Okulun ilk günü yazısını yazalı ben neredeyse iki ay geçmiş aradan. O zamanlar çok büyük hayallerim vardı. Bu süre zarfında hayallerimin tek tek suya düşüşünü izledim. Bu hayallerin başında bloga sık sık yazı girmek vardı ama tabi onu da yapamadım. İşin açıkçası çocuklar okula başlayalı sudan çıkmış balık kıvamındayım. Can havliyle debelenip duruyorum. İnanmayacaksınız biliyorum ama neredeyse çocukları doğurduğum yıla döndüm. Her saniyem dolu, koş koş koş…

Sabah güneş doğmadan kalkıyorum. Malumunuz bebeler sabahçı. Onları kaldırmadan beslenmelerini hazırlamaya çalışıyorum. Kanımca günün en zor işi bu. Beslenme listesinden nefret ediyorum. Kek, poğaça, börek, açma, kurabiye… Kabul günü menüsü mübarek, bir kısırı eksik. Ben sevmem öyle hamur işiyle uğraşmayı.  Akşam zaten yapacak halim olmuyor, sabaha gözüm açılmıyor. Tecrübeli anneler, “yap bir tepsi, at dondurucuya, çıkar, çıkar ver,” dediler, ben de “Sizde yapılmışı varsa, hayrına siz verin, uğraştırmayın beni,” dedim, sustular. 😉

aslında yapsam şöyle bi tepsi kurabiye, atsam dolaba ;)

aslında yapsam şöyle bi tepsi kurabiye, atsam dolaba 😉

Burada bir börekçi var, kafayı fena taktım ona. Beş dakika erken çıkıp börekçiye uğruyoruz. Kendime de kahvaltı alıyorum. Geçen de okulun kantinini keşfettim. Tostu falan da oradan takılıyoruz. Bir tek meyve suyunu evde sıkıyorum, bir de sandviç falan olursa işte. Başlarda hevesliydim çeşit çeşit ekmekler alıyordum. Şimdi hiç uğraşamıyorum valla.

7.20 gibi bebeleri uyandırıyorum. Tabi hâlâ uyanmamışlarsa. Oğlan çoktan uyanmış, araba sürüyor oluyor. Kız biraz zor kalkıyor. Bebelerin ikisi de kalktı mı hadileme turuna geçiyorum. Çocukları hızlandırmaya çalışmaktan nefret ediyorum ama iki çorap giyme arasında bile oğlan oyun kurduğu için, kız da bir türlü ne giyeceğine karar veremeyip vızır vızır vızladığı için elimde değil, hadi, hadi hadiiii…. Dilim damağım kuruyor yaa, kafam allak bullak oluyor. Daha bu sabah arabanın kapısını açtım, kapıda “Hadi girin artık yatağaaa,” diye bağırıyorum. Bebeler de bana bakıyor yatak nerede diye. Onlar baktıkça daha çok bağırıyorum, ”Hadi yatağaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!”

8’e on kala evden çıkıyoruz. Sabahları rahatız, arabamız var. Sekizde derse atılmış oluyor veletler. Sekizi on geçe evdeyim. İçeri girince şöyle bir eve göz atıyorum, oyyyy aklını oynatmamak mümkün değil, ev almış başını gidiyor. Allah’tan alışkınım, çok etkilenmiyorum. Zaten ev işiyle uğraşacak hiç vaktim yok. Acil bilgisayarı açıyorum. Bitirmem gereken işler var. Çat çat çat çat, parmaklarım birbirine dolanırcasına hızla yazı yazıyorum.  Bu arada tabi biraz nefes almam da gerekiyor. O arada hızlıca kendime çay alıyorum, yanına iki lokma bir şey koyuyorum. Koridordaki donları falan kaldırıyorum. Hızla çamaşırı makineye atıyorum. Bebeler öğlene aç gelecek, bir molada da öğle yemeğini koyuyorum. Gerisi çat çat bilgisayar başında iş yetiştirme telaşı.

Saat 11.45 gibi evden çıkıp bebeleri almam lazım. Bilgisayarı kapatıp fırlıyorum. Bu sefer  yürüyerek gidiyorum, araba kocayla işe gitti tabi. Allah’tan okul çok uzak değil. Geçen baktım yaklaşık 2000 adım tek gidiş.

12’de sınıfın kapısındayım. Bebeleri alıyorum. Ve dönüş çilesi başlıyor. On beş dakikada indiğim yolu bir saatte çıkıyoruz iyi mi! Ve o da çıkabilirsek! Her çere çöpe elleyip, herkes hakkında yorum yapıp, her otobüs durağında oturup, her duvara tırmanıp, her gördüğünü isteyip, bütün bunlar yetmez gibi dayılarının evinin önünden her geçişimizde “Hüüüü Aamet abimlere gideliiiim,” (evet, onun adı da Ahmet) diye zırlayıp, kavga çıkarıp, her market önünde pazarlık yapıp dura didişe yol alıyoruz. Bir saate eve çıkıyoruz. Aslında yol dolmuş güzergâhı, dolmuşla da çıkabiliriz ama sanırım dolmuşçu ne zaman dolmuş beklediğimi görse saklanıyor; sözde on dakikada bir dolmuş geçiyor, bir kere de denk gelmedik iyi mi lan!

Saat 13, 13.30 eve varışımız. Dilim dışımda giriyorum. Kendimi koridora atıyorum. Tabi ev sabah döküp çıktığımız halde. Yataklar bile ortada. Zor bela yerden kalkıp bebeler biraz dinlensin diye ellerini yıkayıp, üstlerini değiştirip onlara çizgi film açıyorum ve hızlandırılmış tura geçiyorum. Koş, koş, koş…. Bir oraya bir buraya. Kâh çamaşır, kâh önceki günün akşam sofrası, kâh yataklar…. Geçen hesapladım, ortalama 4000 adımda evi yaşanacak hale getiriyorum. (Yok, tek tek saymadım, adımsayar aldım da onun havası;) )

Ev işi bitince, çizgi film de kapanıyor. Bebelere öğle yemeği. Ben tabi pert, ama bebeler maşallah aha sabah yeni kalkmış gibi, gayet oynak, mutlu, enerjik.

Yemekten sonra ben yığılıyorum. Bebelerin oyun saati. Maşallah artık kendi başlarına takılıyorlar. Tabi benim uzandığımı görene kadar. Yattım ya hayatta rahat bırakmazlar, “Anne kaka, anne çiş, anne bıdı bıdı…” Bir saat kadar uzanmaya çalışıyorum. Yaklaşık yirmi kez yat kalk yaparak. Sonra hava güzelse bebeleri alıp dışarı çıkarıyorum. Parkta takılıyoruz.

İkindiden sonra tekrar hızlandırılmış tur. Bebeleri eve sok, yun yıka, onlar oyun oynarken akşam yemeği koşturmacası. Bu arada sabahtan kalan işler. Çamaşır as, ütü yap…

Yemek için babalarını bekleyemiyoruz. Çok yorulmuş oluyorlar, erkenden doyuruyorum onları. İki lokma da ben alıyorum. Hemen dişler, çişler, pijamalar… O sırada baba geliyor. Bunlar babayla koştururken ben ağzımı zor açacak halde son işleri yapıyorum.

Akşam 8’de bebeleri yatağa basıyorum. Tabi onlar yatar da ben ortada olursam yine sürekli taciz, taciz; bir türlü uyumuyorlar. Ben de eski düzene döndüm. İkisinin arasına yere bir şilte üzerinde yatıyorum. Kız hemen uykuya dalıyor. Oğlan kırk takla atıyor. Ama dokuz gibi ikisi de bayılmış oluyor.

Son bir enerjiyle becerebilirsem yerimden kalkıyorum. Akşam sofrasını falan topluyorum ama genelde ben de yerde sızıp kalıyorum. Gecenin bir vakti donmak üzereyken uyanıyorum. Becerebilirsem yatağıma geçiyorum.

Oğlan okula başlayalı bana çok taktı. Gece de rahat bırakmıyor. Sürekli yanımda yatmak istiyor. Odasında, yerde yatıyorsam sorun yok. Yatağıma geçtiysem ama gece uyanıp uyanıp yanıma geliyor. Ben de o sızar sızmaz bu sefer onun yatağına kaçıyorum. Ne yapayım, sürekli dönüp duruyor, hayatta uyuyamam ben bu kadar aksiyonla. Ben gidince, o gözünü açıyor, bakıyor ben yokum, hemen kendi yatağına dönüyor. Yine o sızınca bu sefer kendi yatağıma kaçıyorum… Bir oraya, bir buraya… Sabahı sabah ediyorum.

Tabi bunlar ana maddeler. Bir de ara maddeler oluyor, gidilmesi gereken yerler, gelen giden, market, pazar işi gibi… O zaman günlük rutinimin üzerine ortalama üç-beş bin adım kadar daha ekleyin.

Anlayacağınız günü maraton koşarak tamamlıyorum. Yoruluyorum, evet, hatta gece yattığımda bacaklarım zonkluyor, bazen yorgunluktan ateşim bile yükseliyor. Ama mutluyum, elhamdülillah. Aman Allah sağlık, sıhhat versin de koşalım. Oturmaya mı geldik dünyaya. 😉

liselim ;)

hayat zor be liselim 😉 Allah yolunuzu açık etsin.

Paylaş: