Bir kaç hafta önceydi. Unutmuyorum, günlerden perşembe. Akşam vakti sohbet ediyoruz. Birden kızın tek gözünü durup durup kırptığını fark ettim. Gözüne bir şey mi kaçtı dedim. “Yooo, niye ki?” dedi. “Hiiç, gözünü kırptın gibi geldi de.” Fark etmemiş. Yine kırptı. Sonra yine. Tek tek. İki kez sağ gözü ve bir kez sol gözü. Ve yine… Durduk yere, gözümün önünde tik başladı çocukta iyi mi! Ben sağ gözümü tek başına kırpamam bile. Bu hanım şık şık, bir o tarafı kırpıyor, bir bu tarafı. Yüzüm düşünce ters giden bir şeyler olduğunu anladı. “Bir şey mi oldu?” diye sordu. “Yok” dedim. Endişelendirmeyim şimdi çocuğu. Ama ben endişeden dudağımı kemirmeye başladım. Ne oldu bu çocuğa durduk yere bir anda ya! ?

Belki sabaha geçer dedim. Yattık. Sabah kalktık. Aynen devam. Bir şey anlatırken, bir şey dinlerken sürekli birbirinden bağımsız halde tek tek gözlerini kırpıp duruyor. Bakışlarımdan bir tuhaflık olduğunu anladı. “Bir şey mi oldu?” dedi. Daha fazla saklayamadım. “Bence sen bir şeye üzülmüşsün, bunu da bana anlatmamışsın. O yüzden gözlerin senden habersiz bana anlatmaya çalışıyor. Seni üzenin ne olduğunu söyle de gözün rahat etsin dedim.” Üzüldüğü bir şey yokmuş. Gözün öyle demiyor ama. Durdu. Düşündü. Hüzünlendi. Aslında üzüldüğüm bir şey var dedi. Oh be! “Söyle bir tanem, söyle de rahatla.” “Balığa çok üzülüyorum,” dedi. Hönk? Hangi balığa? “Vılilerin balığı.” Heeee.

Vıliler yani kuzenleri (bizimkiler bıli, onlar vıli) tatile gitmişlerdi, balıklarına biz bakıyorduk. Bir fanusta Japon balığı. “Neyine üzüldün balığın?” dedim. “Annesinden babasından, kardeşlerinden ayırmışlar,” dedi. Ah benim hassas kalpli kızım. “Doğru diyorsun, ama şöyle de bir şey var. Balıkların bizim gibi akrabalık ilişkileri yok. Anneleri yumurtlayıp gidiyor. Sonra yavrular çıkıyor ve dağılıyor. Onların anne, baba, kardeş, emmoğlu kavramları bizimkiler gibi değil. Vıliler gelince söyleriz balıklarına bir arkadaş alırlar. Orada canı sıkılıyordur. Haklısın.” “Aslında hiç almasalar. O gelen balığın da canı sıkılacak. Akvaryum çok küçük.” Ay bu kız benden akıllı yemin ederim. “Doğru diyorsun” dedim ya. Sonra da hayvanlardan, petshoplardan, hayvan bakımından falan söz ettik.  Mutlu oldu. Ama tik aynen devam.

“Başka üzüldüğün bir şey var mı?” “Evet.” “Nedir?” “Dün paten yarışı yapıyorduk, Şeyma benden önde başladı. Sonra da kazandım diye bana hava attı.” Amaaan Şeyma senden küçük. Kendini kazanmış sansın, mutlu olsun. Senin daha hızlı sürdüğünü biz biliyoruz nasıl olsa. Geçiniz. “Başkaaa???” “Bir şey daha var.”

Böylece yarım gün boyunca bebemin incir çekirdeğini doldurmayacak üzüntülerini dinledim. Allah’ım bu ne kadar hassas kız ya. Onun yaşındayken benim çok sevdiğim büyük babaannem ölmüştü de cenaze sofrası hazırlanmıştı. “Keşke dedeanne her gün ölse, ne güzel yemekler pişmiş” demiştim. ? Bir genini bile benden almamış narin çocuğum. Anlattı durdu gün boyu. Bir kere yerde ölü bir böcek görmüş, ona çok üzülmüş. Pofuduk diye apartmanın kedisi var, nicedir gelmez olmuş, onu özlemiş. Kardeşi bir kere ona “Heee heee sen yalan söylüyorsun” demişmiş.?

Hepsine bir şeyler buldum rahatlattım. Böcek ölü değildi, güneşleniyordu. Pofuduk yıllık izne çıktı, yakında gelir. Kardeşi onu demek istememiştir eminim… O öyle, bu böyle… Konular kapandı. Ama tik aynen devam. İyice yerleşsin de istemiyorum. Randevu aldım, Cuma günü bitmeden çocuk doktoruna düştüm.

Kızın yanında da söylemiyorum tik olduğunu. Bir de onu kafasına takmasın. Anlatınca geçti gitti, gözün rahatladı dedim. Farkında da değil zaten yaptığının, ara ara karnı ağrıyordu, onun için doktora götürüyorum dedim. Doktor hanıma da kız yanımda yokken söyledim. O gelince başka şeyden konuşuyor gibi yaptık. Doktor birkaç test istedi, değerlerine bakmak için. Son zamanlarda yaşadığı travmatik bir şey oldu mu dedi. Şeyma patende onu geçmiş diyemedim artık. Yok dedim. Test sonuçları geldi. Maşallah her şey normal. Zamanla geçebilir, ama aklınızda kalmasın, bir de çocuk nöroloğu görsün dedi. E tamam dedim.

Sonraki hafta da nöroloğa koştum. O da muayene etti. Kötü bir şey yaşayıp yaşamadığını sordu son zamanlarda. Pofuduk’un yıllık izninden söz etmedim. Yoo dedim. “Nörolojik bir şey yok, kendiliğinden geçebilir, yine de bir de çocuk psikiyatrisi görsün” dedi. Belki içeride yatan bir sorunu vardır. E tamam.

O günden beri çocuk psikiyatrisine randevu almaya çalışıyorum. Bu ne zor iştir arkadaş. Devlet hastanelerinde zaten sayılı yerlerde var. Oralardan da al alabilirsen. Birini gece 12’de aramak lazım. 12’ye kadar oturayım diyorum, dayanamıyorum, sızıyorum. Kalkınca da çok geç olmuş oluyor.  Ötekine sözde sağlık bakanlığı sitesinden randevu alabiliyorsun. Uğraştım, onu da alamadım. Sürekli dolu gözüküyor. Takip ettim ama açılmadı randevular hiç. Bu arada kızın gözü şık şık aynen devam ediyor. Okulda dalga geçecekler diye aklım çıkıyor. Artık kıza da söyledim tik olduğunu. Çaresini arıyoruz dedim.?

Birkaç gece önce eşimle konuşuyoruz. Kız da yanımızda. Bir türlü randevu alamadım diye söylenip duruyorum. “Uğraşma, zaten hastaneler de uzak, özele götürelim” dedi. “Ya” dedim “özele götürelim diyorsun da nereden baksan dünyanın parası. Sigorta karşılamıyor. Bir de takip edelim diyecek, sürekli nasıl gidilecek? İki de test isterse doktor evin yolunu bulamayız.” Araya kız girdi. “Çok mu pahalı anneciğim?” dedi. “Evet canım,” dedim. Biraz daha konuştuk ettik eşimle. Tekrar deneyeyim de dedim, alamazsam özele götürürüz artık ne yapalım.

Son konuşmamız bu oldu. Ertesi gün kızın tiki geçti.

AHAHAHAHAHAHAHAHHHA.

Hiç bir genimi almadığını düşündüğüm kızım en özel genim olan Kayserililik genimi itinayla almış meğer. Masraf olmasın diye koskoca tiki bıraktı iyi mi. Ahahahhaha.

Hâlâ inanamıyorum yemin ederim. Yazıyı yazmak için birkaç gün bekledim o yüzden. Geçti, vallahi yok. Beynimde ışık yandı. Şimdi biraz da ekonomik krizden söz etsem, oğlanın çıkıntı yapmaya çalışan çenesi düzelir mi acaba? Doktor çenelik falan diyor. Şimdi ortodonti mortodonti, dünyanın parası. Ay iyi fikir, okuldan gelsin terapilere başlayayım.??

 

Paylaş: