İki yaşındaki çocuklar programlı hayatı sever diyordu bir kitap. Hangisiydi hatırlamıyorum. Hatırlarsam söylerim. Bu cümleden yola çıkarak bir süre önce programladım benim bebeleri. Bu fikri bir yerden mi aldım, kendim mi uydurdum hatırlamıyorum. Artık her şeyi saatli yapıyorum. Tabi saat dediysem de 8:30’da kalkış, 8:35 eli yüzü yıkayış gibi öyle kesin saatlerimiz yok. Ama günlük yayın akışımız belli: Sabahın köründe kalk, kıç yıka, doyur, yine kıç yıka, oynat, kıç yıka… şeklinde gece 12’ye kadar devam ediyor işte. Çocuklara neyi ne zaman yaptığımı özellikle belirtiyorum. Kıç yıkamadan önce “Şimdi baaanyoooo saati,” diye ilan ediyorum. Ya da zıbartma çalışmalarına başlamadan “Şiiiiimdiiiii uyku saati,” diyorum. Başlarda pek iplemedi bebeler ama şimdi tıkır tıkır işliyor bu numara. Tavsiye ederim!

Bir kaç örnekle pekiştireyim bu durumu: Önceden bilgisayarda çizgi filmi kapattığımda kavga çıkardı. Şimdi “Çizgi film saati bitti,” diyorum, ikisinin de sesi çıkmıyor. Ya da vırt zırt ellerinde bir şeyler yiyerek evde dolaşmak isterlerdi “Yemek saati bitti” diyorum, tık etmiyorlar.

Tabi bazen bu silahımı da bana karşı kullanmaya çalıştıkları oluyor, olmuyor değil hani. Oğlan koşarak gelip “Annea, yaşasın attaa saati galmiş,” diyor, nereden çıkarıyorsa. Tandır gibi güneşin altında ne attasıysa artık. “Hayır,” diyorum, “Haaayııırrr, daha attaa saati gelmedi. Şimdi … saati diyorum,” susup oturuyor.

Kız bu saatli hayata o kadar alıştı ki “Peki şimdi ne saati gaaldi,” diyor aklına düştükçe. Şimdi şu saati, şimdi bu saati diyorum. Hemen moda giriyor. Markette falan da işimi kolaylaştırıyor saatler. Kız bonibonun tadını aldı bir kere. Her gördüğünde gözü düşüyor. Bakkalda çakkalda bonibon isteyince “Bonibon saati daha gelmedi,” diyorum. Saf yavrum hemen geri yerine bırakıyor. “Bonbon saati galince yiycaaz di mi annea?” diyor. “Evet,” diyorum. Allah’tan henüz aklı erip de “Ne gelmez bonibon saatiymiş bu ayol, üç aylar geldi geçti, hâlâ bonibon saati gelmedi,” demiyor benim bacaksız.

Saatli hayat çok daha rahat ama tabi zaman da göreceli kavram. Mesela Allah’ın hikmeti işte çizgi film saati rüzgâr gibi geçiyor da kitap saati bir türlü geçmiyor, arkadaş. Ne iştir bu anlamadım. Geçen gün bunlar çizgi film izlerken evi toplayayım dedim daha yatak odasından çıkamadan bitti gitti 20 dakikalık çizgi film saati. Sonra oturdum, bunlara kaç tane kitap okudum, anlattım, soru sordum, onlara okuttum…. zart zurt bir sürü iş yaptım, baktım daha 16 dakika olmuş!!! Bizim saat ya sayı saymayı bilmiyor ya da temiz bir sopa istiyor, bunun başka bir açıklaması yok!

Kitap okuma demişken aklıma geldi, kitap saatinin adı bizde şu aralar “kitap saati” değil, “tavşan saati”. Ne alaka derseniz, resme bakın, anlayacaksınız:

bissürü bissürü tavşan, şaşasın!

 

Bu aralar Nesil Çocuk sayesinde bissürü bissürü tavşan kitabımız oldu. Artık Tavşan Tali’nin iki seti var evimizde. Bebeler bayıldı. Uyku saatinden önce mutlaka tavşan saati geliyor. Oğlan tavşan saatinin uzaması için çok ısrar ediyor. Ama uyku saati gelince ben tavşanların hepsini toplayıp bir battaniye altında uykuya yatırıyorum. Oğlan da hıp diye sesini kesiyor. Kendi de yatağa giriyor.

Şimdilik evde herkes saat uygulamasından memnun. Yalnız benim biraz daha talebim var. Şöyle bir “çocuklar-kendi-kendilerine-takılırken-annenin-şekerleme saati” ya da “bebeler-evi-silerken-annenin-çay-içip-tivit-atma saati” gibi saat birimlerine de ihtiyacım var. Hem de en acilinden!

Paylaş: