Varan-1

Çok zaman önceydi. Yine bir seçim vardı. Seçmen kartları gelmiş, tuvalet aynamın başında duruyordu. Sabah oy vermeye gideceğiz, ara ki kartları bulasın. Evin altını üstüne getirdik, kartlar yok. Babası kıza seçmen kartlarını görüp görmediğini sordu. Ben de içeri odadan güldüm. Çocuk ne bilsin seçmen kartını ayol? Kız dedi ki “Hani şu uzun kâğıtları mı babacığım?” Evet. “Hani şu üzerinde yazılar olan mı?” Evet. “Hani aynanın önünde duran mı?” Evet. “Hani beyaz renkli olan mı?” Evet. “Görmedim.” Ahahha. Kızın kâğıtları en ince ayrıntısına kadar tarif edip de görmedim demesine mi güleyim, babasının ona inanmasına mı? “Kız almış kâğıtları belli” dedim, babası diyor ki “İyi ama görmedim dedi.” Ayol görmediyse nereden bilecek nasıl kâğıtlar olduğunu? Belli ki başına bir iş getirmiş kâğıtların, görmedim ayağına yatıyor. Nitekim küçük hanımın çantasına ufak bir arama yapıp seçmen kâğıtlarını buruş buruş ele geçirdik. “Aaa bunu mu diyorsunuz” dedi görünce, “Ben bu kâğıtları dediğinizi anlamamıştım.” Hadi ya. 😉

Oy verdik, döndük, tabi benim çok komiğime gitti bu kâğıt hikâyesi, annemlere mi ne anlatıyorum. Kız geldi, ağzımı kapattı. Hmmm. Demek hikâyelerinin anlatılmasını sevmiyor. Peki ya bir gün blogla ilgili gerçeği öğrenirse, doğduklarından beri hemen hemen her hikâyeyi kayıt altına aldığımı, bir de üzerine başkalarıyla paylaştığımı öğrenirse ne olacak? Hmmm. Bak bunu hiç düşünmemiştim.

Varan-2

Kız pek hoşlanmıyor hikâyelerinin anlatılmasından, peki ya oğlan? Oğlan bu konuda daha rahat. Şapşirikliklerini anlatıyordum, herkesten çok kendi gülüyordu. Gerçi ona da nazar değdi. Geçen hafta parktayız. Çocuklar bisiklet sürüyor, biz de analarıyla çene yapıyoruz. Çekirdek sezonunu açtık. O ara baktım, benim oğlan piyasada yok. Sağa sola baktım. Olmadı kalktım, aradım. Yok herif! Endişelendim. Baktım bisikleti apartman girişine atmış. Yanında da arkadaşının bisikleti var. Arkadaşına gitmiş herhalde. Arkadaşın annesine telefon açtım. Oradalarmış. İçeride oyun oynuyorlarmış. Bak seeeen! Anneden izin almak yok. Çok sinirlendim. Bir şey demedim. Aradan birkaç saat geçti, eve dönüyoruz, apartmana girdik, ben bisikletleri taşıyorum, küçük herif sırıtarak merdivenlerden iniyor. “Yaşasın, anne, eve gidiyoruz, banyo saatimiz geldi, değil mi?” dedi. Hayır dedim. “Senin gelmedi. Arkadaşına giderken annenden izin almadığın için bugün banyo yapamıyorsun. Neredesin kaç saattir sıpa sen?” Benden izin almayı unutmuşmuş. Hadi bakalım bir daha unutuyor mu?

Akşam babası geldi. Ona söyleyecek oldum olanları. Attı oğlan kendini yere. Vay niye anlatıyormuşum babasına. “Baban o, evdeki her şeyi bilmeye hakkı var!” dedim. Sonra da aklıma feysteki binlerce insan geldi. Oğlanın öğrendiğindeki tepkisini düşünüp tırstım.

Varan- 3

Bu aralar en sevdikleri şey, küçüklük hikâyelerini anlatmam. Hiçbir masal, hiçbir hikâye, hiçbir kitap küçüklük anılarının yerini tutmuyor. Favori birkaç hikâyemiz var. Mesela birinde daha kuvözdelerdi. Oğlan üst katta özel bakımda, kız alt katta yoğun bakımda kalıyordu. Oğlanın kaldığı ünite diğerine göre daha serbestti. Kızı günde sadece beş dakika görebiliyorken, her beslenme saatinde oğlanın yanına girip onu besliyor, temizliyor, sevip okşuyordum…

Oğlanın yattığı yerin hemen yanında da süt sağma odası vardı. İki oda birbirinden boydan boya camekanla ayrılmıştı. Bir gün oğlanı besledim, gaz çıkardım, temizledim, kuvöze yatırdım, süt sağmak için yan odaya geçtim. Gözüm de ara ara kuvöze düşüyor. Ne yapıyor bıdık diye merak ediyorum. Bir ara baktım ki bizim bıdığın kuvözünde acayip bir hareketlilik var. Eller kollar havada. Ne yaptığını bir türlü anlayamadım. Gözümü iyice kısıp cama yapıştım ki ne göreyim: herifin pipiş de havada! Ve ben daha bu nasıl olur demeden ŞIRRRRRR! Sulama sistemi çalıştı! Fişkiye her tarafı suladı. Şok oldum! Süt sağma makinesini attığım gibi çocuğun yanına gittim. Bir de ne göreyim?! Küçük adam ayağını takıp kendine hayli büyük gelen bezini paçasından tutup çıkarıp atmış. Çırçıplak yatıyor. Bu yetmemiş, kuvözün camına bir güzel kaka pıskırtmış. Bu da yetmemiş bir de üzerine işemiş. Ve bu da yetmemiş, bir de üzerine kusmuş! Herif leş! Nasıl çığlık attıysam hemşire koşup geldi. Gülsek mi ağlasak mı bilemedik. Dezenfekte edene kadar canımız çıktı.

Ne zaman bunu dinleseler sanki ilk kez dinlemişler gibi katılıyorlar gülmekten. Sonra kız sıkıştırıyor beni, “Anne benim de bir hikâyemi anlat.” Ben de başlıyorum onun hikâyelerinden birini anlatmaya. Geçen çok sıkıştım, aklıma anlatacak bir şey gelmedi. Bloga girdim. Eski yazılarıma baktım. Kendi yazdıklarına gülene deli deniyor muydu? Valla gülmekten gözümden yaş geldi. Bazı hikâyeleri unutmuşum bile. Ne iyi olmuş dedim yazdığım. Her şey silinip gidecekti hafızadan. Hiç yaşanmamış gibi…

Bebeler başıma geldi. Onlara blogu gösterdim. Sizin hikâyelerinizi yazıyorum dedim. Unutmayalım diye. Söz uçar, yazı kalır. Büyüyünce okursunuz, gülersiniz. Sonra belki çocuklarınız da okur, güler. Benden hediye ve hatıra olsun size.

Şimdilik fikir hoşlarına gitti. Zaten anlattığım ne var Allah aşkına? Mahcup edecek bir şeyi zaten yazmıyorum. Altı üstü her bebenin illaki yaşadığı çiş, b.k hikâyeleri. Ama yine de kapris yaparlarsa, vay bunları niye yazdın, vay millete niye anlattın diye bozuk çalarlarsa diye bir de sözleşme hazırlayıp imzalattırdım. Kendimi de garantiye almalıyım malum.

“Annemizin hikâyelerimizi yazmasına ve paylaşmasına izin veriyoruz. Bundan gelir elde edecek olursa da helali hoş olsun.”

IMG_20160412_122503

Şimdi yaşları küçük, “Biz ne bilelim, beş yaşında cebren ve hile ile imza attırmışsın, o sayılmaz,” diye bir çıngar daha çıkarırlar korkusuyla da kendim de velileri olarak imzaladım. Hem ben sizi değil ki kendi yaşadıklarımı anlatıyorum yavrucuklarım. İçinde siz de vardıysanız ne yapayım? Tamam, kabul, siz de benim hikâyelerimi anlatabilirsiniz. Bozulmam söz. Ama yayınlamadan önce bir kez baksam fena olmaz yani. Öyle manyak bir karıymışım gibi de anlatmayın rica ederim. Eheheh.

Varan -4

Babaları her akşam işten geldiğinde evde bir curcuna oluyor. Önce kapıyı sen açacaksın, ben açacağım kavgası, ardından babanın canavar olup eve girişi ve bılişlerin kahkahalarla karışık çığlıklar atarak kaçışmaları, yatağın altına saklanmaları. Babalarının havayı koklayarak onları bulması, yakalamaya çalışması, ayaklarından tutup yatağın altından çekmesi, bebelerin zor bela babanın elinden kurtulup, düşen donlarını çekerek yeniden kaçışmaları… Oğlanın giderken “Yakala da görelim, buradayım efendim!” diye baba canavarını kışkırtması… Ve canavar peşlerinde, bılişler önde sevinç çığlıklarıyla evin turlanması…

Babaları bunu da anlat unutmayalım dedi de, yeri gelmişken şuracığa iliştireyim dedim…

😉

 

Paylaş: