Okullar açıldı. Yine benim koşuşturmam başladı. Birçok annenin aksine tatilin bitmesi için gün saymıyordum. Hele bu sene muhteşemdi tatil. Çocuklar kendi başlarına takılıyorlar artık. Onlar eğlenirken ben rahat rahat epey çalıştım. Bir sürü büyük iş vardı beni bekleyen, onları hallettim. Okulların açılmasıyla birlikte benim whatsapp grupları coştu. Ay yok veli grubu değil. Çıktım ondan. Arkadaş gruplarımdan birbiri ardına “Haydi toplaşalım kızlaaaaaar” mesajları geliyor. Herkes tatilden döndü, bebeleri okula saldı, çay çene keyfisi yapacak yer arıyor ahahha. Hele şimdi de bir altın günü merakıdır gidiyor. Ayol en entellektüel, en kariyerli, en havalı arkadaş grubum bile altın günü peşinde. Kahkaha attım okuyunca. Gelmem dedim ben öyle şeylere, bizim evde her Allah’ın günü altın günü zaten. ?

Tatlı kızımın aksine bıdık oğlan paraya pek meraklı. Ne zaman, nasıl başladı bu merakı tam hatırlamıyorum. Şimdi düşündüm biraz da iki yaşına kadar uzanıyormuş bizim para mevzu. Ooo yazıyı tekrar okudum da o zamanlar para peşindeki kızmış. Şimdi hiç merakı yok paraya. Geçen bir yere para vereceğiz, lazım oldu, hiç de param yok, kızım senden ödünç alabilir miyim dedim. Altı yüz lira döktü ortaya. Gözüm yerinden fırladı. Nereden çıktı bu kadar para? ?Bayramlarda biriktirmiş, atmış bir köşeye duruyor. Oğlan olsa var ya amanın, “param da param, param da param. Bu paraya ne alırız, onun parasını ben ödeyeyim, çok para değilmiş yaaa benim bile daha çok var…” Yirmi beş kuruş için yirmi beş gün kesintisiz konuşabilir…?

Hele okulda paraları öğrenip para problemleri çözünce daha da coştu. Tek gündemi para. Kızdım bir kere. “Öf paradan bu kadar söz edilmez. Kalbine yerleşir, bir daha gitmez para. Başkalarını sevecek yer kalmaz kalbinde.” “Anneciğim, bana niye kızıyorsun, öğretmenimiz yüzünden ben hep paradan söz ediyorum. Aç matematik kitabını bak. Herkes para konuşuyor,” dedi.?

Sonra bizim yerli milli paramız kesmemeye başladı veledi, zaten alt yapı müsait, meşhur on avroyu biliyorsunuz. Yabancı paralara merak saldı. Döviz uçtukça oğlan da uçtu. Hatta günahı boynuna, dua ederek dövizi bizzat kendisinin yükselttiğini düşünüyorum. ? Ay bir de umreye gittiğimizde Riyal ile tanışmıştı. Üç beş de riyali var evde. Döviz kuru ile yatıp kalkıyoruz nicedir. Bir Japon Yeni kaç TL, bir İngiliz Sterlini ile neler alabiliriz, parasını Çin Yuanına yatırsaydı şimdi ne kadar olurdu…

Para borsasında bir o yana bir bu yana savrulurken bu sefer de hisse senetleriyle tanıştı. Bayram harçlığını THY hissesine yatırırsa artık okula gitmesine gerek kalmazmış. Hele bir de pipişi nakite çevirip sünnet parası toplarsa of of of. Zaten şirket ortağı olacağı için THY atacağı her adımda kendisine danışacak, onun da okula gitmeye vakti kalmayacakmış. Ayrıca hisse aldı diye uçuş da bedava. Akranları okulda dirsek çürütürken kendisi ülke ülke gezip para piyasalarını bizzat yerinde takip edecekmiş. ?

Şirketi bile kurdu yavrum. Tek rakibi Çiftlikbank. ?

Bu kadarla kalsa yine iyi. Bir de madenciliğe soyundu. Altın, gümüş, pırlanta, elmas… Olayı doğumunda takılan altınlardan başlatmasaydı iyiydi. ? Kim ne takmış, nereye gitmiş altınlar… Şimdi kaç lira edermiş, ne yatırımlar yapılırmış o paraya. Şu sıralar nerede görsek kuyumcu inceliyoruz.

Sözde doğum günümde bana alacakmış da ondan bakıyormuş. Yalan vallahi yalan. Her sene aynı şeyi diyor, ben de hevesleniyorum, sonra doğum günüme şöyle bir şey geliyor. ?

?

Bugün sizler için evdeki para pul dialoglarını derledim. Kızımın tek katkısı evde para aradığımda “Ben vereyim anneciiiiiiiim, ben de vaaaaaar” demesi. Ya da borcumu ödemeye çalıştığımda “Gerek yok anneciiiiiiim, vermesen de olur” demesi. Ama oğlan… Abariiiii.?

Anne: “Bu kutudakiler ne? Düşen dişlerin mi?”

Oğlan: “Evet annecim, diş perisinin para getirmediği dişleri sakladım. Yarın bir gün görürsem ‘Bunların parasını vermedin’ diyeceğim.

Aç kalmaz bu velet. ?

Oğlan: “Annecim, yazın beni çalışmam için bir kuyumcunun yanına verir misiniz? Harçlığımla istediğin altınlardan alırım sana.”

Kuyumcu yanına CEO olarak girecek. ?

Anne: “Ay bu çantaların ağırlığı ne! Nasıl taşıyorsunuz bunları okula! Külçe gibi!”

Oğlan: “Külçe altın demek bu kadar ağır. Vaaayy. Sünnetime külçe altın getiren olur mu?”

E artık takipçiler toplaşıp bir şey düşünür, kaç senedir bedava bedava okuyup okuyup gülüyorlar asdfgh. ?

Oğlan: “Annecim, bana çeyrek altın alır mısın?”

Anne: “Ne yapacaksın çeyreği?”

Oğlan: “Sana hediye edeceğim.”

Çeyreğimi kendim aldııııım. ?

Twitter’da Diyarbakır’da mıydı neydi, damadın geline takması gerekenler yazıyordu. Bilmem kaç tane bilezik, gerdanlık… Ben de trip atmak için kocama okuyorum.

Oğlan: “Neaaaaaaaaaaaaaaaaa! Hepsini erkek mi alacak? Ben evlenmem, evlenmem, evlenmem. Bir çukur kazar içine saklanırım kimse benimle evlenmesin diye.”

?

Oğlan: “Babam evlenirken sana fırlanta yüzlük aldı mı anneciğim?”

(Ucuza gittim diyemedim tabi. Babannem stayla cevap verdim.)

Anne: “Senin baban fırlanta yavrim.”

Oğlan: “Ben para biriktirip sana fırlanta yüzlük alacağım anneciğim. Taşı kocaman olacak. Böyle kafan kadar.”

Biraz görgüsüz olacak galiba. ?

Oğlan: “Anneannecim, sizin için üzülüyorum. Altın da fırladı.”

Anneanne: “Bizimle ne alakası var ki oğlum?”

Oğlan: “E sünnetimde bana altın takarsınız. Takarsınız değil mi?”

Anneanne: “Heee tabi.”

Oğlan: “Tam altın olur değil mi?”

Anneanne: “Hıı hı.”

Böyle üç dört kapı gezdirsem yeter. ?

Oğlan: “Annecim, fırlanta mı daha değerli, elmas mı, yoksa altın mı?”

Anne: “Sana dünyadaki en değerli şeyi söyleyeyim mi: Evlat!”

Oğlan: “Yok artık. Elmas dağından da mı daha değerliyiz biz?”

Anne: “Tabi ki de! Bana deseler ki sana bir elmas dağı verelim, dünya kadar da fırlanta, güneş kadar da altın, karşılığında bize çocuklarını ver. Hiç düşünmeden vermem derim.”

Oğlan: “Voaaaaaaaaaa. Peki bir kilo pastırma verseler, gerçekten yine vermez misin bizi?”

(Asdfgh. Bunu biraz düşündüm.)

Anne: “Cıks. Vermem.”

Oğlan: “Vay be, demek o kadar değerliyiz. Sarrafa gidelim birazımızı bozduralım annecim. Saçlarımızdan, tırnaklarımızdan filan. Kaç lira eder?”

Tırnağın günlük kuruna bağlı. ?

Anne: “Peki sen söyle bakayım. Sana deseler ki elmas dağı vereceğiz, bize anneni ver, verir misin?”

Oğlan: “Emmm. Vermem annecim. Seni verirsek aç kalırız. Bize kim yemek pişirecek?”

Anne: “Canım, o kadar paran olursa illa bir pişiren bulursun.”

Oğlan: “Doğru. Hangi dağ kadar peki? Büyük bir dağ mı?”

Anne: “Kocaman!”

Oğlan: “Ben tamam desem, dağı alsam sonra sen kaçsan olur mu?”

Asdfgh. Boşuna besliyorum bu veledi yeminle. ?

Diyeceğim o ki bu aralar oğlan para ile bizi paralıyor. Bu kadar da para konuşulmaz ki aaaa. Korkarım yakında paraya para demeyecek, direk anne diyecek. Ben de paralandığımla kalıp paralize olacağım. Ay çok mu paranoyak oldum acaba. ?

Paylaş: