(Yasal Uyarı: Az sonra çok çok iğrenç şeyler anlatacağım. Ama öyle aman oğlumun çişi çıktı, aaa baktım ki kız üzerime kusmuş tadında bir tiksinçlik değil bu. Resmen iğrençliğin dibine vuracağım. Her zamanki gibi okuyup okumamakta özgürsünüz. Darılmam, gücenmem vallahi. Ama okurken kusarsanız, anlatacaklarımın kokusu günlerce burnunuzdan gitmezse, yaşadıklarım bir an gözünüzün önüne gelirse filan bıdı bıdı istemem. Ona göre kararınızı verin arkadaşlar.)

Ben hayvanları severim. Hem de çok. Zaten evimde de karıncadan, kayısı kurduna, kalorifer böceğinden güveye birçok hayvan besliyorum. Hepsi de aşılı, gayet bakımlı hayvanlar. Anlayacağız hayvanlarla bir alıp veremediğim yok. Ama bazı hayvan besleyenlerle bir alıp veremediğim var. Bu aralar da inanılmaz derecede pekişti bu durum!

Bir kaç gün önce ailece dışarı çıktık. Alışverişe. Bize yakın bir AVM desen AVM değil, çarşı desen çarşı değil, üç beş dükkânlı bir yere gittik. Girişte de marketi var. Birlikte arabadan indik. Bebeler önden koşarak gidiyor. Zaten marketle aramız da üç adım. Kaçacak bir yer de yok. Ben de bebelerin peşindeyim. O sırada baktım ki marketin girişinde kocaman bir köpek var. Sokak köpeği değil tabi. Tasmalı filan. Şu saldıran köpeklerin adı neydi? Doberman. Hah ondan işte. Değilse de öyle bir şey. Çok anlamam markadan. Gayet atik bir hayvan. Bağlı da değil. Dış kapıdan girmiş iç kapının önünde bir ileri bir geri gidiyor. Kulaklar havada, dil dışarıda. Belli ki sahibi alışverişte. Bu da onu bekliyor. Severim meverim ama köpekten de korkarım hani. Eşimi bekledim, birlikte girelim diye. Bebeler de köpeği görünce çok mutlu oldu, sevinç naraları atıyorlar. Onlara da çaktırmıyorum korktuğumu. Ama yanına gitsinler de istemiyorum. Neme lazım, daha hayvanlarla oynamayı bilmiyorlar. Hepsi zararsız sanıyorlar. Şimdi hayvanın canını yakarlar, o da karşılık verir. Ya da köpek ani bir hareket yapsa korkarlar, ileride anaları gibi ödlek bir şey olurlar. En iyisi korktuğunu fark ettirmeden tutmak. Ben bunları düşünürken eşim geldi, köpeği gördü. Minnacık da bir kapı, köpeğe uzak geçmek de mümkün değil. “Arka kapıyı dolanalım,” dedi. Tamam dedim. Bebeleri aldık, arka kapıdan girdik.

Alışveriş kısa sürdü zaten. Hemen üç beş parça bir şey aldık. Yine bebeler önde, biz arkada marketten çıktık. Bu sefer ön kapıdan. Köpeği falan unuttuk tabi. Zaten o da gitmiş. Arabaya oturtuyorum çocukları. Ay nasıl bir b.k kokusu. “Bingo!” dedim, “Kız altına yapmış”. “Altına mı yaptın, annecim?” dedim. “Hayır, Ahmiş yapmıştır,” dedi. “Ahmiş, sen mi yaptın?” dedim. “Hayır, Mekki yapmıştır,” dedi. Baktım ikisi de kabullenmiyor, suç bana kalacak, üstelemedim. Ama şaşırdım da yani. Dürüstlerdir, yaptıklarını inkar etmezler.

Bebeleri oturttuk, ön koltuğa geçtim. Kemerimi takıyorum. Eşim dedi ki “Öfff biri fena doldurmuş.” “Evet,” dedim, “Ama ikisi de kabul etmiyor.” “Iyy” dedi “Bu ne iğrenç koku yaaa.” Harbiden de sanırsın ki arabada kanalizasyon patlamış. Nasıl da kokuyor. “İkisi bir yaptı herhalde,” dedim. Yine sordum, yine kabul eden çıkmadı. İyi dedim, önüme döndüm, o an gözüm kucağımdaki çantaya gitti. Aman Allah’ım o da ne!!! Çantanın üzerinde kocaman bir kaka. Taptaze. Dumanı tütüyor daha. Birden çığlık attım. Öğğğğğğğğğğğğğğğğh diye bağırdım. Kocam şaşırdı. Öğürmekten konuşamıyorum ki. Hemen ıslak mendil aldım. Çantayı kalayladım. Mendilleri camdan atıyorum. Benim adamın da çevreciliği tuttu “Atma mendilleri, sokağı kirletme,” deyip duruyor. Len üzerimi b.k götürüyor, şimdi sokağı kurtarmanın sırası mı? Bir yandan öğürdüm, bir yandan çantayı temizledim. Koku azaldı ama gitmedi. Sağıma soluma bakıyorum. Nereden bulaşır bu? Çantayı da hiç yere koymadım ki. Koku gitmediğine göre, kesin üzerime de değmiş. Ayyy perişan oldum, içim dışıma çıktı. Üstüme başıma baktım. Bir şey bulamadım. O sırada bir benzinlikte durduk. Eşim benzin almak için indi. Ben hâlâ kokunun kaynağını arıyorum. O sırada beynimde bir şimşek çaktı. Hemen indim. Bebelerin ayakkabısını kontrol edeyim dedim. Daha oğlanın kapısını açtım ki o da ne???? Herifin ayağının altı tüm b.k. O da kurtludur zaten yerinde rahat duramaz. Babasının koltuğunun arkasını kalaylamış. Bir de oralarda kustum. Oğlanın ayakkabısını aldığım gibi ilerimdeki su birikintisine fırlattım. Yerlerde yuvarlanıyorum. Millet de bana bakıyor. Eşim geldi. Öğüre öğüre anlattım durumu. Ayakkabıyı poşete koydu. Üstüne falan da bulaşmış oğlanın tabi. Arabada soydu onu da. Onları da poşetledi. Vınn bizi eve bıraktı, arabayı temizlemeye indi.

Velhasıl kelam, %99.99 ihtimalle, kapıda karşılaştığımız köpek kapının önüne etmiş. Bizim oğlan da yer yok gibi gitmiş güzelce itin b.kuna basmış, almış onu da bizim eve kadar taşımış. Cinlerim kaç gündür tepemde. E be kardeşim, hayvanı besliyorsun, alıp markete kadar geliyorsun da şunun pisliğine niye dikkat etmiyorsun? Bak ben bebelerime tuvalet adabını daha öğretemedim, sağa sola kaka yaparlar diye altlarını bezliyorum. Bezlemesem de sokağa çiş tutmam. Alırım yanıma bir poşet, öğüre böğüre tutarım kakayı, atarım çöpe. Yani ben demiyorum ki hayvanına öğret, “Kakam/çişim geldi” desin. Zor bu işler biliyorum. Ben daha evdeki beyni yüz milyardan fazla nöron içeren insan yavrularına öğretemedim şu iki cümleyi. Ama öğrenemediklerini biliyorum, ona göre tedbir alıyorum. Sağa sola kakalarını bıraktırıp gezdirmiyorum. Biraz dikkat yahu. İtin kurdun b.ku yüzünden yürünmez oldu kaldırımlarda, parklarda. Hadi hayvan, hayvanlığını yapıyor da sen niye insanlığını yapmıyorsun be kardeşim???

ailece hayvanları severiz, evde salyangoz bile besleriz, ama kakasını asla ayakaltına bırakmayız!

Paylaş: