Hani derler ya çocuklar 5 yaşındayken anne babalarının her şeyi bildiğini sanırlarmış. 15’lerine geldiklerinde anne babalarının hiçbir şey bilmediğini düşünür, 50’sindeyse “Ahhh anam babam, olaydınız da size soraydım,” derlermiş. Külliyen yalan!

Benim bıcırıkların beş yaşlarına çeyrek var. Şu çeyreklik zaman diliminde kafalarına bir şey düşmezse korkarım ki 5 yaşına “De get yeaaa anam ne bilsin!” ukalalığıyla girecekler. Evet, daha şimdiden!

Bebeler doğduğundan beri anlatıyorum da anlatıyorum. Şu şöyle yapılır, bu böyle yapılır, bu budur, şu şudur… Bildiğim ne varsa döktüm ortaya. Konuşmaktan dilim, damağım sarktı.

Bu sene okula başladılar. İlk hafta çocukları okuldan aldım, eve dönüyorum, kız dedi ki “Bak anneciğim, sonbahar gelmiş.”

“Evet,” dedim, “hatırlarsan bunu sana zaten ben demiştim.”

Bütün bilmişliğiyle bana döndü, “Sen demedin ki, öğretmenimiz dedi,” dedi.

Yuh! Dört yıldır her sonbahar, alır ikisini de ağaçların altına götürürüm, yaprakları anlatırım, baharı anlatırım, kışı anlatırım, neymiş efendim, ben dememişim de öğretmeni demiş.

“Nereden ben demedim ya? Ben dedim. Sonbahar geldi diye yapraklar sararıyor, dökülüyor dedim ya sana.”

“Yooo,” dedi. “Sararmıyor. Kuruyor.”

Aaaa bu sefer tepem attı! Yerden bir tomar yaprak aldım. Nah işte bu ne renk çocuğum? Sarı! Yapraklar sararıyor.

“Ona kurumak derler,” dedi. “Öğretmenimiz söyledi. O her şeyi biliyor!”

Bak seeennn!

Aradan zaman geçti. Bu arada biliyorsunuz bir ara da yerli malı çılgınlığımız vardı. Öğretmen şiir vermiş, şu meşhur şiirler. Evde çalıştırayım diye şiiri okuyorum, ikisi iki taraftan bağırıyor: “Yanlış okuyorsun anneaaa, kötü okuyorsun, öğretmenimiz öyle okumuyor!”

Sesime efektler kattım, vurguları artırdım, şiiri sahneye taşıdım, arkadan duman efekti bile yaptım, yine de beğendiremedim iyi mi? Öğretmenleri daha güzel okuyormuş. Ben okumayı bilmiyormuşum. Vay vay vaaaayyy!

Gel gelelim bu hafta sonu oğlanla ödev yapıyoruz. Çıkarma ödevi var.

“Gel len,” dedim, “öğretmen çıkarma ödevi vermiş.”

“O çıkarma değil ki,” dedi.

Gözlerimi devirdim. “Benden iyi mi bilcen? Senin hayatın kadar toplama çıkarma yaptım ben. Aha bak bu işaret çıkarma işareti, bu işleme çıkarma derler. 5 havuçtan bir havuç çıktı, kaç havuç kaldı?”

En bilmiş tavrıyla “Yooo,” dedi, “Bu ‘arkadaşıma verdim’ işareti. 5 havucun birini arkadaşıma verdim, kaç havuç kaldı? ‘Arkadaşıma verdim,’ ödevi bu, öğretmenimiz öyle dedi. Sen yanlış biliyorsun!”

Tabi canım ben neyi bilirim ki zaten? Şeytan dedi bırak çıkarmayı, çarp bir tane ağzına. Arkadaşına vermişmiş. Peki benim size beş yıldır verdiğim emekler ne olacak? Direk çöpe! Elde var sıfır. Beş ayda öğretmenleri bilirkişi oldu iyi mi?

Hadi diyorum, sonuçta ben anneysem, o da öğretmenleri. Çocuk öğretmenine saygı duyacak ki dediğine güvensin, öğrensin. Nefsimle verdiğim uzun mücadelelerden sonra öğretmeni geçtim de bir de bacak kadar bebeler var ki benden üstün tuttukları, işte o zaman elimde değil hepten delleniyorum!

Geçen gün birlikte yemek yiyoruz. Oğlan dedi ki “Annea biliyor musun, peygamber radyosundan Allah şarkısı çalarmış.” Kafamı kaldırıp nasıl höölediysem yemek boğazıma kaçtı, geberiyordum.

“Tövbe estağfurullah, yavrucuğum, o da ne demek?” dedim.

“Bilmem. Arkadaşım söyledi. Peygamber radyosundan Allah şarkısı çalarmış.”

“Hurafe çocuğum, hurafe,” dedim. “Öyle şey olmaz. Arkadaşın uydurmuş.”

Amanın oğlan bir dikeldi: “Annea, arkadaşım söyledi. O biliyor! Sen bilmiyorsun!”

Sonra kız da lafa girdi: “Evet, annea, o her şeyi biliyor. Bana dedi ki Allah isterse tuvalet nasip olurmuş.”

Bir hö daha!

“Tövbe tövbe, o ne demek çocuğum? Tamam, Allah dilerse her şey olur, amenna da, tuvaletin nasip olması ne demek?”

“Bilmem, arkadaşım dedi. O diyorsa doğrudur. Çünkü o her şeyi biliyor!”

Bak seeeen, bacak kadar bebe şıh oldu başımıza iyi mi? O ne derse doğru öyle miiii???

Hadi bu da bebe. En azından henüz doğru dürüst kullanamasa da bir beyni var. Bir de canlı bile olmayan şeyler var ki benden üstün tuttukları, elimde değil, kaldırıp üçünü bir atasım geliyor.

Geçen gün Toyzz Shop‘tan birer lego ısmarladık bebelere.  Oğlana çok güzel bir inşaat seti, kıza da harika bir dondurma seti. Hevesle geçtik başlarına. Heyecanla parçaları döktük, birlikte konuşa gülüşe oynamaya başladık.

Oğlanın setinden bir araba yapacağız. Kullanma kılavuzunu açtım, biraz baktım. Sonra da aldım tekerlekleri elime, üzerine bir parça taktım. Oğlan bağırdı: “O renk olmaz annea, kitabında mavi diyor.”

Sonra kız da atladı, vay efendim, onun dondurma rengini de yanlış takmışım. Limonlu olan altta olacakmış, bilmem ne üstte olacakmış. Çünkü oyuncağın kitabında öyle yazıyormuş.

Güldüm ben de. “Bunlar Allah kelamı değil çocuuum. Adı üzerinde: oyuncak kitabı! Bu kitabı da senin benim gibi insanlar yazıyor. Böyle kitaplar sadece bize fikir vermek içindir. Dediğini yapmak zorunda değiliz. Kafamıza göre takılabiliriz.”

Amanın bir cingar çıktı, olmazmış efendim de, kitap ne derse o olurmuş da, ben bilmiyormuşum da, hep yanlış yapıyormuşum da, denileni yapmıyormuşum da!

Var ya bir tepem attı, bir tepem attıııı, bir tepem attıııııııı!

Üç parça kağıdın lafına inanıyorsunuz da sizi doğurup büyüten ananıza inanmıyorsunuz öyle miiii? Daha beş yaşına basmadan bacak kadar boyunuzla ananızı küçümserseniz on beşinde siz benim başıma ne olursunuz be?

“Kesin ulen!” diye bağırdım, “Ben sizin ananızım, ben ne dersem o olur!”

Bu böyle biline! En azından önümüzdeki on sene! Sonra duruma göre bir değerlendirme yaparız…

Share and Enjoy !

0Shares
0 0
Paylaş: