Dün akşam bir fırsatını yakaladım Sena’nın doktor yazısını okuyorum. Yazıda Sena oğlu için yeni bir doktora arıyor. Gittiği doktorla arasında geçen diyaloga yer vermiş. Onu okurken şaşkınlıktan gözlerim pötledi. Diyalog! Doktorla! Bebeler doğalı kaç kere kaç doktora gittim bilmiyorum. Ama hepsini toplasan Sena’nın şu tek kadınla konuştuğunun onda birini konuştum mu acaba? Hiç sanmıyorum! Öyle bir zırıltı, bağırış, tepinme, yoluşma, kudurma… eşliğinde doktor ziyaretimiz var ki bebeleri bırak doktorlara travma yaşatıyoruz!

Allah için bebelerim öyle çok doktora gitmediler. Geçen sene boyunca sadece rutin kontrolleri, birkaç kere de hastalıkları için doktora götürdük. Bu sene Ocak ayının başıyla hastalık sezonunu açtık. O zamandan beri de kıçımız doğrulmadı. Kaç kere doktora gittik, kaç kontrole koştuk, bilmiyorum. Her seferinde de doktor dönüşü biz doktorluk olduk. Yani herkesin bebesi hasta, herkes doktor sırasında bebesiyle bekliyor, ama ne hikmetse bir bizimkiler ağlamaktan fenalık geçiriyor ve geçirtiyor. İkisi iki taraftan öğle bağrış çağırış ağlayıp öyle yırtınıyorlar ki her gören “vah vah, tüh tüh, kim bilir ne dertleri var garibanların” diyor. Kimi bize soruyor “Neleri var yavrucakların” diye. “Valla önemli bir şeyleri yok. Doktora geldiler o yüzden bağırıyorlar” diyorum. İnanmıyorlar. Daha hastanenin kapısından girişte kız doktor olduğunu anlıyor. Yerleri yırtıyor. Doktorun odasına girene kadar zaten tüm enerjimiz tükeniyor.

Önceleri pek bir akılsızdık. İkisini bir sokardık doktor odasına. Bir doktorun “Ya Allah aşkına bari birini çıkarın, beynim uyuştu bağrışlarından, çalışamıyorum” demesiyle kendimize geldik. Artık tek tek sokuyoruz içeri. Tabi her girenin başında iki kişi oluyoruz. Bir kişi de dışarıdaki bebeyle kalıyor. Doktor odasında birimiz bebeyi zapt etmeye çalışıyoruz. Öbürümüz doktora derdimizi anlatmaya uğraşıyoruz. İkinci bebeyi dışarıda tutmak da bizim yaptığımız işten kolay değil hani. Arenada delirmiş bir boğayla baş başa kalmaktan pek farkı yok.

Uzun zamandır bebelere rutin kontrol yapılmıyor. Ne boylarını ölçtürüyorlar, ne tartıya çıkıyorlar. Ne de doktorla konuşturuyorlar. Ben de götürmüyorum valla. Gereksiz aksiyon, başka bir şey değil. Sadece hastalandıklarında götürüyorum. O da canımıza yetiyor. Benim bildiğim hasta olan insan pelte gibi olur. Ne elini kaldıracak hali olur ne kolunu. Ama yooook! Benimkiler tam aksi. Hani deli kuvveti derler ya, aha işte doktor muayenesi sırasında tam ondan bir enerjiyle doluyor bebelerim. Bir kere oğlan doktora bir çifte attı, kadıncağızın feleği şaştı. “Ay bu hasta falan değil, bu nasıl kuvvet böyle,” dedi kadın. Bir kere de kızı götürdüğüm doktor, hanımefendinin mütemadiyen zırlaması üzerine, “Muayene etmek için sen yorulup susana kadar bekleyeceğim,” dedi. “Aman” dedim, “Doktor efendi, sen hiç bekleme. Zira 22 aydır ben zırıltısı kesilsin diye bekliyorum. Hâlâ da kesilmedi.”

Bunlar sıradan muayeneler. Bir de sıra dışı olanlar var. Mesela kan aldırmak, iğne yaptırmak, oksijen bağlamak gibi. Bir ara oğlanın kanının alınması gerekti. Tut da al kanını. Havada çifteler atıyor adam. Yeminlen Tazmanya canavarı olsa daha kolay alırlardı kanını. Babası, ben, bir hemşire, tam üç kişi abandık el kadar bebenin üzerine. Anca öyle zapt edebildik. Sonra sakinleştirebilmemiz de saatleri buldu. Küçük hanıma da Ocak başında 3 iğne yaptırdık. Aha da hâlâ eve her geleni iğne yapacak sanıyor, bas bas bağırıyor. Saatlerce sakinleştiremiyoruz. Sadece eve gelene bağırsa iyi, bir yere gitsek, birini görsek, hep iğneci, hep iğneci. Sokakta bile buna bakan olsa “İğneee bittiii, temaaam” diye bağırıp ağlıyor. Beyaz önlüklüleri görünce fenalık geçiriyor. Markette beyaz önlüklü sucuk tattıran kadın var diye haftalardır markete giremiyoruz. Hastaneye benzeyen banka, AVM gibi temiz yerler de gidilebilir yerler listesinden çıktı. İçeri sokamıyoruz.

Yani Allah aşkına bunlar nasıl bebeler? Biri bari normal olsaydı. Yani çocuklar iğneden korkar tamam da üç iğne kaç tane çocukta sosyal fobi doğurur? Çocuklar doktoru sevmez, tamam da, kaç çocuk doktora gidince koridorda bi durum mu var, bu ne bağırış çağırış diye kata güvenlik gelir? Kaç çocuk doktor odasından çıkarken “Ay içeride ne oluyor acaba?” diye kapıya insan birikir? Ya ben nasıl doğurdum bu iki numuneyi? Tıp dünyası incelemeli! Benim, daha doğrusu kendileri için bu duruma bir çare bulmalı!

Paylaş: