Bu aralar bizim ev pek bir bunalımlı. Bir tek babacık iyi. O da pek evde vakit geçirmediğinden herhalde. Ben kış depresyonundayım sanırım. Hadi beni anladık da bacak kadar bebelere ne oluyor bilmiyorum. Pek bir gerginler bu ara.

Oğlan kişilik bunalımında. Bir türlü ne olacağına, ne yapmak istediğine karar veremedi. Bir bakıyorsun başını bağlayıp geziyor evde, bir bakıyorsun popposu açık dolanmak istiyor. Kız da ondan geri kalmaz hani. Geçen parmağını makas yapmış, saçını tutmuş, “Anne kırt kırt kes” diyor. Ya koyunun yünleri nasıl kırpılır diye anlattığım aklında kaldı, ya da valla bunalımda, saçaklı saçlarında değişiklik talep ediyor.

İşin aslı, ne kadar kabullenmemeye çalışsam da, galiba bizim eve iki yaş sendromu gelmek üzere. Her şeye bir olumsuz yaklaşmalar, bir tripler, bir sinirler…  Oğlan yumruklarını sıkarak bir kızarıyor sinirden. Gözlerinden ateş çıkacak diye korkuyorum. Kız da car car car car her şeye kızıyor. Henüz hayır demeyi bilmiyorlar. Onun yerine bolca olmaz, yok, ı-ıı, o değiller.

Küçük bey sütünü o biberonda içmezmiş. Olmajmış. “Bundan içer misin oğlum?” “Olmaj” “Peki ya bunda? “Olmaaajjj” “Zıkkım içmeye ne dersin?” “Olmaaaaaaajjjjj.”

Küçük hanımın da olumsuzluk eki -mo. “Sütüne bisküvi koyayım mı koymayım mı annecim?” “Koymo.” “Bal?” “Koymo.” “Ne istersin peki?” “Koymoooooooooooo.”

Oyuncak oynuyoruz. Ben legolardan sanat eseri oluşturma derdindeyim. Aman bir de rahat bıraksalar. Her koyduğum parçaya itiraz. “O diiil, anne, o diiiil”. “Ayol hepsi birbirinin aynısı, bunu koysam ne olacak?” El cevap: ıkınırcasına kocaman bir “I-IIIIIIIIIIII!”

Valla bu işin sonu nereye varacak bilmiyorum. İki yaş bunalımı gümbür gümbür geliyor. Yemin ederim, korkuyorum!

Paylaş: