Bebelerim 2,5 yaşını dolduralı bebelikten çıktılar gibi geliyor bana. Yani daha bir akılları başlarına geldi sanki. Kendi zevkleri var artık. Mesela kız resmen kıyafetini seçiyor yahu! Onu istemezmiş de bunu istermiş. Onun altına o olmazmış da bu olurmuş. Gidişat beni korkutuyor. Oğlan daha safça. Onu giyerim bunu giyerim derdi yok. Hatta giymese daha mutlu. Onun için günün en mutlu anı hâlâ altı değişirken poposu açık elimden kaçmak. Ama o da biliyor neyi sevdiğini neyi sevmediğini. E hayat onların hayatı, çok karışmıyorum seçimlerine. Hatta özellikle seçim yapmalarını istiyorum. Ne okumak isterler, ne giymek isterler, uykuları geldi mi, artık yatmak isterler mi… hepsi keyiflerine kalmış. Bu aralar bir de hata yaptım, ne yemek istediklerini sordum. Nah bu da cevabı: Mantı, yaprak sarması. Offf, of yine başıma ne işler açtım.

Hayır, ömrümde mantı yapmışlığım yok. Yaprağı da bir kere yeni evlendiğimizde sarmıştım, salak gibi salamura yaprağı suda bekletmeden tuzuyla sarmışım. Tuzundan yenmiyordu valla. Başında ağladım. Tabi yeni evliyiz, kocam henüz “elinden zehir olsa içerim” modunda. “Üzülme, sen ver yaprağı, ben yarın iş yerinde yanına yoğurtla yerim,” dedi. Ben de işe giderken çöpe atacak da ben üzülmeyeyim diye öyle dedi sandım. Verdim. Saf adam yemiş! Tansiyonu fırlamış, baygınlık geçiriyormuş. İş arkadaşları “Oğlum bu karı seni öldürecek, demedi deme” demişler. Günlerce ağzının yangını geçmedi. Bir türlü suya kanamadı adamcağız. En son rüzgâra doğru ağzı açık koştu da biraz toparladı. Ah işte bu da son oldu. Bir daha yaprak sarmadım. Peki bebeler bunu nereden öğrendi? Tabi ki annemden!

Geçenlerde anneannem geldi Kayseri’den. Kendisine Tonton Anneanne diyor bebelerim. Tonton sağ olsun, kızıyla bir oldu bizi yaprağa, mantıya doyurdu. Yaprak da bağımızın yaprağı haa. Bildiğin organik. Giderlerken de dolabıma biraz da mantı attılar. Babalarından saklayıp sıkıştıkça bebelere pişirdim. Bayılıyor bacaksızlar. Ağızlarının tadını biliyorlar tabi. Kaç gündür de sabah gözlerini açıp mantı türküsü çığırıyorlar. Bitti diyorum, anneanne gelince diyorum, ama anlatamıyorum. Mantı yoksa yaprak sarması diyorlar. Bunlar da her yavru fani gibi köfte, patates isteseler ne olur sanki? Yok illa analarına eziyet edecekler. İki bebeyle ben nasıl yapayım mantıyı, sarmayı yahu?

(Gerçi böyle diyorum da iki gündür benim feyste bir butik kurabiye furyası var, bilmem takip ediyor musunuz. Ve içlerinde ikiz, üçüz anneleri var. İnanabiliyor musun Naciye? Hem bebelerine kendileri bakıyorlar, bu arada bir de kurabiye yapıp satıyorlar. Ben inanamıyorum yemin ederim. Siz de okuyup inanamamak, hatta kendinizi camdan atmak isterseniz: bu 3,5 yaş ikiz erkek annesi, bu da 1 yaş bir kız bir oğlan anası, nah bu da üçüz kız anası.)

Bu sabah kız “Anneannemin çorbasından pişirir misin, anne?” diyerek gözlerini açtı. “Hangi çorbası annecim?” dedim. “Mantı!” dedi. İsmini değiştirerek beni kekleyeceğini sanıyor bacaksız. “Mantı pişiremem ama kahvaltıdan sonra güzel bir çorba yapabilirim,” dedim. Aha bu da çorbamız: Bulgur Çorbası. Kendisi her derde deva olamasa da epey besleyici olup daha yapım aşamasında dünyanın kalorisini yakmasıyla meşhurdur. İnanıyorum yakında ulu önderim Eren’im de pişirir bebesine bundan. Tabi hâlâ pişirmediyse. Hemen tarifini de vereyim, merak edersiniz şimdi.

Malzemeler:

İki küçük boy bebe

Önceki günden kalmış bulgur pilavı

Tereyağı

Salça

Tuz

Nane

Yapılışı:

Peşinizde koşan bebelerle birlikte mutfağa gidilir. Orta boy bir tencere alınır. Bebeler “Annea bizimle oyun oyna” diye çığrışır. Onlara raaa diye bağırarak canavar kurt taklidi yapılır. (Buradaki raaa dört elif miktarı çekilecek. Haberiniz olsun.) Bebeler bayılır. Kahkaha atarak içeri koşar.

Bu sırada tencereye tereyağ konur, o erirken bebeler geri gelir, yine raaa diye bir iki adım peşlerinden koşulur. Bebeler sevinçle karışık bir korkuyla içeri koşarlar. Tereyağı eriyince salça konur. Az biraz kavrulurken bebeler sevinçle ve gülmekten tükürükleri saçıla saçıla geri gelir. Bu sefer yatak odasına kadar raaa diye bağırılarak koşulur. Hatta yatağın altına girmeleri sağlanır. Bu onları ekstradan 25 sn oyalayacaktır.

Koşarak mutfağa dönülür. Salçaya nane konur, biraz çevrilir. Çorbanın suyu eklenir. E tabi biraz da tuz. Onlar karıştırılırken kapıya yaklaşmakta olan bebelere iki kez raaa diye bağırılarak kendileri daha gelmeden geri içeri püskürtülür. Bu boğazınızı dinlendirmeniz için size ekstra 50 sn kazandırır.

Su kaynayana kadar yatak odasına doğru beş kez koşulup gelinir. Her seferinde bebeler yatağın altına girer. Hatta bir iki sefer bebeler yatak altına kaçarken ayakları yakalanırsa, olay daha inandırıcı olur, bebeler daha da coşar. Bir sefer de çaktırmadan yatağın yanında bekleyip kafaları yatak altından çıkar çıkmaz raaaaaaa diye bu sefer altı elif miktarı bağırılırsa tebrik ederim atmış beş saniye bonus kazandınız demektir. Bonusunuzu hızlıca mutfağa dönüp kaynayan suya bulgur pilavını salarken kullanabilirsiniz.

Bulgur pilavını tamamen ekleyince çorba karıştırılır. Daha önce yapmadıysanız bulgur topaklarını ayırmak için son çağrı. Yoksa kendileri ayrılmayı akıl edemez top top kalırlar valla. Bu arada dört kere raa diye içeri bağırılır, bebelerin gelmesi önlenir.

Tencere kaynamaya bırakıldığında bebelerin peşinden tekraş içeri odaya kadar canavar adımlarıyla koşulur. (Ellerinizi de pençe yaparsanız, sırtınız kambur, biraz da dizleriniz bükük koşarsanız çok daha etkileyici olur. Suratınızı canavar yapmayı unutmayın ha.) Çorba kaynayınca altı kapatılır. Afiyet olsun. Tabi size kalırsa!

Şimdi şu şartlarda arkadaşlar benim mantı doldurmam, yaprak sarmam mümkün mü siz söyleyin. Ya eve bir kurt alacağım, annelik görevimi tamamen ona yıkıp mutfakta zaman geçireceğim. Bu arada oyun olduğunu anlamayıp kurt bebeleri yiyecek, bir de onun karnı kesilip bebe çıkarılıp içi taş doldurulup sokağa salınmasıyla uğraşılacak. Ohoooo dünya kadar iş. En iyisi diyorum bebeler büyüyene kadar bekleyeyim. Hem belki bu arada zevkleri de değişir köfte patatesçi olurlar ben de hiç boşuna zahmet çekmemiş olurum. Ne dersiniz?

 

Paylaş: