Bizim yavruların 2 yaş sendromu hayatımızın her köşesine yayılmaya devam ediyor. Yeni durağı video zevkimiz. Tv’yi evden postalayıp bilgisayardaki çizgi filmleri silmemden kısa bir süre sonra bacım sayesinde Baby Einstein serisiyle tanıştık. Adına bakıp da yanılmayın. Neredeyse tamamını izledik ama içinde henüz e=mc2’nin e’si bile geçmiyor. Bu nasıl bir Einsteinlıktır, anlamıyorum. İsim benzerliği herhalde. Yine de ailece sevdiğimiz bir seri. Günde 2 kez birer bölüm izletiyorum. Her bölüm 30-35 dk sürüyor. İçlerinde bol miktarda bebe geçiyor. Bizimkiler bayılıyor. Her bölümün bir ana teması var. Ona göre de bir kuklası. Bizim bebeler kuklalara göre bölümleri isimlendiriyor. “Anne, at aç”, “Anne, arı aç” gibi. İzlediğimiz ilk günden beri ben de çocuklarla oturuyorum, içinde geçenleri anlatıyorum: “Aaaa annecim bak, vız vız arı çiçeğe kondu.” “Aaaa annecim bak, maymunlar hop hop hopluyor.” Bir nevi dublaj yani. Bir süredir benim anlattıklarımı artık onlar anlatıyor. Onları dinlemek de ayrı zevk valla. Hani dedim ya 2 yaş sendromuna yaklaştıkça evde zıtlaşmalar başladı. İşte bu zıtlaşmalardan Baby Einstein da nasibini aldı.

Bir kere bir türlü hangi bölümü izleyeceklerine karar veremiyorlar. Biri at diye bağırıyor öbürü arı. Biri bebek derse öbürü mutlaka hayvan diyor. İlle bir inatlık çıkacak. Biri sevinirse öbürü mutlaka zırlıyor. Geçen baktım olmayacak iki ayrı bilgisayarda izlettirdim. Ama yardımcımızın gidişiyle birlikte evdeki olağanüstü halin hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması maddesiyle Baby Einstein bölümünü seçme hakkını da kaldırdım. Artık tek kanaldan yayın yapıyorum. Ne çıkarsa bahtlarına. Biraz bağrışıp çağırışıyorlar. Sonra kös kös oturuyorlar.

Birbirleriyle zıtlaşmaları yetmiyor bi de şova müdahale ediyorlar. Baby Einstein’da çok konuşma yok. Tek tek kelimeler halinde nesneleri sayıyorlar. Tüm seri İngilizce ağırlıklı. Ara ara başka diller de var. Bıraksam her şeyin belki İngilizcesini öğrenirlerdi ama önceden oradaki nesnelerin hepsini öğrenmişlerdi zaten. Dilleri yeni çözülürken karmaşa yaşamasınlar diye de Türkçelerini söylemeye devam ettim. Şimdi orada bir kelime geçiyor. Diyelim “daddy”. Ekranda baba çocuğunu kucağına almış. Kafa sesi “Daddy” diyor. Bizimkilerden hemen müdahale “deedi diiiiill, o baba!” Ya da çocuk gevrek yiyor. Dış ses siriyıl (cereal) diyor. Bizimkilerden anında müdahale “O gebrek, gebrek!”

Sonra bir de fiilleri olumsuzlamaları var. Ben ne dersem olumsuzluk eki koyuyorlar sonuna. Baby Einstein izlerken de bunların fiil sandıkları İngilizce kelimeler geçiyor. Mesele bildiğimiz otobüs olan bus. Kadın “bas” der demez bağırışıyorlar: basmaaaaaaaaaaaaaaaa.

Bir yerde de kadın biraz daha yiyecek için moooor (more) diyor. I ı. O da olmadı. Bizimkiler yine kızıyor. “Mor diiiil pempe!”

Bebelerle yaşamak zevkli diye duyardım ama kimse bana gittikçe daha da zevkli olacağını söylememişti. Önümüzdeki günler neler getirecek, merakla bekliyorum.

Önemli not: Bu arada bebelere tek başına bakıp bir de bloğa yazı girdiğimi fark ettiniz mi? Aşıyorum anam, gün be gün kendimi. Maşşşşaallah!

Paylaş: