Bebeklerime sekiz ay annem ile baktım. Zavallı annem Pazartesi sabahı daha gün ağarmadan evinden çıkar, iki otobüs bize gelir, Cuma günü gecenin bir vakti evine dönerdi. Sanmayın ki hafta sonunu evinde geçirebilirdi. Ya Cumartesi ya Pazar telefon açar, telefonda ağlardım “Yetiş anne” diye. O da kalkar yine gelirdi.

Sekizinci ayın sonunda annemin bedeni iyiden iyiye error vermeye başladı. Zaten bildim bileli kansızdır. Koş evini hallet, gel burayı hallet. Bizim evdeyken doğru düzgün gıda ve uyku yok. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar canımız çıkıyor. Sekiz ayın sonunda epey bir kilo kaybetti. Kansızlıktan baş dönmeleri falan da başladı. En azından haftada bir iki gün gelecek birini bulalım da annem biraz dinlensin diye düşündük. Zaten hep aklımızda olan bir fikirdi ama ben başkasıyla bakamam korkusuyla bir türlü harekete geçemiyordum.

Sağa sola haber saldık. Bir yurdum teyzesi bulduk. Bir tanıdığın akrabasıymış. Süper tecrübeli. Aslan gibi bilmem kaç çocuk büyütmüş. Hızını alamamış, komşuların bebelerine bakmış. Falan filan. Aslında ben teyze istemiyordum. Çünkü sadece bebeklere değil evime de yardım etmesi lazım. Koca kadından ben nasıl iş isteyim? Ama ne yapayım. Ha deyince birini bulmak da zor. Hele bir günü birlikte geçirelim, bakalım olacak mı dedik.

Teyze, sağ olsun, sabah istenilen saatte geldi. Teyze dediğime bakmayın. Aslında genç bir kadın. Kırk beş, elli yaşlarında. Ama malum bazı kadınlar yaşlanmaya ve hastalanmaya pek meraklıdır. Anca öyle ilgi çekip, saygı görürler. Bu da belli ki o cinsten. Rahat altmış gösteriyor. Neyse teyze girdi içeri. Bebeleri de çok severmiş. Yaladı yuttu görür görmez. İlk sinir oluşum öyle başladı. Öpme de diyemedim. Ben de nasıl uykusuz ve yorgunum. Ağzımı açacak halim yok. Suratım da bir karış. Tabi teyzenin hiç hoşuna gitmedi bu durum. “Çocuklarla konuşman lazım. Ben hep çocuklarımı konuşarak büyüttüm. Geçen gün televizyonda izledim. Doktor da çocuklarla konuşun diyor,” dedi. “İyi,” dedim “teyze, sen konuş. Benim konuşacak halim yok.” Hay çenem kopaydı da konuş demeyeydim. Teyzenin ilk cümlesi “Guş goş,” oldu. Hareketlerinden anladığıma göre bebemin biri guş (kuş), bu da kendisine goşmasını (koşmasını) istiyor. İkinci cümlesi de “Guş goş,” oldu. Üçüncü, dördüncü ve beşinci cümleleri de. Ve akşama kadar, saatlerce, kesintisiz “guuuuuuş goooş”, “guş goş, goş guş goş”, “guuuşş hadi goooş hadi gooooş, guuş” cümlelerinin türevleriyle bağırdı durdu. Ses de bildiğin saat alarmı. Öyle bir gıcık. Bende ne kafa kaldı, ne kulak, ne beyin, ne sinir sistemi… Teyze susmuyor, “guuuuuuş goooş”, “guş goş, goş guş goş”. Allah’ım delireceğim. Kapıları kapatıyorum, duymayayım diye. Hâlâ bu guş goş derdinde. Başka hiç mi cümle yok ya. Bozuk plak bile aynı lüzumsuz sesi bu kadar çıkaramaz. Beynimde guşlar ötüyor. Midem bulanıyor. Başım dönüyor. Zaten perişan haldeyim. Hâlâ bağırıyor “guuuuuuş goooş”, “guş goş, goş guş goş”. Kulağımı tıkıyorum, beynimin içinde ötüyor kadın: “guuuuuuş goooş”, “guş goş, goş guş goş.” Kadına yiyecek bir şeyler götürüyorum ki ağzı bari meşgul olsun, sesi bari biraz kesilsin. İki lokma yiyor haydi baştan guş goş. Hay beynini oysun o guş, gözünü çıkarsın, tepene etsin. Gözüm saatte, bir an önce kocam gelse de şu kadın gitse. Bebeleri zor bela uyutuyoruz. Neyse diyorum artık susar. Harbiden de susuyor. Uyuyan bebeği koynuna almış o da uyuyor. Yemin ederim uyandırmaya korkuyorum yine başlar diye. Eve yardımı mardımı geçtim. Uyusun tek. Sesi çıkmasın yeter. Bebe zırladığı an düğmesine basılmış gibi bu da başlıyor “guuuuuuş goooş”, “guş goş, goş guş goş, hadi goş hadi goş hadi goş.” Kaç asır gibi geçti anlatamam, ama sonunda akşam oldu. Yorgunluğu falan geçtim sevinçten dans edeceğim. Hazırlandı nihayet, gidiyor. “Ay çok yorulmuşum dedi. Çenem ağrımış. Kolay değil akşama kadar eğlendireceğim diye çocuklarla konuşmak.” “Ne eğlenmesi lan bebeler morfin yemiş gibi uyuştu, ağızları açık boş boş duvara bakıyorlar. O kadar konuşmaya sadece çenen mi ağrıdı? Benim beynimin içini kemirdin. Zaten el kadar beyin vardı, o da bitti, arkadaş. Bütün fonksiyonlarını yitirdi,” diye çemkirebilmeyi çok isterdim. Ama uyuşmuşum bir kere. Ağzımı açsam guş goş diyeceğim. Sadece gülümsemeye çalıştım, ama sanırım onu da beceremedim.

Annem aradı, ne durumdasınız diye. Konuşamadım. Telefonu bile açmadım. Ses istemiyorum. Bir tıkırtı bile beynime inmiş balta etkisi yapıyor. Kendime gelmem birkaç günümü aldı. Annemle eski düzene döndük. Ha bu arada o kadına ne mi oldu? Ben nasıl yok istemiyorum diyeceğim diye düşünürken aracı arkadaş aradı. Teyze gelmek istemiyormuş. Başta söylemek istemedi ama biraz sıkıştırınca gelmeme sebebini de öğrendim: Akşama kadar çocuklarımı eğlendirmek için yapmadığı kalmamış, ama benim yüzüm hiç gülmemiş. Bu kadar suratsızlığı çekemezmiş.

Paylaş: