(Var ya şu konuyla ilgili yazmak için bu sene en az beş kere bilgisayarı elime aldım. Bir türlü konunun sonunu getiremedim. Her seferinde “Neyse biraz daha fikrim belirginleşsin” dedim, sanırım kararım en belirgin haline ulaştı. Artık daha fazla ertelemeyeyim dedim. İnşallah tamamlayabilirim yazıyı. 😉 )

Daha önce okul maceramızı uzun uzun anlatmıştım. Kısaca özetleyeyim: Bizimkiler daha küçükken tam karşımıza bağımsız anaokulu inşaatı başladı. Çocukların okula başlamasına daha epey vardı. Heyecandan içim içime sığmadı. Evimin dibinde, devlet okulu, hem de bağımsız! Çocukları vereceğim günün hayaliyle yaşadım.

Derken şubat ayında inşaat tamamlandı. İkinci dönem açılacak söylentileri dolaşıyordu. Benim için harika olurdu. Çocuklar bir sonraki sene okula başlayacaklardı. Bir dönem önce açılırsa hiç olmazsa benimkiler başlayana kadar okul oturmuş olurdu.

Tabi şubat ayında açılmadı okul. Hatta bir sonraki Eylül’de bile açılmadı. Bu arada ben kırk kere okula gidip şantiye şefi gibi durumu takip ettim. Her “kayıtlar başlamış” söylentisine aldanıp iki bebemle koştur koştur soluğu okulun bahçesinde aldım. Malumat almak için milli eğitime gittim. Tatile gittiğimde bile telefondan olayı takip ediyordum.

Sonuç olarak çocukları okula kaydettiremedim. Çünkü okul açılmadı! O kadar okula geldim gittim, koşturdum da ne oldu? Aklımın ucundan bile geçmeyen bir yerde, içinde anaokulu olduğunu kimsenin bilmediği, daha önce varlığından bile haberim olmayan bir okula çocukları yazdırdım. Çocuklar hâlâ o okulu özlemle anıyorlar. En sevdikleri okul Selda öğretmenin okuluymuş.

Aradan bir sene geçti. Bu arada Kasım ayında bizim bağımsız anaokulu açıldı. Çevredeki bütün çocuklar gitti. Başta çocukları ben de alırım diye düşünüyordum ama öğretmenlerinden gayet memnun olduğumuz için almadım.

Gelelim bu seneye. Beklenen okul açıldı. Bir yıldır da çalışıyordu. Ama herkesin gözü o okuldaydı. Bu sene talep patlaması olacağı kesindi. Kayıt için kura bile çekilebilirdi. Ta nerelerden millet okula geliyordu. İşimi şansa bırakmamalıydım!

Daha bir önceki sene okullar kapanmadan bağımsız okulun telaşına düştüm. Çocukların o sırada okudukları anaokulu da kapanacaktı. Haziran ayında herkesten önce koştura koştura gidip ön kayıt yaptırdım. Kafam rahatlamıştı.

Eylül’de okul açıldı. Yalnızca on beş günde okuldan nefret ettim, ani bir kararla çocukları okuldan alıp bir arkadaşımın vesilesiyle yine hiç aklımda olmayan, hatta varlığından bile habersiz olduğum bir okula yazdırdım! E o kadar koşturdum, stres yaptım, iki sene kapısında yattım kalktım da ne oldu? Hiç! Çocuklar bağımsız okula gidemedi bile. Ama gittikleri okuldan çok memnun kaldık. Çok güzel bir sene geçirdik.

Şimdi şunu söyleyeyim de gülün, bu arada tam iki yıldır çocuklara ilkokul öğretmeni arıyordum! Adres kayıt sisteminden çocukların gideceği ilkokul belli. Ben de her fırsatta sorup duruyordum. Şu öğretmen diyorlar, sonra bu öğretmen, bilmem kim varmış, ama en iyisi bilmem kimmiş…

Bu arada evimin hemen karşısına bir ilkokul inşaatı başlamasın mı? Yeniden döndük başa! Okul biterdi, bitmezdi, öteki okula mı gidecekler, bu okula mı gidecekler, hangi öğretmene versek… Bu sene kafamı yedi bitirdi bu sorular.

Normalde adresine bağlı olarak bir okulda adın çıkıyor, okul açıldığında da kura çekiliyor. Bahtına ne çıkarsa. Ama işini şansa bırakmak istemeyenler için şöyle de bir yol var: önceden yazdırmak istediğin öğretmeni tespit ediyorsun, araya eş dost ya da biraz “bağış” sokarak istediğin öğretmene verebiliyorsun.

Tabi ben de işimi şansa bırakmak istemiyorum. Kafamın bir tarafında yeni okul biterse planları, öteki tarafında bitmez de eski okulda devam edilirse planları…

Her gördüğüme öğretmen soruyorum. İlkokul öğretmeni çok önemli. Kime vereyim çocukları? “Aa bizimki harika! Bizimkine ver” diyor. Nesi harika diyorum. “Çok güzel ödev veriyor. Çocukları sıkı tutuyor. Her on beş günde bir bütün  defterleri toplayıp a’dan z’ye kontrol edip yanlışları kırmızıyla çiziyor, biz de çocuğumuz nerede hata yapıyor rahatlıkla takip edebiliyoruz” diyor. Çığlıklar atarak kaçasım geliyor.

Öteki en iyi öğretmen bizimki diyor. Nesi iyi diye soruyorsun. “Çok disiplinli. Çocukları mum gibi yaptı” diyor. Çocuklarımı mum olarak düşünüyorum, ağlayasım geliyor.

Kimi öğretmen sınıfta saz çaldığı için seviliyor kimi de on beş günde bir kahvaltı programı düzenlediği için…

Bu arada Haziran bitmek üzere. Biliyorum ki çoğu veli öğretmenini belirledi ve okulda soluğu aldı. Ben hâlâ kimseyi seçemedim. Tanımıyorum ki neyine göre karar vereceğim? Herkesin kriteri de farklı. Onların iyi dediği bana korkunç geliyor, beğenmedikleri hoşuma gidebiliyor. Açıkçası benim tek istediğim çocuklara karın ağrısı yaşatmayacak bir öğretmen. Severek gitsinler okula istiyorum. Örselenmesinler, yıpratılmasınlar, ilkokul yıllarını esefle hatırlamasınlar…

Ne zamandır boğuluyordum okul konusunda. Bugün derin bir nefes aldım. Şimdiye kadar koştum da ne oldu dedim. Çocuklar iki sene üst üste aklımın ucundan geçmeyecek okullara kaydoldular. Memnun da kaldım. Nasipleri kim bilir nerede, kiminle…  Ben ne için devinip duruyorum?

Bugün 27 Haziran. Tevekkeltü alallah diyor, Allah’ın izniyle okul konusunu kafamdan çıkarıyorum. Dua ediyorum yalnızca, Allah hayırlı insanlarla karşılaştırsın diye. Bakalım bahtımıza ne çıkacak. Merakla bekliyorum. 😉

Paylaş: