıkmayı bir türlü beceremiyorum, gündüz o kadar yorgunluktan sonra gece yeni bir atraksiyon çekecek halim yok, halıda da böğrüm deliniyor, amaaaan dedim, uykumdan önemli mi? Girdim kızın yatağının içine. Kıvrıldım yattım. Oğlan da “Babama gideceğim” dedi, “yürü git lan” dedim ona da. Ooooh mışıl mışıl uyuduk valla.

Şimdi her gece o orada, bu burada, ben iki büklüm yataklarda, halıda, bazen kendi odamda… uyuyoruz işte bir şekilde. Zor bela biraz düzelme sağlamıştım onun da içine ettim. Anlayacağınız delik deşik gece hayatımıza tam gaz geri döndük. Bu eve iyi bir çeki düzen lazım ama nasıl? Herhalde öbür taşınmama artık!

 

Paylaş: