Çocuk dediğin bir ayna. Onlara bakınca kendini görüyor insan. Bacak kadar boylarıyla nasıl da taklit ediyorlar her şeyi. Gizli kamera gibiler. Her an kayıtta. Hiç ummadığın bir yerde ummadığın bir hareketle karşılaşıyorsun. Belli ki sana çaktırmadan not etmişler zamanında. Beni taklit etmeye başladıklarını anlayalı biraz çeki düzen verdim kendime. Onlardan görmek istemediğim davranışı kendim de yapmamaya çalışıyorum. Hele laflarımı taklit etmeye başladıklarından beri beş düşünüp bir konuşuyorum vallahi. Artık lan, lun, eşek, manyak, salak… yok. Pek bir kibarım evde. Tam anlamıyla Kezban Paris’te. Ota b.ka mersi diyorum, teşekkür ediyorum. Lütfensiz hiçbir şey istemiyorum, yanlış bir şey yaparsam hemen özür dileyip el etek öpüyorum. Çağrıldığımda haa höö demek yerine efendim diyorum. Pek bir inceldim, kibarlaştım. Dört dörtlük oldum yemin ederim. Bebelerimin beni taklit etmeleri çok hoşuma gidiyor. Ama ne yalan söyleyeyim bu ara her söylediğimi kayda alıp sonra aleyhime delil olarak kullanmalarından pek bir muzdaribim. Bunun başka bir açıklaması yok, resmen kendi silahımla vuruyor beni keratalar!

Ben ne dersem dediklerini bundan bir kaç ay önce kız uyumaya çalışırken oğlanın musallat olması üzerine “Ahmiiii, def ol git, defoooolll giiiittt!” diye bağırdığında anladım. Defol git! Nereden öğrenmiş olabilirdi ki? Elbette benden duymuştur, kimden duyacak? Düşündüm, taşındım ama bir türlü ne zaman dediğimi hatırlayamadım. Sonra bir gün ayıldım. Sinekleri kovarken defolun gidin diye bağırıyordum. Oradan duymuş da hangi durumda kullanacağını da bulmuş bacaksız! Şimdi neye kızsa defol git diyor. Geçen de bana dedi! Bana! Şu uğurlarında saçını süpürge etmiş, saçı sakalı birbirine karışmış, cefakâr, çilekeş, gariban analarına!

Oğlan da kızdan geri kalmaz hani. Bunların bir kitabı var. Köpek Todi diye. Köpek orada sabah yataktan kalkmıyor. Ben de kitabı okurken sözde köpeğe dil döküyorum: “Haydi, köpek, kalk artık. Tembel tembel yatma. Sabah oldu, güneş doğdu, artık uyanma vakti.” Oğlan da bu repliği beynine kazımış. Her sabah horozlarla birlikte kalkar kalkmaz soluğu benim odanın kapısında alıyor. Önce annea, annea diye bağırıyor. Benden ses çıkmazsa hemen köpek uyandırma taktiğine geçiyor: “Köpeeeeaaaakk hadi kaaaallkk, tembel tembel yatma! Sabah olduuuuu, güneş doğduuuuu, artık uyanma vakti!” Burada sözü geçen it de ben oluyorum tabi ki!

Bakın bir de şu hikâyemiz var. Hani demiştim ya benimkileri gaza getirmek için komşunun ikizleri olan Emin ile Masum’u kullanıyorum. Yemeği yemezlerse “Emiiiinn, Maşuuuum, koşun gelin siz yiyin diyorum.” Hemen kapışıyorlar yemeği. Yataklarına Emin’le Masum yatmasın diye  de pusudalar. Adlarını duydukları an soluğu yatakta alıyorlar. Şimdiye kadar çok iyi gitmişti bu taktik. Ama kız uyandı! Artık sökmüyor ona. Geçenlerde yine uyutmaya çalışıyorum bunları. Salıncakta sallıyorum. Kız salıncaktan kalktı. “Hadi geri yat,” kızım dedim. “Yatmıycam, sen Emin’le Masum’u yatır,” dedi. Zortladım kaldım. Emin’le Masum’u bilfiil kullanmayı bırakın, taktiği çözmüş onu da bana karşı kullanıyor. Bakıcı ablalarının olduğu bir gün kız benden su istedi. Ben de toz alıyordum. Tozlu ellerimle suyu doldurmak istemedim. Banyoya el yıkamaya girdim. Biraz geciktim ya kız hemen verdi bana gazı: “Anne, bak su getir, yoksa abla getirir.” Küçük hanım büyümüş de anasını tehdit eder olmuş!

Bir de bunları öpme meselesi var tabi ki. Her annenin taktiğidir işte. Bir yerleri uf olunca anne öperek acil şifa hizmeti verir. Bazen düştüklerinde ya da kavga ettiklerinde birinin canı bir öpücükle geçmeyecek kadar çok yanıyor. Öpsem de susmuyor. Ben de hemen diyorum ki “Aaaa öptüm ya seni, bak geçti bile, hadi abartma artık!” Geçenlerde bir gün bunlar odada oynuyor. Ben de yere uzandım, nasıl tatlı bir uyku geldi, gözlerimi zor açıyorum. Bunlar da oyuna dalmışken biraz kestireyim dedim. Durumdan istifade küçük hanım yatağıma çıkmış. Daha tam daldım, dalmadım derken kız dannnn diye yataktan karnımın üzerine sıçramasın mı! Ben de boş bulunmuştum tabi. Bir anda gözlerim yerinden fırladı. Ahhh diye bağırarak iki büklüm oldum. Yemin ediyorum bu acıyı en son sezeryandan çıkıp kendime geldiğimde duymuştum. Sandım ki dikişlerim patladı, bağırsaklarım sağa sola saçıldı. İnleye inleye ağlamaya başladım. Kız da boş durmadı tabi hemen gelip öptü. Ama bir öpücük beni keser mi? O an acımı dindirmeye narkoz lazım. Karnım karnım diye ağlayarak yerlerde yuvarlanıyorum. O halimi görünce kız en bilmiş tavrıyla lafı yetiştirdi: “Anne, anne, öptüm seni bak, geçti bile, hadi abartma artık!”

Görünen o ki bunların dilleri bu hızla çözülmeye devam ettiği sürece beni beş düşünüp bir söylemek de kurtarmayacak. Onu bunu hesaplayayım,  aleyhime delil olacak durumları göz önünde bulundurayım, bu lafın sonu nereye varır diye düşünürken, vallahi korkuyorum, hepten konuşamaz olacağım!

 

Paylaş: