Kavgacı bir insan değilim. Kavga etmem, kavgayı hiç sevmem. Bebelerim de kavga etmesin diye elimden geleni yaparım. Ama işte iki yaşında iki küçük çocuğu aynı ortamda kavgadan uzak tutmak biraz zor oluyor. En ufak bir şaka anında kakaya dönüşebiliyor. Kahkahalar atarak birbirlerini itekleme oyunu yerini bol gözyaşı ve çığlık çığlığa bir bağırışa bırakabiliyor. Evde kavga etmelerini çok önemsememeye çalışıyorum. İki dakika sonra yine canciğer kuzu sarması olacaklarını biliyorum. Kardeştir, kavga eder. Ediyorlar da. Oğlanın eli çok ağır. Teyzem adını boşuna “kontrolsüz güç” koymadı. Küt diye indirip insanı iki büklüm ediyor. Ara sıra ben de nasibimi alıyorum da oradan biliyorum. Sonra iyi de tekme sallıyor ha. Üstüne çıkıp zıpladığında da iç organlarını dışarı dökecek gibi bir etki yapıyor. Zaten inanmayacaksınız ama daha kuvözdeyken bir gün ayağına bağlı sensörün kablosunu ele geçirmiş, kabloyu çekip koca makineyi de hemşirenin kafasına indirecekken babası havada yakalamıştı. O zaman demişti hemşire bu herifle işiniz var diye. Kız dersen Allah için o kadar kuvvetli değil. Ama mıncırmak, cımcırmak, saç yolup diş izi bırakmak gibi kızsal dövüş manevralarında yaratılışından gelen bir ustalık seziyorum. Saniyesinde büküveriyor oğlanı. Kardeşlerdir, olur böyle vakalar diyerek kendi aralarında kavga etmelerine ses çıkarmıyorum ama başka çocuklarla kavga etmelerini hiç istemem. Ama tabi her şey benim istememle olmuyor.

Önceki gün sabah parka çıkardım çocukları. Yalnızdık. Sonra bir arkadaşın eşi getirmiş oğlunu parka. Oğlan 1,5 yaşında. Yazın başında daha yürüyemiyordu, düşünün yani bacak kadar bir şey. Bizimkiler parkta bir kamyon buldular, onunla oynuyorlar. Sonra bu çocuk geldi, kamyonu istedi. Bizimkiler verdi, geri aldılar falan filan. Oynuyorlar yani kendi çaplarında. Oğlanın babası ileride bir yerde telefonla konuşuyor. Bakmıyor bile bu tarafa. Ben de bir şeylerle oyalanıyorum. O sırada kafamı bir kaldırdım ki o bacak kadar dediğim, beğenmediğim bebe çat çat benim oğlanın kafasına kamyonu geçiriyor! Ulaşabilmek için de ayakucuna kalkmış! Evde kızdan en ufak bir darbe aldığında bin katıyla cevap veren, bol idmanlı, kondisyonlu saftirik oğlum da bırakın karşılık vermeyi, kaçmayı bile akıl edemiyor. Bücürük vuruyor, benimki bakıp ağlıyor. “Şişşşt kavga yok,” dedim. Oğlan hâlâ oğlumu dövüyor. Kıza, “Mekki, git kardeşine yardım et, kızım, çek oradan vurmasın çocuk,” dedim. Kız da müdahil oldu kavgaya. Ama kadın kısmı işte iki tane patlatmak yerine laf dalaşına girdi: “Vurmaaa, Ahmiş’e vurma. Kardeşe vurulmaz,” falan diyor. Bebe oğlumu dövmeyi bıraktı küt küt diye kıza da geçirmeye başlamasın mı? Ağzım açık izliyorum. İki dakikada ikisini bir dövdü koydu bebe. Benim yine bol idmanlı, kondisyonlu, saftirik bebelerim de ağlayarak bana geldiler. “O bilmiyor, annecim, daha küçük,” falan filan dedim. Sonra da bebeye dönüp sırf bizimkiler teselli bulsun diye “Şişşt kardeşlere vurulmaz! Bir daha sakın vurma,” gibi bir şeyler geveledim. Amanın! Ona kızdığımı anlayan bebe bu sefer de deli dana gibi bana girişmesin mi? Lan daha 1,5 yaşında! Küt küt bana da geçiriyor. Elinden kamyonu alayım da vurmasın derken ben bir de dişlenmeyeyim mi? Bebelerim anaları dayak yiyor diye iki taraftan feryat figan ağlamasın mı? Utanmasam ben de ağlayacaktım ya! Şöyle bir tane kafasına gömesim geldi bebenin. Çocuklarımın yanında rezil etti beni hıyar. Korksun diye biraz sertçe kızdım. Git bakayım falan dedim. Off daha da celallendi. Silahı olsa çekip vuracak topuğumdan yemin ederim. Babasına baktım gelsin alsın diye yardım beklercesine. Elinde telefon yaz gözle de buraya bakıyor. Kıçını bile kaldırmadı vallahi. Aldım kaçtım bebelerimi parktan! Park değil terör yuvası mübarek. Ne günlere kaldık ayol.

Akşam eve gelince gururuma yediremeyip kendi dayak yediğim kısmı atlayarak olayı babalarına aktardım. Aman nasıl sinirlendi. Kıza değil de oğlanın dayak yemesine çok bozuldu. “İki çaksaydın ağzına,” falan dedi Ahmiş’e. Ben de sevgi kelebeği anne olarak “Aaa babasıııı, kardeşlere vurulmaz. O bilmeden vurdu. Uzak dur vurmasın,” dedim. Neyse konu kapandı.

Dün sabah yine parktayım. Bu sefer oğlan annesiyle gelmiş parka. Kendi halinde oynuyordu. Annesi de uzaktan izliyor. Yanına gittim ben de. Tanışığız zaten. Yarı şaka yarı ciddi dedim ki “Seninki de az anasının gözü değil. Dün parkta benimkileri dövdü.” Şakaydı yani iki laf edelim diye. Kadının yüzü asıldı. “Benim yanımda yapamaz da babasının yanında döver öyle. Babası gaz veriyor,” dedi. Anlamadım. Meğer babası “dayak yiyen olacağına dayak atan olsun” diye sürekli birilerini hırpalatmaya alıştırıyormuş oğlanı. Arenaya gladyatör yetiştiriyor sanki pez… Tövbe yarabbim. Anası bile kızınca oğlana annesine vurdurtuyormuş. Onun oğluna kimse kızamazmış! Kızan ağzının payını alırmış! Kadın çok üzülüyordu. “Senin yüzünden başımıza serseri olacak bu çocuk,” diye adama kızıyormuş. Ama adam oralı değilmiş. Dün de büyük ihtimalle gurur duymuştur bebesinin beni dövmesinden. “Nihahaha” diye evde gülmüştür, “Babasının oğlu işte. Nasıl benzettin koca karıyı! Keşke saçından tutup sürükleseydin yerlerde, sana nasıl kızdığını görmedin mi ağzını yüzünü dağıtsaydın, kıçına da bir tekme atsaydın, peşinden de yallah koca karııı diye bağırsaydın nihahaha!” Kendimi o halde düşünüyorum, düşündükçe de deli oluyorum. Manyak mıyım neyim? Pis herif!

Açık konuşayım piyasada böyle psikopatların olduğundan haberim yoktu. Dünden beri bebeleri yetiştirme tekniğimi gözden geçiriyorum. Ne yapacağım ben şimdi yaa? Hâlâ kardeşlere vurulmaz zart zurt deyip sokakta dayak yemelerine önayak mı olacağım? Sana vuran olursa kaç mı diyeceğim? O zaman da ödlek demeyecekler mi? Gururlarıyla oynamayacaklar mı? Sana vurursa sen de vur deyip kavga etmeleri için ortam mı hazırlayacağım? İki gün sonra ağzı burnu dağılmış halde eve gelirse bunun da sorumlusu ben olmayacak mıyım? Daha ne kadar bebelerimin başında bekçi olabileceğim? Ne kadar onları koruyabileceğim? Kafam çok karışık. “Bebeler büyüdükçe dertleri büyüyor” ya da “sana güveniyorum da çevreye güvenmiyorum” dedikleri bu galiba.

 

Paylaş: