Dünden beri tebrikleri kabul ediyorum, ne kadar mükemmel çocuklar yetiştiriyorum diye. 199 adet “bunlar ne biçim bebe” temalı post üzerinde son yazdığım “cici kardeşler” postu her nedense çok tuttu. Sanırım bir anda evde iki adet sevgi pıtırcığı yetiştirdiğim, sabah akşam bebelerin birbirlerini öpüp okşadığı falan sanıldı. Yok canım, daha neler. İkisi de çocuk sonuçta, ben de araları iyi olsun diye elimden geleni yapıyorum. Ama tabi yetemediğim, değiştiremediğim durumlar da oluyor. Ne gibi mi? Hmm nereden başlasam anlatmaya?

Bizim küçük hanım  pek bir nazlı. Bik bik bik sürekli zırlayacak, şikayet edecek bir şeyler buluyor. Oğlan da bu durumdan nasibini fena alıyor tabi. Kardeş kavgası ayyuka çıkıyor yazacaktım ama kavga filan yok ortada. Kız kendi kendini yeyip bitiriyor, oğlana kızayım diye sürekli peşimde dolanıyor. Oğlan oralı bile değil, kaldığı yerden hayata devam ediyor. Ben mi ne yapıyorum? Gülüp geçiyorum tabi. Gülünmeyecek gibi mi?

Bir kere daha önce de dediğim gibi küçük hanıma göre evde her şeyin sorumlusu oğlan. Oyuncakları oğlan dağıtır, suyu oğlan akıtır, oyunu oğlan bozar… Geçen gün kendisi terlemiş, üzerini değiştiriyorum. Laf olsun diye “Niye bu kadar terledin, annecim?” dedim. Cevap hazır: “Ben terlemedim, annecim, Ahmiş beni terletti.” Bak seeeen!

Ayrıca kız, kardeşiyle geçinmemek için de elinden geleni yapar. Sürekli oyunu bozar, mızır mızır mızlar. Top oynarlar, oğlan daha çok topu yakalar, vay efendim, neymiş, Ahmiş ona da versinmiş, hep o alıyormuş. E yavrum, kaldır kıçını da sen yakala bir sefer de topu. Yok anam yok, Kleopatra uzanır yere, getirsin versin topu Ahmiş de küçük hanım da oynasın. Başka bir arzunuz? Olmaz mı? Mesela saklambaçta da hep oğlan bulmayacakmış. İki kere üst üste buluversin, vay vay vay, hanım yerlerde sürünür, ben bulacaktım anneyi diye. E bulaydın, tutan mı vardı, mızırdak!

Yalnız kaldıklarında da hiç zırıltısı bitmez. Önce ilgilenmem ama bir türlü susmayınca bakayım diye içeri giderim. O da ne? Oğlan kendi kendine oynuyor, kız yerde bir yerde, tek ayağı havada, yüzü yere yapışık, bir kolu yatakta. Ne oluyor annecim? Ahmiş düşürmüş. E tamam, düşmüşsün, kalk işte. Olur mu? Düşme pozisyonunu bile bozmuyor, olay yeri inceleme ekibi başına gelene kadar. Anne onu perişan görsün de oğlana kızsın. Yemezler, yavrum, yemezler!

Bazen de yine kavga ederler, oğlan bunu tartaklar, o an olduğu yerde ağlamaz. Olur ya duymam filan. Hemen koşar koridora çıkar da orada ağlar. Ben de için için gülerim. “Yutmazlar, yavrum, yutmazlar,” derim.

Tabi her zaman oğlan onu tartaklayacak değil ya canım. Bu da az anasının gözü değil. Geçen yine gelmiş, başımda zırlıyor. Neymiş efendim, Ahmiş onu ısırmış. Durumu tahmin ettiğim için hiç oralı olmadım. “Ne yaptın da Ahmiş seni ısırdı?” dedim. Duymazlıktan geldi. Zırlamaya devam ediyor Ahmiş ısırdı diye. Tekrar ısrarla sordum ne yaptığını. Döküldü ortaya tüm kirli çamaşırlar: “Dövdüm! Kafasına ah ah yaptım. Tekmek attım!” E gel de ısırma şimdi.

Ayrıca hanımefendi özel mülkiyeti konusunda da çok hassas. Oğlan bunun bir şeyine değsin, bar bar bağırır. Borcunu bile paylaşmaz. Geçen yine gelmiş yanıma zırıl zırıl zırlayarak vay efendim Ahmiş sümüğünü almış da geri vermemişmiş. Susturamadım! Cebren ve hile ile oğlandan sümüğü alıp kıza verdim de sesi kesildi.

Daha neler neler… Saymakla bitmez. Hanımefendi beni oğlana karşı kışkırtmak için elinden geleni yapıyor. Ama nafile. Beni kandırmak için kırk fırın ekmek yemesi gerektiğinin henüz farkında değil. Kendisi de bilmiyor ama anası bu konuda tam bir külyutmaz! Eee boru mu, o da zamanında aynı taktikleri abisine karşı kullandı. On tane küçük hanımı cebinden çıkarır, evelallah!

 

Paylaş: