Geçen akşam mutfağı topluyorum. Babaları yok. Neredeydi acaba? Hatırlamıyorum. Çocuklar içeride oyun oynuyor. Oğlan yanıma geldi: “Anneciğim, yatağını dağıtabilir miyiz?” dedi. Bizim evin klasik sorusudur bu. Yatma vaktinden önce yatağımı dağıtmalarına izin veriyorum. Önceden gündüz de dağıtırlardı. Uzun süredir sadece gece dağıtımına izin var. Böylece hem benim sinirlerim daha az yıpranıyor hem de onlar yatak dağıtma mutluluğundan geri kalmıyorlar. Bir de tabi son enerjileri de çıkıyor, gece çabuk sızıyorlar.

“Evet,” dedim. “Hava kadardı, yatma saati yaklaştı, artık dağıtabilirsiniz.” Sevinçle fırladı içeri. “Kardeşiiiiiimmm, kooşşş, annemin yatağını dağıtabilirmişiz!” İkisi iki taraftan çığlıklarla yatağa koştular. Çocuk milleti garip bir şey, yıllardır değişmeyen rutinimiz bu ama hâlâ her yatağımı dağıtışta, üzerinde her zıplayışta böyle neşe doluyorlar. Birkaç kere ben de denedim, zevkli harbi de bi esprisi yok yani her gece her gece. Bal yiyen baldan usanırmış ama yatak dağıtmaktan usanmıyor benim veletler bir türlü. Tuhaf.

İkisi bir tepiniyorlar yatakta. Mutfaktan duyuyorum ben de. Yorgan yastık birbirine girmiştir yine. Hatta nevresimin içine de giriyorlar. Mutlulukla bağırış çağırış. Zıp zıp zıp faslı başladı. Demek ki canı çıktı yatağın. Dağıtılmadık bir yeri kalmadı. İyice pilav oldu. Şimdi de üzerinde tepiniyorlar. Neşeyle, kahkahalarla.

O sırada hiç olmadık bir şey oldu. Bir tangırtu tungurtu. Oğlan felaket bir şekilde ağlamaya başladı. Belli ki canı çok yandı. Kız çığlık çığlığa beni çağırıyor. Hemen içeri gittim tabi.

Efendim, oğlan yatağın başına çıkıp oradan yatağa atlarken dengesini kaybetmiş, bacağı duvarla yatak başı arasına girmiş. Baldırının iç kısmı küçük parmağım kadar soyulmuş. Hani eskilerin “E şeytan burnuna ossurdu tabi o kadar harekete,” dediği durum var ya. Aynen ondan olmuş işte. Nasıl da ağlıyor yazık.

Kucağıma aldım, sakinleştirmeye çalıştım. Hiç susacak gibi değil. Gayri ihtiyari ayağıma bir yastık aldım. Sallamaya başladım. Uzun zamandır sallamıyordum oğlanı. Kocaman olmuş yahu. Bacakları iki kat oluyor artık sallanırken. Önceden karnıma değmezdi. Hatta daha da önceden diz kapağıma anca gelirdi. Hatta daha da önceden ikisini bir alıp da sallardık ayağımıza.

“Ahmediiimm,” dedim, “Ne kadar büyümüşsün sen. Önceden sen ağlayınca sakinleşmen için ayağıma alır sallardım. Şimdi ayağıma sığmıyorsun.”

Biraz sakinleşir gibi oldu. “Ben küçükken sen beni hep ayağında mı sallardın?” dedi. Oo balık oltaya geldi, harika! “Evet,” dedim, “Sana biraz küçüklüğünü anlatayım mı?”

Yaramaz çocuk dinlemekten sonra en çok sevdikleri şey: Bebekliklerini dinlemek. Ağlamayı bıraktı, burnunu çekiyor sadece. Anlatmaya başladım ben de. Kız da yanıma oturdu. Oğlan ayağımda.

Siz küçükken Ahmiş hep “Beni babam şallasın” derdi. Baban onu ayağına alırdı. Ben de Meleği sallardım. Sonra baban uyuklamaya başlardı. Ahmiş de ayağından yuvarlanır pırrr diye kaçardı. Baban poposundan yakalardı. Tekrar ayağına yatırır “Şimdi seni zebrande ediceeeem,” der hoplata zıplata hızlı hızlı sallardı. Sonra yine yavaşlardı. Yine uyuklamaya başlardı, yine Ahmiş pıırrrr diye kaçardı.

Kaçma kısmında oğlan kahkahalara boğuluyor. “Yine anlat anne, yine anlat!”

Baban seni yakalardı. Battaniyeye sıkıca sarardı kaçma diye. Kafanı bile kapatırdı. Başlardı sallamaya. “Seni zebrande edicem!” Sallardı, sallardı, sallardı…. Yine uyuklamaya başlardı. Biraz yavaşlayınca da sen pırrr diye kaçardın.

Kahkahalar kahkahalar.

“Peki ben ne yapardım, anne?” dedi kız.

Seni emzirirdim. Emmen bitince “Bay bay memmeee,” derdin.

Bay bay memme mi? Puhahaha! Kahkahalar kahkahalar.

Başka ne yapardım?

Şunu yapardın.

Başka başka?

Bunu yapardın.

Kahkahalar, kahkahalar…

Saatlerce bebekliklerinden konuştuk. Gece nasıl uyumazlardı, ne yaramazlıklar yaparlardı, biberondan içtiklerini nasıl suratıma pıskırtırlardı, uyutmak için neler yapardık, neler oynardık…

Her hikâye sonunda kahkahalar, kahkahalar…

Sonra babaları geldi. Aynı heyecanla ona anlattılar. “Babacım, biliyor musun biz küçükken ne yaparmışız?”

Onların kahkahaları birbirine karışırken gözlerim doldu benim. Nasıl da büyüdüler yahu. O minik bebeklerin şimdi sabah kalkıp okula gittiğine inanamıyorum. Gece saatlerce ayakta sallanan bebeklerin artık kendi yatakları olduğuna, yatağa girince bir ağızdan Fatiha okuyup uyuduklarına inanamıyorum. Gecenin bir yarısı, diken gibi saçlar, kıpkırmızı gözlerle mama hazırladığım bebeklerin artık bırakın kendi kendilerine yemek yemeği, yemek hazırlarken bana yardım ettiklerine inanamıyorum. Sokakta bir o tarafa bir bu tarafa koşup sırtımdan der döktüren bebeklerin aklı başında oyun oynadıklarına inanamıyorum.

O küçücük bebeklerin bu çocuklar olduğuna inanamıyorum.

Dakikaların bile geçmediği günlerle yılları devirdiğime inanamıyorum.

Hiç bitmeyecek sandığım günleri nasıl geride bıraktığıma inanamıyorum.

Ne ara geçti bunca zaman, ne ara büyüdü benim minnacık bebeklerim…

Vallahi de billahi de inanamıyorum!

IMG_2273

kahvaltı- yılllaaar önce-13. ay

Paylaş: