Bloguma arama motoruna “ikiz bakımı” yazarak ulaşan insanların olduğunu görünce acayip stres oluyorum. İnşallah hamile değildir diye içimden geçiriyorum. Açıkçası ben hamileyken böyle bir siteyle karşılaşsam acayip gerilirdim. “Her satırı şikâyet şikâyet. Bu ne be! Doğurmasaydın, doğurduysan da kendine saklasaydın” diyesi geliyor insanın, biliyorum. Ama sloganı “Çektiğimi bir ben bilirdim, bir de siz bilin istedim” olan bir siteden siz ne bekliyorsunuz, ben de onu anlamıyorum!

Ben ikizlere hamileyken, üniversitedeki ev arkadaşlarımdan birinin benimkilerden tam bir sene önce ikizleri olmuştu. Bebeklerimin ikiz olduğunu öğrenir öğrenmez ona mail atmıştım. O sıralar onun bebekleri de sanırım 8 aylık kadardı. Yani zor dönemlerindeydiler. Ama arkadaşım bana o kadar güzel anlattı ki her şeyi, aman bir an önce doğurayım dedim. Benim bebeklerim doğduktan sonra birkaç kez telefonla konuştum. Sonra baktım ki benim yaşadığım sıkıntıların birçoğunu o da yaşamış, halen de yaşıyor. Bir farkımız var: o olaylara pozitif bakıyor, bense…

Şimdi şu içimdeki gerginliğe son verebilmek için size bir iki şey söylemek istiyorum: Bir her bebe bir olmaz, iki her anne bir olmaz.

İkizlerim doğduktan kısa bir süre sonra yakınlarımda oturan bir arkadaşa bir çift bebeğin daha geleceğini öğrendim. O dönem çok sıkıntıdaydım. Hemen bir hesap yaptım. Onun ikizleri doğduğunda benimkiler 8 aylık olacaklardı. Yani işim epey kolaylaşacaktı. Ben de doğurur doğurmaz arkadaşa gidip, onun perişan halini görüp “Ahh canııııım, geçecek geçecek” diye tesellilerimi sunacaktım.

Gel zaman git zaman, bizim arkadaşın ikizleri geldi. Ama benim işim hâlâ kolaylaşmamıştı. Neyse dedim, korkutmayayım kızı, geçecek geçecek diyeyim diye ilk fırsatta fırladım evden.

Yolda kendi lohusalığımı düşünüyorum: haftalarca iki kat gezmiştim. Pijamamın bile kamburu çıkmıştı. Saç baş darmadağındı. Gözlerimin altında mor halkalar vardı. O kadar korkunç görünüyordum ki Bülent Ersoy’un makyöz ekibi gelse, anca beni şekle sokabilirdi. Beni ziyarete gelenler nasılsın diye sorsa zırıl zırıl zırlıyorum. Böyle bir görüntü bekleyerek arkadaşın zilini çaldım. Kız kapıyı açınca şok oldum. Hanım pırıl pırıl bir loğusa takımı giymiş, ayağında hafif topuklular, saçlarını rapunzel gibi salmış, hafif bir makyaj, yüzünde kocaman bir gülümseme. Kızı tanımasam yanlış geldim herhalde diyip geri döneceğim. Şaşkın şaşkın içeri girdim. Ev pırıl pırıl. Sinirden titremeye başladım. İçeri oturdum. “Eee nasılsın” dedim. “Çok iyiyim şükür,” dedi. “Çocuklar nasıl?” dedim. “İyiii, uyuyorlar işte, bilirsin ya” dedi. Valla benim çocukların uyuduğu hiç vaki olmadığı için bilmiyordum. “Hadi yaa” dedim. Bir iki bir şey daha sordum. Her şey güzel, her şey harika. Yani o kadar kıskandım, o kadar kıskandım ki, “Sürüm sürüm sürünüyorum, geberdim, öldüüüüm” dese neredeyse mutlu olacağım. Dayanamadım, ben neler çektim diye anlatarak zırıl zırıl ağlamaya başladım. Yemin ederim! Surat bir karış, eve geri döndüm. Anneme anlattım. Kendimi suçladım. Ben beceremedim. Yapamadım dedim. Güldü. “Daha yeni doğdular, biraz ortaya çıksınlar, onun da senden farkı kalmaz” dedi. Sonuç: bebeler ortaya çıktı. Yaşlarına yaklaştılar. Arkadaşa sık sık gittim. Hiçbir zaman bendeki o korkunçluğu görmedim. Üstelik çok kolay çocuklar da değiller. Ve yine üstelik kız tek başına bakıyor. Hiç benim gibi olmadı. İnşallah olmaz da.

Bu birinci hikâyeydi. İkincisi de şu:

Geçenlerde bir tanıdığın yedinci (evet, yanlış okumadınız yedinci) çocuğu oldu. Şu an birkaç aylık bebek. Telefon açtım. “Bu çocuk beni öldürüyor!” dedi. Sırıttım. “Ne bekliyordun ki? Sanki ilk çocuğun,” dedim. “Yaa valla doğru diyorsun. Öncekiler de öyleydi. Gece sabaha kadar göğsüm sızlıyor. Bekliyorum ki uyansın da emsin. Zorla uyandırmaktan bıktım valla. İki çekiyor, geri uyuyor” dedi. Valla telefonda değil de karşımda olsaydı uçan tekmeyle girişirdim. Ulan bu bana söylenir mi? Bebelerim on sekizinci ayı bitirmiş, hâlâ gece uykuları yok. Benimkilerin üç katından bir fazla bebeyle şu laf edilir mi?

Diyeceğim o ki, sevgili gebe arkadaşlar, sakın benim hikâyelerimi okuyup moralinizi bozmayın. Şunu da asla unutmayın: Her bebe bir değil, her anne de bir değil.

Paylaş: